Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Dış İlişkiler Komisyon Başkanı Songül Karabulut, Avrupa’daki kurumların, insanların ve halkların Kürtlerin vermiş olduğu özgürlük mücadelesini kendiliğinden anlamasının zor olduğunu belirtiyor. Karabulut, “Bizi anlasınlar, Kürt sorununu ve üzerimizdeki baskıyı, haklılığımızı bilmeleri ve bizimle dayanışma içinde olmaları gerek” gibi bir düşüncenin yanılgılı olduğunu, kendini ifade etmenin Kürtlerin kendi görevi olduğunu vurguluyor.  

1979 yılından bu yana Avrupa’da yaşayan ve birçok Kürt kurumu başta olmak üzere Kürdistanlı kadınlarının kendi örgütlü gücünü ortaya çıkarabilmesi için değişik merkezlerde kamuoyu ve lobi çalışması yürüten Songül Karabulut ile söyleşi yaptık. Son iki yıldır KNK Dış İlişkiler Komisyon Başkanlığını görevinde bulunan Karabulut, Avrupa’daki Kürt diplomasisine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Birçok değişik kurum, kuruluş temsilcileriyle görüşmelerede bulundunuz. Kürt mücadelesi dünyada nasıl görünüyor?

30 yıldan beri Avrupa’da yürütülen çalışmalarla, Kürt halkı ve mücadelesi kaba hatları ile kamuoyu tarafından tanınmakta. Fakat bu tanınma bizim anladığımız gibi bir tanınma değil. Siyasal amaçları olan bir halkın amaçlarının dışında kaba ve yüzeysel tarif edilmesi durumu var. Avrupa kamuoyunun halen gerçek anlamda tanımadan uzak olduğunu düşünüyorum. Bunun birçok nedeni var. Devletlerden, sistemlerden kaynaklı önemli nedenleri olmakla birlikte, biz Kürtlerden kaynaklı nedenler de var. Kendimizden kaynaklı nedenler üzerinde durmak zannedersem en doğru yol olur. Şöyle bir yanılgımız olduğunu düşünüyorum. Kürtler çok haklı bir mücadele yürütüyor ve bu mücadele için oldukça ağır bedeller verdiler, vermeye devam ediyorlar. Kürtlerin önemli bir çoğunluğunun üzerinde şöyle bir beklenti oluşmuş: “Bizi anlasınlar, Kürt sorununu ve üzerimizdeki baskıyı ve haklılığımızı bilmeleri ve bizimle dayanışma içinde olmaları gerek.” Bu yanılgılı bir yaklaşımdır. Çünkü kamuoyu, en azından Kürtlerin düşündüğü gibi Kürt sorununa hakim değil, bilmiyor.
Sorun şu, siz kendinizi gündemleştirdikçe, bu ağları yeterli düzeyde kullandıkça, ilişkilerinize önem verdikçe, yöntemlerinizi genişlettikçe, basın ve medyadan yararlandıkça, birçok araçla birlikte gücünüzü devreye koydukça kendinizi hissettirebilir, ilgi odağı olabilirsiniz. Diğer taraftan, Kürtlerin beklediği dayanışma, anlaşılmak ve Kürt sorununun takip edilmesi için bizim daha fazla bir çaba ve emek içinde olmamız gerekiyor. Bu hususta oldukça yetersiz kalındı, oysa diasporada önemli bir Kürt kitlesi yaşıyor, fakat buna paralel bu alanda istenilen düzeyde bir gelişme yaşanmadı. Örneğin İrlanda sorunun çözümünde Amerika’da yaşayan İrlanda diasporasının çok önemli katkıları olduğu bilinmektedir. Birçok halk diasporada lobi çalışmaları yaparak süreçleri kendi halkları lehine etkilemede önemli katkılar sağlamıştır. Kürt lobisinin güçlü olmayışını, Kürtlerin büyük bir kitlesel gücünün Avrupa’da yaşamasından kaynaklı avantajlı konumunu, lobi ve diplomasi çalışmalarına yeteri düzeyde kanalize edemeyişinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Kürtler belirttiğiniz anlamda Avrupa’da tanındı ama lobi çalışmalarında oldukça yetersiz kaldı. Bunun önündeki engeller nelerdir?

Tüm yetersizliklerine rağmen Kürtlerin Avrupa’da 30 yılı aşan bir diplomasi faaliyeti olduğunu unutmamak lazım. Henüz dünyanın Kürtlerden bihaber olduğu bir dönemden başlayarak sorunu ve Kürtleri görünür kılan, açığa çıkartan önemli çalışmalar yürütülmüştür kuşkusuz. Kürtler adına lobi yapmak hiç de sanıldığı gibi kolay olmadığının da altını çizmek isterim. Çıkarların ve pazarlıkların hakim olduğu bir dünyada, Kürtleri egemenliği altında tutan devletlerin esas alındığı bir siyasi denklemde, salt haklılığına ve özveriye dayanılarak yürütülen bir diplomasi çalışmasının zorluklarını tahmin etmek zor olmayacaktır. Şimdiye kadar bu alanda yürütülen mücadele, kuşkusuz Kürt halkının mirasıdır ve çok değerlidir. Bunun dışında unutulmaması gereken diğer bir nokta da, bizim diplomasi anlayışımızla devletlerin diplomasi anlayışı arasındaki farkın olduğudur. Devlet aklına dayalı diplomasi, çıkar savaşının, şantaj, tehdit, pazarlık yoluyla -ki buna diplomasi diyorlar- yürütülmesidir. Günümüzde diplomasinin, krizleri ve gerekirse savaşları ‘olgunlaştırmak’ için kullanıldığını görüyoruz. Yani negatif biçimde kullanılıyor, diğerini alt etmek, kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını sağlamlaştırmak. Halklar adına yürütülen dış ilişkiler veya diplomasi adına ne denirse densin, tam tersine dayanışmayı, ortaklaşmayı karşılıklı güçlenmeyi, dostane ilişkiler yakalamayı amaçlar. Bu açıdan pozitif bir faaliyettir. Bu açıdan bizim dış ilişki çalışmalarımız dost kazanma, ortak mücadele zeminleri yaratma, dayanışmayı geliştirme aktivitesidir. Bunu tanımladıktan sonra yaşadığımız sorunları daha doğru ifade edebiliriz bence.

Kürtlerin kendini anlatamama sorunu da var...

Doğrudur. Kendimizi anlatamıyoruz. Ya da sürekli aynı yöntemlerle anlaşılmayı bekliyoruz. Kürt sorunun bilinmesi otomatikman bu insanların sizin yanınızda olduğu anlamına gelmiyor. Kalıcı ve uzun vadeli ilişkiler gerçekleştirmek, dostluklara dönüştürmek daha fazla emek ve doğru bir tarz gerektiriyor. Örneğin Kürtler kendilerini daha çok düzenledikleri sokak eylemleriyle tanıttılar ve bunun yeterli olduğu kanısına vardılar. Ama, bu yeterli olmuyor. Bunun arka planını anlatamazsanız, yapılan yürüyüşler ve mitingler, yani sokak eylemleri yetersiz kalıyor. Eylemlerde yeteri düzeyde amacına göre örgütlenmiyor. Eğer sokağa çıkıyorsanız, kamuoyuna ulaşmak istiyorsunuz demektir. Bu durumda Kürt olmayan Avrupalı ve Avrupa’da yaşayan insanlara ulaşmak, mesajını onlara iletmek demektir. Ama eylemlerde kullanılan pankartlar, bildiriler, yapılan konuşmalar, atılan sloganlar bu hedef kitlesi gözetilerek hazırlanmıyor çoğu zaman. Örneğin Roboskî’de katliam oluyor. Doğal olarak reflekslerimizi düzenlediğimiz eylemlerle ortaya koymaya çalışıyoruz. Fakat bunu yalnızca biz Kürtlere yapıyoruz, oysa bu katliama, bizimle birlikte tepki verecek dostlarımız var. Kısa süre içinde bir eylem yapma kararı alıyoruz, bunun duyurusunu ve örgütlemesini içe dönük yapıyoruz. En yakınımızdaki dostlarımız bile çoğu zaman bu eylemlerden haberleri olmuyor. Bunu da mutlaka aşmak durumundayız. Başka gruplar yılda bir eylem yapıyor ve çoğu zaman Kürtlerden çok daha az katılımlı ama onu kamuoyuna mal etmede daha başarılılar. Eylemler acısından belirttiğim yetersizlikler ön plandayken aynı yetersizlik siyasal alanlarda da görünüyor. Potansiyelimizi dış ilişkiler konusunda örgütlü bir güce dönüştürememiz zannedersem en önemli sorunlarımızdan biri. Kısacası diplomatik ve lobi çalışmalarına yeni bir çehre, yeni bir anlayış ve tarz geliştirmeliyiz.

Zannedersem en önemli sorun ‘ben mağdurum o halde her kesim beni anlasın’ anlayışıdır. Oysa diplomasi bu düzlem üzerinde gitmiyor. En azında bu açığa çıktı. Bunu aşma durumunuz var mı?

Mağduriyet üzerinde ilişki aramak veya bunun üzerinde ilişki kurmak her zaman sağlıklı değildir. Buna bir anlamda mağduriyet ilişkilenmesi diyebililiriz. Yani mağdur olursak, derdiğimizi anlatmaya kalkışıyoruz. Sadece buna dayalı bir ilişkilenmek çok zayıftır. Örneğin Kürtler bugün Ortadoğu’da demokrasinin temel güvencesi ve geliştiricisidir. Muazzam bir demokratik dönüşüm sağladı. Batı Kürdistan’daki gelişmeler tam da bunu bize gösteriyor. Suriye kan gölüne dünüşmüşken, Kürt şehirleri, kazanımlarını Demokratik Özerklik diye ifadeye kavuşturmuşlar. Bu olumlu gelişmenin diplomasisi muazzam sonuçlar yatabilecek durumdadır. Kim ki, Ortadoğu ve demokrasi denklemi düşünüyorsa, orada adres Kürtlerdir. Dolayısıyla demokratik dönüşüm ve gelişim Kürtlerin bölgedeki temel kazanımı, birikimidir. Kadın özgürlüğü açısından, radikal demokrasi, öz yönetim, demokratik siyaset, katılımcı siyaset gibi çok önemli konularda hem teorik hem de pratik olarak önemli birikime sahibiz. Bunu dışarıya anlatmak çok heyecan vericidir. Bu gelişme etrafında kapısını açamayacağınız devlet, kurum, STÖ veya dernek neredeyse yoktur. Yeter ki, Kürtlerin geliştirmiş olduğu kazanımları görebilelim. Birde bunu anlatmakta özgüven gereklidir.

Bunun için öngördüğünüz herhangi bir planlamanız var mı? Ya da yeni tarz olarak düşündüğünüz yöntemler nelerdir?

Lobi çalışmaları Avrupa’a yetersiz kaldığı belirlemesini şundan yola çıkarak yapmak önemli. İmkanlar yeterince kulanılıyor mu? Tabi ki hayır. Kürtlerin siyasi baskı ve ekonomik ambargo sonucu büyük bir nüfusu Avrupa’ya çıkmak durumunda kalmıştır. Bu dezavantajlı konum lobi çalışmalarında bir avantaj teşkil etmekte. Bu avantajın ne kadar farkındayız ve yeterince lobi çalışmalarına aktarabiliyor muyuz? Bu soruya kuşkusuz verilecek cevap hayırdır. Geniş bir halk yığınına sahip olan ve Avrupa’nın birçok merkezinde kendi kurumlarını yaratan Kürtleri diplomatik bir alanda yalnızca bir merkezde beklentiler içine koymak yetersiz kalıyor. Kürtler bulunduğu her alanda halk diplomasisi yürütebilir ve bunu geliştirebilir. Bu nedenle ulusal halk diplomasisini daha gerçekçi ve uygulanabilir görüyoruz. Yöntemler konusunda yeni keşifler yapmaya gerek yok. Sorun bunların kimler tarafından nasıl hayata geçirileceğidir. Ulusal diplomasi, yani her dört parçada bulunan halkımızın ortak bir diplomasi perspektifini Avrupa’da yaşayan Kürt halkına mal ettiğimiz takdirde, Kürt sorunun çözümünde Avrupalı Kürtlerin önemli katkıları olacağına inanıyorum.
Dış ilişki veya lobi çalışmaları üstten gelişmez. Tabandan insanların geliştirmiş olduğu ilişkilerin bütünü üzerine diplomasi geliştirilir. Diplomasi sedece milletvekili, belediye başkanı veya siyasi partiler ile sınırlandırılacak bir çalışma değildir. Barış hareketleri, sivil toplum kuruluşları, çevre hareketleri, bölgesel dernekler, feminist örgütlenmeler, savaş karşıtları, ırkçılığa karşı ve gençlik örgütleri, değişik halkların dernekleri, kültür sanat kurumları ve daha sayabileceğimiz onlarca yapılanmalar var. Biz de ancak bu kurumlarla rengimizi dışarıya yansıtabiliriz.
 
Kürtler kendileri için istiyorlar, ama karşının istekleri ve taleplerine de duyarsız. Yani karşılıklı ilişkiler ‘beni anlasınlar’ üzerinde yürüyor, ama Kürtlere böyle görünmüyor...
Doğru ve haklı bir eleştiri. İlişkilerin böyle yürümeyeceği açıktır. İlişkilerin uzun vadeli dostluk içinde karşılıklı anlayış ve ihtiyaçlar doğrultusunda yürümesi için gündemlerimizi birleştirebiliriz. Ortaklaşmalarımızı salt bizim veya karşının gündemleri ve ihtaçları üzerinde değil, ortak gündemler veya sorunlar üzerinde yürütebiliriz. Karşılıklı ihtiyaçlar veya ilişkiler Avrupa’nın bir realitesidir. Bu da yer yer ortak eylem platformlarında buluşmaktan geçiyor. Hayatın merkezine sadece Kürtleri alırsanız, o zaman çemberiniz Kürtler ile belirlenir. Ama daha geniş bir çember çizer ve bu çember içerisinde Kürteleri de yerleştirirseniz, çeber içerisindeki herkes Kürtleri ve çabasını görür. Görmezden gelemez...


Şuanda Avrupa’da motor güç olarak daha çok birinci ve ikinci kuşağı kapsayan kesimlerdir. Bunun dışında bir üçüncü Kürt kuşağı geliyor. Buna göre bir şekillenme ve hazırlık gerekmiyor mu?

Böyle bir sürece doğru ilerliyoruz. Bu şu ana kadar yaptıklarımızı dıştalamaz, onun gereksiz ve yetersiz olduğunu ortaya çıkarmaz. Evet, yeni araç, gereç ve anlayışlara hazırlıklı olmamız gerektiği konusunda hem fikiriz. Burada önemli olan birinci kuşağın tecrübelerini üçünçü kuşağa aktarmaktır. Biliyoruz ki hangi kuşak olursa olsun Kürtlerin genel anlamıyla bir kimlik sorunu var. Sorun algı sorunu. Burada yaşadıklarımızla ülkede yaşadıklarımız bir birinden çok kopuk ve ayrı değildir. Onun devamıdır. Bu algıyı oluşturmamız gerek ve gençleri bu algı üzerinde birleştirmeliyiz.

Diğer bir sorun ise Avrupa’daki Kürtlerin çok fazla içe dönük yaşamasıdır. Doğal olarak bu da diplomatik çalışmalara yansıyor…

Kürtlerin genel anlamıyla böyle bir soru var. Avrupa’nın hemen hemen birçok kentinde Kürt dernekleri var, aslında bu dernekleri birer iletişim geliştirme merkezleri olarak görmek gerekiyor. Ben bu hususta bir algının da burada sorun olduğu kanısındayım. Kürt kurumlarının aldığı kadar aslında vermesi gereken çok şeyi var. Verme konusunda bir çekingenlik, sıradan görme ve alışkanlıkları aşamama var. Bunun kırılması gerekiyor. Kimse bizi dışarıdan beklemiyor ama hiç kimse de vereceklerimiz konusunda kapalı değil. Evet çok içe dönük yaşamamız, araç ve gereçlerimizi tam anlamıyla kullanamamızı da beraberinde getiriyor. Yol ve yöntemler konusunda da bunları zenginleştirmek, mevcut anlayışlarımızı daha esnek ve genişletmek, tecrübeler aktarmak gerekiyor. Diğer bir önemli sorun ise kendimize güvenle ilgili. Birçok sorunumuz da var. Kendimize güvenerek enerjimizi açığa çıkarmalıyız. Eylem, söylem ve kendimizi yansıtma biçimlerimizden, argüman ve yöntemlerimizden bir darlığın olduğunu söylemek mümkün. Bu hususta KNK olarak dostlarımızla birlikte tartışmalarımız devam ediyor. Yaşadımız sorunlardan dolayı istediğimiz hızda maalesef yol alamıyoruz. Yavaş olacak belki ama en azından sorunlarımız, çıkmazlarımız ve yeni yol yöntemlerimiz konusunda önemli bir tartışma düzeyi ortaya çıktığı kanısındayım.

PKK ‘Terör örgütleri listesi’nde yer alıyor. Bu listenin kaldırılması için hangi çalışmalarınız var ve hangi aşamada?

Bu listeler hiçbir hukuka dayanmayan, devletlerin kendilerini rahatsız eden ve eleştiren tüm güçleri kriminalize etmek için icat ettikleri bir araç olarak görüyorum. Bu listeler hukuki olmaktan ziyade siyaseten cezalandırma, sınırlandırma ve kriminalize etme aracıdır. Bu bağlamda bakıdığında Kürt Özgürlük Mücadelesine de devletlerarası işbirliği çerçevesinde getirilen bir yaptırımdır. Avrupa kamoyunun algısı sürekli olarak devletlerinin aldığı kararlar doğrultusunda değişebiliyor. Alınan karar tabi ki siyasi bir karardır. 1993’te Almanya PKK faliyetlerini yasakladığında, yasaklama gerekçesinde ‘uluslararası çıkarlarımıza zarar veriyor’ diye bir ibare kullanmıştı. Tamamen politik bir karar ve konjöktürel çıkarlar doğrultusunda alınan bir karardır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen sokaktaki Avrupa kamuoyu Kürtlerin haklı bir mucadele yürüttüğü konusunda önemli ölçüde hem fikir ama belirttiğim gibi tek başına sizin haklı olmanız yetmiyor.
Avrupa Birliği nezdinde yürüttüğümüz çalışmalarda bu kararın haksızlığına ilişkin çalışmalar yürüttük, yürütmeye devam ediyoruz. Bu listeye karşı mücade etmek tabii ki tüm Kürtlerin olduğu gibi KNK’nin de bir önceliğidir. Avrupa Birliği Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreci selamladığını açıkladı. Bu olumludur. Ancak görüşmenin muhataparından birini listeye alarak ‘terörist’ olarak lanse edilmesi çelişkili bir durumdur. Samimi olmayan bir politikanın sonucudur bu. Bir taraftan selamlayacaksın diğer tarafta selamladığın kesimleri ‘terör’ örgütü olarak göreceksin. Kürt sorununun çözümsüz kalmasında önemli bir etkende bu liste ve listeye göre bakış açısıdır. ABD’de süreci selamladığını açıkladı. Tüm bunlarla birlikte liste aktüalitesini yitirmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin AB Terörist Örgütler Listensinde bulunması, Dialog ve Müzakere sürecini, daha soğrusu Kürt sorunun barışcıl çözümünü engellediğini Kürt dış ilişki çalışmaları ile dünya kamuoyuna duyurmak durumundayız.

Son aylarda başlatılan ‘Öcalan’a Özgürlük Kürdistan’a Statü’ imza kampanyası var. Bu kampanyaya ilişkin çalışmalarınız hangi aşamada?

Öncelikle şunu düzelteyim. Kürt basını imza kampanyasını ‘Öcalan’a Özgürlük Kürdistan’a Statü’ olarak duyuruyor. Doğrusu ‘Öcalan ve Tüm Siyasi Tutsaklara Özgürlük’ olacak. Biliyorsunuz bu kampanya Kürtlerin başlattığı bir kampanya değil. Kürtler buna destek veriyor. Dünya çapında 200 şahsiyetin başlattığı bir kampanyaydı. Kürtler de Sayın Öcalan şansında bu kampanyaya aktif destek verdi. İmza kampanyasının hedefi, dünya genelinde 5 Milyon imza toplamak. Bu rakam ulaşılmayacak bir rakam değil. Kürtlerin dönemsel öncelikleri sürekli değişti ve gelişen siyasal, politik süreçler söz konusu imza kampanyasını zaman zaman ikinci gündem konumuna itti. Şu an için Avrupa genelinde 7 yüzbin imza toplanmış durumda. Mayıs sonuna kadar hedefimize ulaşacağımızı düşünüyorum. Türkiye cezaevlerinde başlayan açlık grevleri, Paris katliamı ve bunun yanı sıra Kürdistan’daki siyasal gündemlerden dolayı istenilen bir çalışma elde edilemedi ama, önümüzdeki iki aylık bir planlama ve yüklenmeyle Avrupa’nın kendi hedefine ulaşacağına inanıyorum.

Değişim gücümüz var


9 Ocak’ta Paris’te katedilen Fidan Doğan da KNK üyesiydi ve KNK adına Kürt diplomasisine ilişkin  çalışmalarda bulunuyordu. Zannedersem ortak çalışıyordunuz. Katliamın Kürt diplomasisi ile bir ilişkisi olabilir mi?

Fidan arkadaşımız Kürt diplomasisine büyük değer biçen, ona inanan ve misyon alan bir arkadaşımızdı. İnanarak çalışmalarını yürütüyordu. En önemli özelliği ise koparıcı olmasıydı. Tavizsiz inanan ve hedeflerine kitlenen bir insandı. Onun bu özellikleri Paris katliamından sonra bir kez daha açığa çıktı. Şahadet törenlerine önemli ölçüde değişik uluslara mensup topluluklar, diplomatlar, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri ve kadınlar katıldı. Kürt kadınının şahsında onun yürüttüğü çalışmaların bir sonucuydu bu. Paris katliamında, Sakine’nin şahsında PKK, Leyla’nın şahsınde Kürtlerin geleceği gençlik ve Fidan’nın şahsında diplomatik çalışmalar hedef alındığına inanıyorum. Biliyorsunuz arkadaşımız Adem Uzun da Fransa devletinin bir komplosu sonucu tutuklandı. Bunun nedeni de dış ilişki çalışmalarımızdan kaynaklanıyordu. Bu çok açık. 

Sonuç olarak tüm belirttiklerinizden yola çıkarak Kürt diplomasisinde yeni bir sürecin başlayacağını söyleyebilir miyiz?

Bu konuda hayalprest değilim. Gücümüzü, yeteneklerimizi, birikimlerimizi biliyorum. Mevcut durumda kendi potansiyelimizin gerisindeyiz. Bunu nasıl geliştirebiliriz? Nasıl halkımızın talep ve hedeflerini yerine getirebiliriz? Önümüzdeki engelleri nasıl aşabiliriz? Ben özellikle bugüne kadar gelişen ‘bizi anlamıyorlar, her şey devletlerin elinde, ticari ilişkileri ne yapsak aşamıyoruz, zaten bizi terörist görüyorlar, bunlar hep böyle...’ algımızın değişmesiyle birçok şeyin değişeceğine inanıyorum. İkinci olarak basın, yayın organları ile uzun vadeli sağlam ve özgüvene dayalı bir ilişki kurmalıyız. Kürt sorunun bir siyasi sorun olduğunu unutmamalıyız. Biz Kürtlerde ne kadar algı sorunu varsa unutmayalım ki Avrupa kamoyunda da bize karşı bir ön yargı algısı var. Değişim ve dönüşümü tek başına KNK’nin yapmasını beklemek yanlış olur. Her bireyin, kurumun Kürtlerin haklı davasına, özgürlük mücadelesine kazandıracağı bir gelişme olmalı, olabilmelidir. Sadece her bireyin iletişim içerisinde olduğu bir insanı doğru temelde dost etmesi ve ilişki ağının içerisine çekmesini düşündüğümüzde bile, Avrupa’da milyonlarca Avrupa’lıya temas ettiğimizi görebiliriz. Stratejik bir çalışma alanı olan halk diplomasisi alanında yaşanan sorunların aşılması ve sürece cevap olacak gelişmelerin yaratılması için, çok sayıda insanımızın bu tarihsel süreçte kendisini çalışmalara katması gerekir. Bir değişim ve dönüşüm ya da yeni bir süreç başlayacaksa bu Kürt halkıyla, Kürt kurumlarıyla, Kürt birey ve şahsiyetleriyle başlayacaktır. Buna gücümüzün olduğa inanıyorum.

ALİ ONGAN