Neresinde durmalıyım bu durumun ya da kimin üstüne kusmalıyım? Nereye yetişmeliyim? Hangi yürüyüş ses getirir? Hangi açıklama duyurur ki bir çocuk çığlığını...

Bildiğim tüm küfürler yetmiyor bana, sesini kısan nefretin tam ortasında yaşıyorum ben de. Öylece seyirci kalmak; neden yaşadığımı durmadan sorgulatıyor bana.
Seyirci olmadım oysa ki hiç,
Tam karşısındayım koltukların,
Söylemeyi seçtiğim bir şeyler var,
bu yüzden üstümde kalır hep ışık
sahnede...
Senin sesinden farklı değil
benim de dansım,
Kopunca bacakların öylece,
ayaklarım çıkmaz oldu
benim de sahneye...
Bu ilk değil bizim için ama
ilk kez gitmek istedim nereye olursa...
Gidersem biter mi acılar,
yoksa daha da acıtır mı
uzakta olduğum için beni...
Durmadan kanayan aynı yara(m)
değil mi zaten,
Biten bir şey olmuyor,
bir yenisi bir yenisi daha ekleniyor
derimin üstüne...
Acıyan her yerimle izlerken her şeyi,
sen oldum yeniden...
Sesim çıkmaz çocuğum ben,
ağlamam durumu değiştirmez,
şeker de isterken ağlarım zaten...
Kanıyor kopuk başımın bedeni,
kollarında tutuyor babam beni...
Yüzüme bakar gibi...
Yüzüm yok, bedenim yarım.
Ayaklarım asılı kaldı havada,
ellerim kurşunla dolu...
Aynı coğrafyanın farklı renklerde ki;
iki çocuğuyuz biz.
Benim gözüm kara, senin ki yeşil...
Benim siyah saçlarım dalgalanır
her dansta,
Senin kan düşmüş sarı saçların
ölüm rüzgarlarında.
Aynı yaşın aynı duygusu ile başladı
bizim hikâyelerimiz...
Ben 9 yaşımda Kürtçe şarkılarımı
söylerken, seni güneş kıskanırdı
her dakika toprakla oynarken,
ben her gün yenilerini öğrenirken
şarkılarımın, sen başka iktidar
şarkılarının kırmızı kanlı hedefi oldun.
Seni ben kılan ne varsa, beni sen kılan
her şey de benim içimde.
Bu yüzden ölüyorum ben de her gün,
ezildikçe bedenini(m) soluyorum.
Annemin önünde üstüme bastılar,
ağzımdaki emzik değil, tüfek...
Küçük bedenim mi? korkuttu seni,
korku neler yaptırır insana...
Kim daha küçüktü ben bile
seçemedim, tüfek mi? Bedenim mi?
Can da nefes, beden de ruh kalmadı...
Soluk sarı tenim,
ölen bir çiçekten ibaret artık...
Binlerce ölüm gördü bu halk,
yüzlerce rengini zulümün,
Hiçbiri kapanmadı
hiçbiri unutulmadı ama
bu son ölüm bir avuç parkın
sesinden daha cılız çıktı.
Kimim ben? Adım ne benim?
Kimliğim mi kıstı sesinizi...
Saçlarım güneş kokar,
sizden daha yakınım yeşile...
Adım Zelal, Baran, Zozan, Berxwedan...
Elimi tutma, elimi tutan bir annem,
babam var zaten.
Sesimi duy, ses ver bana...
Rojava'da ölüyorum,
Susadıkça onlar,
ben kendi kanımda boğuluyorum...
                                                                                                
YEŞİM COŞKUN / Mezopotamya Dans Grubu