Mazlum MAMXURİ

Dünya gündeminin merkezine şuan korona yani diğer adıyla koronavirüsü (Covid-19) pandemi oturmuş bulunmakta ve tüm dünya bu hastalıktan nasibini almış durumda. Aslında toplum böylesi yayılan bir hastalık ile yeni tanışmıyor bundan önceki çağlarda da buna benzer salgınlar, vebalar, gripler vb. birçok hastalık görmüş ve geçirmiştir. Ancak, genelde beş bin, özelde ise beşyüz yıldır toplumların başına bela olmuş en büyük hastalık ve halkların bir nevi kursağına yapışmış olan devletçi-ataerkil sistemin ve onun yürütücüsü konumundaki kapitalist modernite olduğu su götüremez bir gerçeklik ve halen toplum bu hastalık ile cebelleşiyor.

Halkalara dayatılmak istenen hastalıklı toplum gerçekliği ile yola çıkıldığında akıllara biyolojik savaşın devletlerinin devletler ile savaşımından çok, sistemin toplumlara karşı yeni ve açık bir savaşı mı olduğunu getirmiyor değil. Binlerce yıldır bu sistemin yaşadığına tanık oluyoruz bu yüzden akıllarda binbir sorunun oluşması doğal olsa gerek. Zira sistem öyle bir sistem ki umulmadık araçlar ile toplumun önüne çıkabiliyor. Şöyle bir gerçekliğe daha inanıyoruz. Toplumlar yayılmak istenilen bu tür hastalıklar ile sistemi tanımada ve çözmede bir adım daha ileri gittiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu varsayımdan yola çıkılır ise sistem bilinçli veyahut bilinçsiz kendi ayağına sıkmış olabilir. Bunun sonucunda ise oluşabilecek boşluğu toplumsal mücadeleler mi yoksa sistem mi doldurabilecek bu soru şimdi ve önümüzdeki dönem için önemlidir. Bununla beraber toplumun önünde iki seçenek de durabilir birincisi; yıllardır bir ur gibi büyüyen kapitalizmin göz bebeği olan liberalizm tehlikesinin yol açacağı hastalıktan bireysel kurtuluş algısı ile bireyciliğin halklara daha da nüfuz ettirilmesi. İkincisi ise uluslararası alanda toplumsal dayanışmanın büyütülüp, sistemin zihinlerde oluşturmuş olduğu sınırların halkalar tarafından kaldırılması. Önümüzdeki günler bu tür konuların netleşebileceği görünüyor.

Faşizmin Kürdistan'daki durumu

Ataerkil-devletçi sistem ve onun sürdürücü konumundaki kapitalizm hastalığı daha da katmerleşerek bağrında kocaman bir hastalığı büyütüp adını da faşizm koymuştur. Faşizm özelde Kürdistan'da zaman ve mekan gözetmeksizin saldırılarını en üst aşamaya taşıyabilmek ten bir adım dahi geri durmamakta. Peki bu yoğunluğun ne düzeyde olduğunun bilincinde isek, bizler faşizme karşı mücadelemizi ne düzeyde bir tempo ile sürdürmenin arayışı içerisindeyiz. Gördük ki tüm dünyanın tek gündemi bu hastalık ile mücadele olmuş iken, faşist-işgalci TC ve onun iktidarı AKP rejiminin tek gündemi Kürt halkı ve onun özgürlük ve kurtuluş mücadelesini ve onun kazanımlarına nasıl saldırabilirim hesabı olmuştur.

Böylesi bir dönemde dahi saldırılarını yoğunlaştırıp halkımızın iradesi sonucunda kazanılmış olan belediyelere Kayyum atamıştır. Bunun yanında aynı tempo ile karakollar kalekollar yapmaktan askeri ve siyasi soykırım operasyonları yapmaktan geri durmamıştır ve durmayacağına da benzemektedir. Faşizme karşı günü birlik reçeteler ile mücadele edilemeyeceğine, çare bulunamıyor olacağına göre var olan saldırıların önüne geçebilecek bir nevi faşizmin kollarını kesebilecek mücadelenin yol ve yöntemlerini bulmak lazım. Yeter ki bunun azimli savaşını vermekten geri durmayalım. Asgari bir mücadele tarzı bizleri hülyalarımızdan alı koyarken, azami hızımız veyahut mücadelemiz bizleri iddia ve hedeflerimize her geçen gün yaklaştırmakta ve faşizme etkili darbeyi vurmada daha güçlü bir irade ve azim sunmaktadır. Faşizm tarihinin zayıf dönemini yaşamakta ve önümüzde faşizmi vurabilecek tüm maddi ve manevi koşulların var olduğunu bilip zaman ve mekan aralığı yakalayabilecek imkanların da olduğunun bilinci ile mücadeleye sarılmak gerekiyor. 21. yüzyıl koşullarındaki faşizm gerçekliğine karşı mücadele gerçekliğimiz süpersonik bir tempoyu yaratmayı öncelik kılmakta. Bu temelde diyoruz ki faşizm Kürdistan özgülünde tarihin çöp sepetine atılmaktan kendini kurtaramayacaktır.

Koronavirüs bir kez daha gösterdi ki en büyük hastalık kapitalist modernite ve onun araçlarıdır. Biyolojik ve toplumsal hastalıklardan kurtuluş yolunun demokratik modernite yaşamı olduğu, tüm Ortadoğu ve dünya içerisinde toplum için bir vahayı çağrıştırdığı umudunun canlılığı kendisini korumakta. Bu minval de 2020 yılı zafer ile taçlandırılıp demokratik modernitenin inşa yılı olacağı umudu ve inancıyla.