• 1990'larda hem büyük bir yıkım hem de büyük bir yeniden doğuş vardı. Hafıza, ikisini bir arada taşıyabilme gücü; önümüzdeki yolu görebilmek için taşıdığımız bir ışıktır.

SİNAN CUDİ

Dün gece Stêrk TV’de 'Kürt Dirilişi' belgeselinin ikinci sezonunun son bölümünü izledik. İnsanın zihninde belgesellerin sonu, çoğu zaman filmin sonuyla aynı anda gelmez. Hele anlatılan tarih, kendi geçmişimizin bir parçasıysa ekran karardığında başka bir şey başlar: Hatırlamak.

'Kürt Dirilişi'nin ikinci sezonu tam da böyle bir yerden bakmayı gerektiriyor. 15 Ağustos 1984'ten 15 Şubat 1999'a uzanan dönem, Kürt toplumunun uzun bir sessizlikten sonra yeniden kendi varlığını hissettirdiği, sokaklara çıktığı, dağlara yöneldiği; dünyanın dört bir yanına dağıldığı; dilini, kimliğini ve geleceğini yeniden tartışmaya başladığı büyük bir toplumsal hareketlenme dönemiydi.

Bu yüzden “ikinci doğuş” sözü, bir halkın kendisiyle yeniden karşılaşmasını anlatıyor.

15 Ağustos'un anlamını, yalnızca o gün atılan ilk kurşunun sesinde aramak, ardından gelen büyük dönüşümü eksik bırakır. O ses, çok daha önce başlayan bir arayışın içinden yükseldi. Birkaç insanın zihninde filizlenen sorular, zamanla binlerce insanın hayatına dokundu. Dağlarda başlayan yürüyüş, kentlere indi. Kentlerdeki öfke ve arayış, yeniden dağlara ulaştı. Cezaevlerinde susmayan söz, sokaklarda karşılık buldu. Kadınlar, kendi özgün iradelerini ve mücadele biçimlerini geliştirdi. Gençler, aileler, köylüler, sürgünler, dünyanın dört bir yanına savrulanlar ve Kürdistan'ın dört parçasındaki insanlar, aynı tarihsel hareketliliğin farklı yerlerinde buluştular. Bütün bunlar, bir toplumun kendisini yeniden kurma çabasıydı.

Bir halkın tarihi, kendi yaşadıklarını nasıl hatırladığıyla ilgilidir. Belki de bu nedenle böyle çalışmaların gerçek değeri, yayınlandıkları günlerde tam olarak anlaşılmaz. Hafıza, acele çalışan bir şey değildir. Bugün izlediğimiz bir görüntü, yıllar sonra başka bir anlam kazanabilir. Bir tanığın söylediği bir cümle, ilk anda sıradan gelebilir fakat başka bir tarihsel eşikte yeniden karşımıza çıktığında, geçmişten bugüne uzanan bir kapıya dönüşebilir. İnsanların ve toplumların hafızası tam da bu yüzden geçmişle olduğu kadar geleceği seçme biçimimizle de ilgilidir.

1990'lara baktığımızda bunu daha açık görebiliriz. Aynı dönemin içinde hem büyük bir yıkım hem de büyük bir yeniden doğuş vardı. Tabii ki tarihi, zaferlerden veya acılardan kurduğumuzda onu eksiltmiş oluruz. Hafıza, ikisini bir arada taşıyabilme gücüdür. İnsanları ve toplumları bugün oldukları yere getiren şey, kazandıkları kadar kaybettikleri, vazgeçtikleri, yeniden denedikleri ve bütün bunlardan öğrendikleridir.

Bu nedenle 1999, ikinci sezonun yalnızca kronolojik sonu olarak görülemez. 15 Şubat 1999'da yaşanan Uluslararası Komplo, bir dönemin büyük kırılmalarından biriydi fakat tarih orada bitmedi. Tam tersine, o tarihten sonra Kürt Hareketi'nin düşünsel ve siyasal arayışları başka bir yöne doğru gelişti. Yaşananların içinden yeni sorular çıktı. Mücadelenin yöntemleri, toplumla ilişkisi, kadın özgürlüğü, demokratik siyaset, birlikte yaşam ve çözüm meselesi yeniden düşünüldü.

Bugün bulunduğumuz yer, biraz da bu uzun arayışın içinden oluştu. Tam da bu nedenle geçmişe yeniden bakmak, geçmişte yaşamak değildir. Bazen geçmişten uzaklaşmanın en kolay yolu onu unutmak sanılır. Oysa unutmak, insanı özgürleştirmekten çok, geçmişin görünmez ağırlığına teslim eder. Hatırlanmayan acılar ortadan kalkmaz. Konuşulmayan deneyimler yok olmaz. Sadece başka biçimlerde geri dönerler.

Asıl mesele, geçmişin bizi yalnızca yaralayan tarafıyla değil, bize bıraktığı sorularla da ilişki kurabilmektir, çünkü her kuşağın kendisinden önceki kuşaktan devraldığı yalnızca bir hikaye değildir. Aynı zamanda tamamlanmamış bir görevdir.

'Kürt Dirilişi'nin ikinci sezonunu izlerken insanın zihninde beliren en güçlü sorulardan biri de buydu: 1999'da biten neydi, bitmeyen neydi?

Bir sezon bitti. Bir dönem kapandı. O dönemin tanıklarının bazıları artık aramızda değil. Bazı sesler yalnızca kayıtlarda kaldı fakat o insanların hayatlarıyla açılan tarihsel yol devam ediyor. Bugün barıştan, demokratik toplumdan ve birlikte yaşamın yeni biçimlerinden söz ediyorsak o yolun dışında yapmıyoruz. Geçmiş bizi bugüne taşıyor.

Şimdi yapılması gereken, geçmişin bütün ağırlığını geleceğin üzerine bırakmaktan ziyade onun içinden bir gelecek çıkarabilmek. Bunun için hatırlamaya ihtiyacımız var. Hafıza, geriye dönüp baktığımız bir ayna değildir yalnızca. Önümüzdeki yolu görebilmek için yanımızda taşıdığımız bir ışıktır.

Belki 'Kürt Dirilişi'nin ikinci sezonu, bize en çok bunu hatırlatıyor: Bir halkın dirilişi, bir kez yaşanıp tamamlanan bir olay değildir. Her kuşak, kendisinden önce gelenlerin bıraktığı yerden yeniden düşünmek, yeniden anlamlandırmak ve kendi zamanının görevini üstlenmek zorundadır.

Bugünün görevi de burada duruyor.

Geçmişi unutmadan barışa yürümek. Yaşananları inkar etmeden yeni bir toplum fikrini kurmak. Acıları birbirine karşı kullanmak yerine onları ortak bir geleceğin bilgisine dönüştürmek.

Belki de gerçek anlamda yeni bir başlangıç, geçmişle başka türlü bir ilişki kurabilmekle mümkündür.

Not: Belgeselin tüm bölümlerini Şehit Gülistan Tara Belgesel Komünü’nün internet sitesinden izleyebilirsiniz: https://kominatara2.com/tr/