HPG güçlerinin başında bulunduğu kişi “çift taraflı, tahkim edilmiş, üçüncü göz tarafından denetlenen” bir ateş kes önerisi yaptıktan sonra, “ılımlı İslamcılığın” nasıl DAİŞ’çileştiğine dair, akıl almaz bir saldırı yaşandı. Varto’da yan yana inşa edilmiş bir cami ile cem evi, onların yanında bir “taziye evi”, tüm şehitlikle birlikte “ılımlı İslamcılar” tarafından havaya uçuruldu.

Bu vahşet ve mukaddesata yönelik barbar saldırı, AKP’nin “emri altında” olan güçlerin, nasıl büyük bir hızla “ılımlı İslamcılıktan” çıkıp, hızla DAİŞ’çileştiğine dair öngörüleri doğruladı. Suriye‘de “ılımlı İslamcı” ÖSO işe tıpkı AKP gibi başlamıştı, ama sonunda o “ılımlılardan” geriye bir şey kalmadı, ÖSO DAİŞ’çileşti. Savaş ortamlarında “ılımlıya” yer kalmaz. Her “ılımlı” ya savaş meydanından “kaçar”, ya da “radikalleşerek” “ılımlılıktan ekstremizme” kayar.

Şimdi Kürdistan’da “camilere, cem evlerine, taziye evlerine, şehitliklere” yönelik barbar saldırı “DAİŞ’çileşme sürecinin” AKP emrindeki güçleri de esir almakta olduğuna dair, dehşet verici bir işaret olmuştur.

KCK’nin ve sözcülerinin defalarca yaptığı “çift taraflı” ateşkes çağrısına verilen bu cevap, Türk ve Kürt halklarının kardeşliğine, Alevi ve sünniliğin demokratik barışına karşı yapılmış alçakça bir suikasttir. Başlarındaki tülbentlerle şehit annelerinin yıkılmış mezarların başındaki çaresiz ağıtları Kürt halkının Türk devletiyle ve Türklerle birlikte yaşamaya dair son inanç kırıntıllarına da yok eder.

“Şehitliğin camilerine, cem evlerine, taziye evlerine, mezar taşlarına” sıkılan mermiler, atılan bombalar, savaşı bir an önce sonlandırmanın ne kadar acil bir mesele olduğunu gözler önüne sermiştir. Kürdistan kamuoyunda derin bir öfke ve infiale yol açan bu saldırının, tehlikeli sonuçlara yol açmasını önleyecek biricik adım, “çözüm amaçlı ve çift taraflı, tahkim edilmiş ve üçüncü gözün denetimine alınmış bir ateşkes”tir.

Bu çağerı yapılmıştır. Duymazlıktan gelmek mümkün değildir.

Bu çağrı, “çift taraflı olmaz, tek taraflı olur” maskaralığı ile de geçiştirilemez. Çünkü, “tek taraflı ateş kes çağrısının, gerçekten savaşı durdurabilmesi için, o çağrıyı kim yaptıysa, onun karşısındaki gücün de ateşkesmesi gerekir. KCK şu anda “tek taraflı ateş kesecek” olsa, Hükümet ne yapacaktır? Ateşe devam mı edecektir? Edecekse KCK’nin de ona ateşle karşılık vermesi gerekeceğine göre, bu durumda demek ki ateş kesilmeyecektir.

Ama yok, hükümet, KCK “tek taraflı” ateş kestikten hemen sonra ateş kesecekse, bu her ilk okul çocuğunun kolayca anlayacağı gibi “çift taraflı” ateşkes haline gelecektir. Demek ki, “çift taraflı olmaz, tek taraflı olur” lafı ya “sen silahını göm, ben seni öldüreyim” anlamına gelecek, ya da ahmakça bir tekerleme olmanın ötesine geçmeyecektir.

Şu da açıktır: AKP sözcüleri ve medyası “savaşı PKK’nin başlattığını” iddia etmektedirler. Demek ki, “PKK başlatmasaydı, savaşmayacaktık demiş olmaktadırlar. PKK de savaşı AKP’nin başlattığını söylemektedir. O halde o da, AKP başlatmasaydı, ben de savaşmayacaktım demiş olmaktadır.

Hangisi “doğruyu” söylüyor? Hangisinin “doğru” söylediğini anlayabilmek ya da bu “anlaşmazlığı” giderebilmek için, her iki tarafın kabul edeceği bir “hakeme” yani “üçüncü göze” ihtiyaç vardır.

PKK tarafının “ABD’yi ya da bir AB ülkesini” üçüncü göz olarak önerdiği AKP medyası tarafından söylenmektedir. Eğer bu doğruysa, AKP neden ABD ya da AB ülkesinin “hakemliğini” kabul etmemektedir?

Düşünsenize: ABD ile NATO içinde ittifak halinde olan PKK değil, AKP’dir. Avrupa Birliği’ne “aday üye” olan PKK değil AKP’dir. Eğer gerçekten önermşise, PKK, “kendi müttefiklerini, dostlarını, ahbaplarını” “hakem” olarak önermemektedir. AKP’nin “müttefiki ve PKK’yi terör örgütü ilan eden Amerika’yı, AB’yi üçüncü göz olarak” önermektedir.

Yani kendisine o kadar güvenmektedir ki, “hangimizin haklı olduğuna, Türklerin dostları karar versin” demektedir.

Evet... DAİŞ’çileşiyorsunuz. Büsbütün batıyorsunuz. “Çözüm hedefli, çift taraflı, üçüncü gözlü” ateşkes çağrısına “tutunun”, yoksa düşeceksiniz.