Çalışmak, kazanmanın ön şartıdır ama yeter şartı değildir. Zamanı doğru planlamadığınızda ortaya koyduğunuz emek, çaba kazanmaya yetmeyebilir. Hele yarışa çok daha dezavantajlı başlıyorsanız farkı kapatmak için hem rakiplerinizden daha erken koşmaya başlamalı hem de daha fazla çalışmalısınız.
Seçim barajının aşılması bir boyutu ile kampanyanın dili ve adayların profili ile ilgili ise diğer boyutu ile çalışmanın tempo ve zamanlaması ile ilgilidir.
Eğer tüm planlama adayların belirlenmesine kilitlenir ve acilen yapılması gereken zorunlu işler adayların belirlenmesinden sonraya ertelenirse fiilen iki ay yani kalan sürenin yarısı boşa geçirilmiş olur. Ne yapılması gerektiğinden ziyade kimin ne olacağına odaklanan hiçbir siyasi iddia iflah olmaz. Mevcut iktidarın, İslami çevrelerin siyasi iddialarını tüketişi tam bu noktada gerçekleşmişken bunu yeniden test etmeye kalkmak bile bile lades olmaktır.
Beklentinin bu kadar yükseldiği dolayısı ile çalışmaya motive olma potansiyelinin tarihi fırsata zemin oluşturduğu bir dönemde, sadece geç kalındığı için harcanacak emeği boşa çıkaracak bir rehavetin sorumluluğunu kimse taşıyamaz.
Bazı çalışmaların semeresini almak, hasadını toplamak o çalışmaların tohumunu atmaktan zordur. Siyasi mücadelenin sosyal çalışmalardan farklı yönlerinden birisi de budur. Toplumsal çalışmalarda kısa dönemde sonuç almak zor hatta imkansıza yakındır. Dönüşüm, değişim mutlaka zamana ihtiyaç duyar. Bir olgunlaşma sürecine ihtiyaç duyulur. Siyasi çalışmalarda netice alıcı hamleyi yapmak zamanla yarışmaktır. Zamanında toplanmayan meyve gibi toprağa düştükten sonra çürümeye mahkum olur.
Türkiye seçmeninin siyasi partilere yönelik en yaygın eleştirilerinden birisi seçimden seçime kapısının çalınmasıdır. Bu duygu oyun kullanılma psikolojisini de şekillendirmektedir.
Siyaseti seçim ve sandıktan ibaret görmeyen anlayışla yapanların bu eleştiriyi hak etmediklerini çalışmaları ile göstermeleri gerekir.
Derdi ile dertlenmediğiniz, seçim öncesinde düşüncesine değer verdiğinizi hissettiremediğiniz her yurttaş, seçim kampanyasının büyülü ortamında kim onun gözünü boyamayı başarırsa o yönde oy kullanacaktır.
Özellikle ortak geniş kimlikler ile ittifak ilişkisinin sadece oy istemeyi aşan bir zeminde gelişebilmesi için son düzlüğe giriyoruz.
Gerek İslami çevrelerde gittikçe yaygınlaşan iktidar eleştirisi, gerekse Alevi çevrelerdeki yüksek sesle yapılmaya başlanan CHP yüzleşmesi büyük kırılmalara gebedir. Bu arayışın sonuca dönüşmesi, onlara sadece pasif oy deposu gibi bakmadan her şeyinizi paylaşma iradenizi hissettirmeniz, birlikte yürüme duygusunu vermeniz ile mümkündür.
Bu noktada kafalarımızdaki barajı yıktıktan devletin barajını yıkmak son derece kolaydır. ‘Onlar zaten bize gelmezler’ ya da ‘şimdiye kadar nerdeydiler’ tabularını yıkmadıkça yeni kesimlerle sağlıklı ilişki kurmak ve genişlemek söz konusu olmaz.
Bu kısır döngüden çıkmak için şimdiye kadar hiç olmadığı kadar uygun bir psikolojik ortam var. Yeter ki bunu gören bir yerden çalışalım ve bugünün işini yarına bırakmayalım.