Silopi’deki yasak ve ablukanın ardından başlayan saldırı sırasında halkın yanındaki üç kadın siyasetçi Sêvê Demir, Fatma Uyar ve Pakize Nayır’ın katledilişinin üzerinden üç yıl geçti.

Daha çocukken sürgünle tanışan Sêvê’nin yaşamı emek ve direnişle geçti. Siyaset ve kadın mücadelesinde her zaman kızının yanında yer alan Sakine Demir, Sêvê’yi anlattı. Şehit düşen onlarca kişinin fotoğrafını büyük bir çerçeve içinde duvarın ön kısmına asan Sêvê Demir’in annesi Sakine Demir, “Bu çerçeve sürekli yenileniyor. Her dönem, çerçeveye bir yenisi eklendi. Bu şekilde duvar çerçeveyle doldu. 3 yıl önce de bu çerçevelerin yanına 3 yeni çerçeve daha ekledim” diyor.

Şırnak’ın Silopi ilçesinde 14 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında sivillere destek olmak amacıyla bölgeye giden Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) Üyesi Sêvê Demir , Özgür Kadın Kongresi (KJA) Üyesi Fatma Uyar ve Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır, 4 Ocak 2016’da boşaltılmakta olan Karşıyaka Mahallesi’nden Yeşilyurt mahallesine geçmeye çalışırken vurularak katledildi. 3 kadın siyasetçinin katledilmesine dair davada bir gelişme sağlanmadı.

Çocukken başladı

Yaşamını yitiren kadınlardan Sêvê Demir, Mardinli bir ailenin çocuğu olarak Savur ilçesine bağlı Şenocak köyünde dünyaya geldi. Yaşamını, kadın özgürlük ve demokrasi mücadelesine adayan Demir, henüz 12 yaşındayken mücadele arayışının içinde buldu kendini. Demir, 90’lı yılların baskı ve karanlığında ailesiyle birlikte önce Bismil’e ardından da 1995’te Manisa’nın Salihli ilçesine yerleşti. Demir Ailesi, tarlarda pamuk toplayarak yaşamlarını sürdürmeye başladı. Burada siyasi parti faaliyetlerinde aktifleşen Demir, Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) çatısı altında örgütlendi. Demir, bir yandan partinin yönetiminde yer aldı, diğer yandan ailesine maddi destek sağlamak amacıyla çalıştı. Mücadelesine Kürt illerinde devam etmek isteyen Demir, Amed’e giderek, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Kadın Komisyonu Üyesi olarak da çalışma yürüttü. ‘KCK operasyonları’ altında yapılan siyasi soykırım operasyonları sonucu cezaevine giren Demir, Öcalan üzerindeki tecride karşı 12 Eylül 2012’de başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminde yer alan kadınlardan biri oldu.

Her çerçevede ayrı bir hikaye

Manisa’nın Salihli ilçesinde oturan annesi Sakine Demir, katledilen üç kadının fotoğraflarıyla bizi karşılıyor.  Üç kadının yanı sıra anne Demir’in; Uğur Kaymaz, Mahsum Karaoğlan, Mustafa Dağ, Aydın Erdem, Ceylan Önkol gibi yaşamını yitiren onlarca kişinin fotoğrafını büyük bir çerçeve içinde duvarın ön kısmına asması dikkatimizi çekiyor. Sıralanmış çerçevelere bakarken Demir, “Bu çerçeve sürekli yenileniyordu. Her dönem, çerçeveye bir yenisi eklendi. Bu şekilde duvar çerçeveyle doldu. üç yıl önce de bu çerçevelerin yanına yeni üç çerçeve daha ekledim. Bunlar; Sêvê, Fatma ve Pakizem 3 fidanlarımdı” diyor. Evlerine yapılan baskınlarda polislerin çerçevelere yöneldiğini söyleyen anne Demir, “Canımı alırsınız fotoğrafları vermem” diyerek önlerine geçtiğini söylüyor.

Zorunlu göç, işçilik, dışlanma

 Manisa’ya uzanan hayatlarının her anında devletin Kürtleri inkar eden ve yok sayan politikalarının sonuçlarını yaşadıklarını ifade eden Sakine Demir, Sêvê’nin yaşadıklarını algılayarak büyüdüğünü ve bu nedenle siyasete atıldığını söyledi. 1995’te Sêvê daha çocukken Manisa’ya göç etmek zorunda bırakıldıklarını aktaran Demir, “Zulüm çoktu diye geldik, iş de yoktu. Burada Kürt olduğumuz için çok baskı gördük. Burada tarlada çalıştık, pamukta, biberde, domateste, üzümde çalıştık. İlk geldiğimizde bize evlerini bile kiralamadılar. Bize ‘teröristsiniz’ dediler” dedi.

Hep kararlıydı

Demir, Öcalan’ın özgürlüğü için yapılan birçok kampanyaya kızının öncülük ettiğini ifade etti. Demir, şunları paylaştı: “Bir devlet dairesinin önünde basın açıklaması yapılacaktı, binlerce kişi toplanmıştı. En önde yine Sêvê ve arkadaşları vardı. Polis ve jandarmalar kitleyi ablukaya almıştı. Saldırı yapılacağını anlayınca tedirgin oldum. Sêvê’ye ‘hadi kızım gidelim belli ki saldırı olacak’ dedim. Babası da aynı benim dediklerimi söyledi. Fakat kızım ‘Baba senle annem gidebilirsiniz, ben kalmaya kararlıyım. Tek başıma da kalsam burada olacağım’ dedi. O gün Sêvê, babası ve 5 kardeşiyle birlikte toplam 130 kişi gözaltına alınmıştı. Kızımı jandarma ve polisler saçından sürükleyerek yerde darp etmişlerdi. Gece yarısı serbest bırakmışlardı. Ertesi gün ağrılarına aldırmadan Öcalan’ın özgürlüğü için çalışmalarına devam etti.”

Mücadele için her engeli aştı

 Mevsimlik tarım işlerinde çalışarak büyüyen Sêvê, Manisa’da 3 yıl kadın çalışmalarında yer aldı. Sêvê’nin yüreğinin kendi memleketinde attığını söyleyen anne Demir, “Sêvê kendi gücüne göre ne yaparsa yaptı burada. Bu evimiz var sadece. Evde çalışan bir tek o vardı. Babasıyla ve benle vedalaştı, müsaade istedi. Babası da ‘Kardeşin askere gidecek varımız yoğumuz sensin biraz bekle öyle git’ dedi. O da dedi ki ‘Biri gelip benimle evlenmek isteseydi çalışmama bakmaz onaylardın. Ben kararımı verdim.’ Babası kararlılığını görünce, ‘Her zaman arkandayız’ dedi. Sonra Sêvê Manisa’dan çıktı.”

Direnen iki kadın

 Önce Ankara’da sonra Amed, Konya ve Mardin’de çalışan Sêvê, 2009’da Nusaybin’de gözaltına alındı. Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne gönderilen Sêvê, 2012’de cezaevlerinde Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi için başlatılan açlık grevleri içinde yer aldı. Kızlarının her direnişinde yanında olduklarını söyleyen Sakine Demir, “Açlık grevi başladı Amed’e gittim. Benim çocuklarım her yerde vardı ama ben hep Sêvê’yi takip ettim. Çalışkandı, dürüsttü, yurtseverdi. Durumumuz iyi olmasa da onların yanında olduk. Onlar içeride biz dışarıda direndik. Bir gün kadın koğuşunun bir gün erkek koğuşunun önünde eylem yapıyorduk” dedi.

Açlık grevinin 68. günü tutsaklar, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla açlık grevine sonlandırdı. Sakine Demir, ertesi gün cezaevine gittiklerinde tıka basa dolu polis barikatı ile karşılaştıklarını belirterek, şöyle devam etti: “Grevdekileri araştırma hastanesine götürdüler. Biz de hastaneye gittik. Savcılığa gidip kızımı görmek için rapor çıkardım. Onu serumlarla arkadaşı Mizgin’le gördüm. Bir metre uzağımda yataktaydı ama yanına yanaştırmadılar. Bir nevi işkenceydi benim için. Onlar tedaviyi kabul etmediler ve ‘Bu zulmün altında tedaviyi kabul etmiyoruz’ dediler.

Serok zindanda oldukça

Hastaneye gittiğimde kızıma serum takılmıştı. İki jandarma kolundan tutup yanıma getirdi. Bana ‘Amacımıza ulaştık. Kanımızın son damlasına kadar mücadeleyi sürdüreceğiz. Tecrit kaldırıldı ama Serok hala tutsak. Serok zindanda olduğu sürece direniş devam edecek’ dedi. Canı yanacak diye kızımı doyasıya öpemiyordum.”

Kürt anneleri güçlü ve inatçı

 Sêvê’nin cezaevinden çıkmasının ardından kısa bir süre sonra DAİŞ Kobane’ye saldırdı ve hem Rojava’da hem de Türkiye’de büyük bir direniş başladı. Bu süreçte de siyaset ve kadın çalışmaları yürüten Sêvê, öz yönetim sürecinde de Şırnak’taydı. Hem direnişe destek olmak hem de Sêvê’yi görmek için yola çıkan Sakine Demir, önce Amed’e sonra yolları kapatılan Nusaybin’de kaldı. Farklı bir güzergah olarak gittikleri Midyat’ta da yollarının kesildiğini söyleyen Demir, şunları anlattı: “Sêvê’yi aradım ‘Geliyorum’ dedim. O da dedi ki ‘Siz Kürt anneleri ne kadar inatçısınız, ne kadar güçlüsünüz.’ Ben de ‘Sizden daha önemli değiliz’ dedi. Nihayetinde oraya gittik. Gittiğimde de eylemler vardı onlara da katıldım. Bütün halk etrafımızda toplanmıştı. Sordular ‘Bu anne kimdir’ diye. Sêvê’nin annesi olduğumu söylemedi ve ‘Bir annedir gelmiş 15 yıldır kızını arıyor’ dedi. Arkadaşı anladı annesi olduğumu ve bana ‘Sêvê senin bize hediyendir’ dedi.”

İnsanlık düşmanlarını unutmayacağım

 Bugün hala Pakize, Sêvê ve Fatma için dünyanın sessiz kaldığına dikkat çeken Sakine Demir, “Ne Cizre’yi ne Silopi’yi ne de o insanlık hainlerini unuturum. Sêvê’nin cenazesini kaldırdık oradan Ankara’ya gittik ki Mehmet Tunç’ları kurtarabilelim. Biz ne yaptıysak kimse gelmedi. Türkiye sessiz kaldı. Cizre’de yaşananlar hala benim boynumda bir yük, onları kurtaramadığımız için” şeklinde konuştu.

Leyla Güven’in kızını aradım

 Aynı dönemin şimdi de yaşandığını kaydeden Demir, Öcalan üzerindeki tecride dikkat çekerek şöyle devam etti: “Leyla Güven, açlık grevine başlayınca kızım aklıma geldi. Onlar da kararlı bir şekilde mücadele etmişti. Mücadeleleri sonuç vermişti. İnanıyorum ki Leyla Güven ve diğer tutuklular da bu sürecin üstesinden gelecek. 10 gün önce Leyla Güven’in kızını aradım. Başarılar dileyerek, onların yanında olduğumu, taleplerinin en kısa zamanda kabul edilmesi için herkesin birlikte mücadele etmesi gerektiğini söyledim.”

Rüyalarımda ‘ben yaşıyorum’ diyor

Kızının olduğu fotoğrafa bakıp gözyaşlarına hakim olamayan Demir, sakladığı mektup ve albümleri tek tek göstererek, şunları söyleyebildi: “Üç yıl oldu. Hala mektupları ve elbiselerini saklıyorum. Bazen açıp bakıyorum. Sêvêmin acısı çok büyük, hala yanımda yaşıyor gibi. Üç yıl geçti ama ben hala yaşadığını sanıyorum. Rüyalarıma giriyor. Rüyalarımda parti çalışmalarını yaparken görüyorum. Bana ‘ben ölmedim hala yaşıyorum’ diyor. Silopi’de öldürülmeden iki gün önce konuşmuştum. Benimle her zaman Kürtçe konuşurdu. Dikkat edin dediğimde gülerek ‘Berxwedan jiyane, kendimizi de kurtaracağız, sizi de kurtaracağız. Siz iyi olun biz çok iyiyiz’ derdi. İki gün sonra bir daha Sêvê’den ses gelmedi. Şimdi bakıyorum bu mücadeleyi sürdürenler var. Onun ölümüne dair dava açtık fakat hiçbir sonuç alamadık.”

 

DİHA/JINNEWS/MANİSA