‘Canavar’ sahiplerini ısırmaya başladı

Fehim IŞIK yazdı —

4 Ekim 2020 Pazar - 23:00

  • MİT ile organize çalışan SADAT adlı kurumu aracılığıyla çeteleri silahlandırıp eğitti. Ve artık Erdoğan mesajlarını dolaylı vermiyor; açık tehdit ediyor. Bu tehditler etkili olmuş ki Merkel, Erdoğan'ın her adımını destekler oldu.

Uluslararası alanda faaliyet gösteren Fransız Siyasi Araştırmalar ve Analiz Merkezi - CFRP, bu yılın Ağustos ayında yayınladığı raporda Türk devletinin Avrupa'da bulunan Milli Görüş üyelerinin yanı sıra Müslüman Kardeşler'in önemli çoğunluğunu örgütleyebildiğini yazmıştı. Raporda dikkat çekilen bir nokta da AKP ile Ülkücü Bozkurtlar olarak bilinen ırkçı gruplar arasındaki bağlantıların güçlenmesi.

Bu bilgiler daha somut ifadelerle, Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı - BfV'nin 2020 yazının başlarında yayınladığı raporunda da vardı.

377 sayfalık raporda Türk devletinin Almanya'daki istihbarat faaliyetlerine geniş yer ayrılmış, MİT'in Hakan Fidan'la birlikte AKP'nin hizmetine girdiğine vurgu yapılarak, Almanya'da 8 ile 9 bin insanın MİT tarafından bilgi elemanı olarak kullanıldığı vurgulanmıştı.

Son gelişmeler, MİT'in Avrupa'da kullandığı binlerce insanın azımsanmayacak bir kısmının sadece bilgi elemanı değil, aynı zamanda operasyonel güç olarak da kullanılabileceğine işaret ediyor.

Avrupa’da Türk ırkçısı gruplar ile her birini Müslüman Kardeşler’in farklı birer versiyonu olarak adlandırabileceğimiz diğer radikal İslamcı gruplar, ‘talimat gelmesi’ durumunda hiç kuşku yok Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürecek, onun Avrupa karşısında elini güçlendirecek terör eylemlerine yönelebilirler.

Avrupa'daki DAİŞ eylemlerinde Erdoğan'ın söylediklerini hatırlayın. Bir zil takıp oynamadığı kalmıştı. Adeta bana istediklerimi vermezseniz bu bela başınızdan eksik olmaz, demeye getiriyordu.

Artık Erdoğan mesajlarını dolaylı vermiyor; açık tehdit ediyor. Bu tehditler etkili olmuş ki Merkel, Erdoğan'ın her adımını destekler oldu.

Bu tabloya gelinmesinin temel sorumlusu, elbet sadece Merkel değil. Radikal İslamcı tehlikeyi bertaraf etmek adına onları Erdoğan üzerinden kontrol etmeye kalkan Avrupalı yöneticilerin sorumluluklarının, Merkel’den daha az olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Erdoğan Kürtlere saldırırken Avrupa, göçmenleri engelleme, radikal İslamcıların ülkelerine yerleşmesinin önüne geçme karşılığında katliamları görmezden geldi. Çoğu Ortadoğu’da Kürtlere karşı savaşan bu çetelerin bir kısmı, şimdi Erdoğan’ın özel örgütüne dönüşen MİT eliyle Avrupa’ya dönmüş durumda. Avrupa, bir yandan bu barbarların ne yapacağını tahmin etmeye, diğer yandan da çetelerin olası risklerini ortadan kaldırmaya gayret ediyor; bu nedenle “Reis”leriyle arayı bozmamaya çalışıyor.

Erdoğan 2011’de El Nusra’yı Kuzey Afrika’dan Suriye’ye taşıyarak esasen Müslüman Kardeşler’in silahlı gücünü örgütlemeye yöneldi. O dönem çok parçalı olan radikal İslamcı grupların bazıları, Erdoğan’la çatışmasalar bile tam anlamıyla onun arzularına hizmet etmediler. Örneğin 2013’ten sonra güçlenerek sahanın önemli bölümünü kontrol eden DAİŞ ile Türk devletinin ilişkisi, saha gerçeğinin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Yoksa ne DAİŞ Müslüman Kardeşler’in etkisine girer ne de Müslüman Kardeşler aklı DAİŞ’i kabullenir. Erdoğan yine de önündeki en büyük engel olan Kürtleri etkisiz kılmak adına DAİŞ’le işbirliği yapmaktan imtina etmedi. Kürt savaşçılar DAİŞ’i bitirince de kalan artıklarını himayesine aldı.

Erdoğan DAİŞ’i, hülyasını yaşama geçirmenin bir ön adımı olarak değerlendirdi. Esas arzusu ise İslam dünyasının etkili siyasal güçlerinden olan Müslüman Kardeşler’i yeniden organize edip tamamen kontrol altına almak ve yayılmacı siyasetini bu yapılanmanın ‘ümmetçi’ yönünü de kullanarak sürdürmekti.

Muhammed Mursi’nin ölümüyle bu örgüt neredeyse tamamen Erdoğan’ın kontrolüne geçti. Onları önce Suriye’de ardından Yemen ile Libya’da ve ulaşabildiği her yerde farklı adlar altında örgütledi. MİT ile organize çalışan SADAT adlı kurumu aracılığıyla da bu çeteleri silahlandırıp eğitti. Erdoğan’ın bu güçleri kısa sürede birçok yere taşıyıp oralarda çatışmalara yön verebilmesinin bir nedeni de bu komplike organizasyondur.

Tüm bu güçler, artık Müslüman Kardeşler ideolojisinin silahlı eğitim almış ve daha da radikalleşmiş türevleridir.

Erdoğan’ın derdi, artık sadece Kürtleri engellemek değil. O, Davutoğlu patentli neo-Osmanlıcı yayılmacı “Stratejik Derinlik” siyasetini, radikal İslamcılar üzerinden ete kemiğe kavuşturmanın hazıyla hareket ediyor.

Kafkasya’dan Libya’ya, Yemen’den Suriye’ye birçok alanda askeri olarak varlığını sürdüren, buralarda neredeyse Türk devletinin yarısı kadar alanda yönetimi de üstlenen Erdoğan rejimi, ABD ve Avrupa’nın ikiyüzlülüğü sayesinde bu olanakları elde etti.

Erdoğan’ın şimdilerde Avrupa’da yapmaya çalıştığı elbet bu kıtaya yayılma amacı taşımıyor; bunu yapamayacağını bilecek kadar akıllı. Ancak Erdoğan, yayılmacı-neo-Osmanlıcı siyasetinin Avrupa devletleri tarafından engellenmemesi, bu barbarlığa son verecek kudrete sahip yegâne güç olan Kürt siyasetine kapı aralanmaması için Avrupalıları çeteleri üzerinden tehdit etmekten de çekinmiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.