Türkiye’de 12 aylık cari işlemler açığı, 55 milyar 380 milyon doları buldu.
Cari işlemler açığı, bir önceki yılın Mart ayına göre 1 milyar 695 milyon dolar artarak 4 milyar 812 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2018 yılı Mart ayı 'Ödemeler Dengesi İstatistikleri'ni açıkladı. Buna göre, cari işlemler açığı, bir önceki yılın Mart ayına göre 1 milyar 695 milyon dolar artarak 4 milyar 812 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bunun sonucunda, on iki aylık cari işlemler açığı 55 milyar 380 milyon dolar oldu. Söz konusu gelişmede, ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre 1.692 milyon ABD doları artarak 4.608 milyon ABD dolarına yükselmesi, birincil gelir dengesi açığının 240 milyon ABD doları artarak 1.313 milyon ABD dolarına yükselmesi ve bir önceki yılın Mart ayında 240 milyon ABD doları net giriş kaydeden ikincil gelir dengesinin bu yılın aynı ayında 6 milyon ABD doları net çıkış kaydetmesi etkili oldu.
Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler, bir önceki yılın aynı ayına göre 239 milyon ABD doları tutarında artarak 988 milyon ABD dolarına yükseldi. Birincil gelir dengesi kalemi altında yatırım geliri kaleminden kaynaklanan net çıkışlar, bir önceki yılın aynı ayına göre 218 milyon ABD doları artarak 1.238 milyon ABD doları oldu.
Net girişler azaldı
Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler, bir önceki yılın aynı ayına göre 269 milyon ABD doları azalarak 1.029 milyon ABD doları olarak gerçekleşti.
Portföy yatırımlarının çıkışı
Portföy yatırımları 2.381 milyon ABD doları tutarında net çıkış kaydetti. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 361 milyon ABD doları ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 123 milyon ABD doları net satış yaptığı görülüyor.
Diğer yatırımlarda 1.585 milyon ABD doları tutarında net çıkış gerçekleşti. Diğer yatırımlar altında, yurtiçi bankaların yurtdışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1.376 milyon ABD doları net azalış, yurtdışı bankaların yurtiçindeki mevduatları ise 137 milyon ABD doları net artış kaydetti.
Rezerv azalışı
Resmi rezervlerde bu ayda 4.836 milyon ABD doları rezerv azalışı gözlendi.
Kaynağı belirsiz para
Net hata noksan kalemi, Mart ayında 2,92 milyar dolar olurken, Ocak-Mart döneminde kaynağı belirsiz para girişi 3,69 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Öte yandan Şubat’taki cari açık 4,15 milyar dolardan 4,52 milyar dolara revize edildi.
Giriş azaldı, çıkış arttı
GCM Menkul Kıymetler Araştırma Uzmanı Enver Erkan, artışın piyasa beklentisi üzerinde olduğunu savunarak, şunları söyledi: "Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan girişler azaldı, portföy yatırımları tarafında ise net çıkış olduğunu gözlemliyoruz. Bu durum biraz da Mart ayında dolar kurunun yükselmesinden belli olan bir durum. Diğer yatırımlar tarafında da net azalma mevcut. Cari açık ve dış ticaret açığı trendi olumsuz. Yurt dışında artan faiz hadleri ile beraber içeride de borçlanma maliyetlerinde oluşan yukarı yönlü baskı cari açığın finansmanı açısından sorun yaratmaya devam etmektedir."
Yüzde 65 arttış
İntegral Yatırım Araştırma Uzmanı Seda Yalçınkaya, geçen senenin Mart ayına kıyasla 21,9 milyar dolar ya da yüzde 65 düzeyinde bir artış olduğuna dikkat çekti. Yalçınkaya, cari açığın GSYH'ya oranın yüzde 6,5 seviyesinde olduğunu ifade ederek, "Bu oran giderek yükseliyor. Bu açıdan şimdilik kontrol dışında görünmese de ilerleyen süreçte yükselmeye devam etmesi stresi artırabilir" dedi.
Neden açılıyor, nasıl yansıyor?
* Yıllık cari açıkta, son dört yılın en yüksek düzeyine çıkıldı.55 milyar 380 milyon dolarlık açığın yıl sonuna kadar değişmediğini ve bu düzeyde kaldığını varsayalım, 862 milyar dolarlık GSYH’ye oran yüzde 6.4 olacaktır.
* Ödemeler dengesinde veri anlamında yalnızca ilk çeyrek geride bırakıldı ama 2018’e ilişkin veriler tam anlamıyla çöpe gitti. Bu yılın cari işlemler açığı hedefi 40 milyar dolardı, cari açığın GSYH’ye oranının da yüzde 4.3 olması öngörülmüştü.
* Cari açık, önümüzdeki süreçte benzinden ekmeğe, iğneden ipliğe her şeye zam gelecek demektir. İşsizlik, hayat pahalılığı, üretememek, ürettiğini değerinde satamamak, katma değer elde edememek, eğitimden sağlığa yeterli yatırımı yapamamak demektir. Enflasyon yükselecek, faizler artacak, TL’nin değer kaybı sürecek.
* Cari açığın arkasında dış ticaret açığı var. İthalat, ihracattan daha fazla artıyor. Petrol fiyatlarının artışının yükü yetmiyor gibi altın ithalatı devam ediyor. Martta 1.1 milyar dolarlık altın ithal edildi. Turizm gelirleri henüz açığın kapanmasına önemli katkı yapamıyor. Mart ayında portföy yatırımları ile kredilerden önemli çıkış oldu. Çıkış 2.9 milyar doları buldu.
* Cari açık 4.8 milyar dolar, buna 2.9 milyar dolar döviz çıkışı eklenince Mart ayı döviz açığı 8 milyar dolara yaklaştı. Eskisi gibi sıcak para ile, borçlanarak finanse etmek zorlaştı. Cari açık büyürken döviz girişi yavaşlayınca önce döviz fiyatı, sonra enflasyon, sonra faizler artıyor.
* 2013’ten bu yana olan şu; cari açığı karşılayan finansman yok, rezerv kaybı ve yurtdışındaki mevduatlarla ihtiyaç karşılanıyor. Bu da kur üzerinde baskı yaratıyor. Böyle devam ederse kur baskısı bitmeyecek.
* Son 12 ayda gayrimenkul alımları hariç net doğrudan yatırım toplamı 2.4 milyara gerileyen Türkiye, kısa vadeli sermayeye bağımlı hale geldi. Burada da parasını istikrarsız ve kırılgan hale getiren para politikası ile cazip olmaktan da çıkıyor.
* Türkiye ekonomisinin en önemli kırılganlık kalemi olan cari açık ve enflasyonda yaşanan olumsuzlukların bundan sonraki dönemde normalleşeceğine ilişkin umut ise şimdilik yok. Aşırı büyüme hırsı nedeniyle yılın ilk yarısını kapsayacak biçimde iç talebin körüklenmeye devam edeceği, dolayısıyla cari açık ve enflasyonun, buna bağlı faiz oranlarının yüksek seyredeceği artık anlaşılmış durumda.
İlk dönem bütçe açığı 23.2 milyar TL
Maliye Bakanı Naci Ağbal, Nisan ayına ilişkin bütçe gerçekleşmelerini duyurdu. Bütçe, 2018 yılı Nisan ayında 2,8 milyar TL açık verdi. Ocak-Nisan döneminde bütçe açığı 23,2 milyar TL olarak gerçekleşti. Geçen sene aynı dönemde bütçe açığı 17,9 milyar TL olmuştu.
SGK’nin açığı 301 milyar TL
Hükümet seçim nedeniyle bol keseden para dağıtırken Sosyal Güvenlik Kurumu’nun finansman açığı AKP iktidarı döneminde toplam 301 milyar TL’ye çıktı.
Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) finansman ‘açığı’ tarihi zirve yaptı. Kurum şoka girerken zor ve gerilimli günler kapıda. Cumhuriyet’ten Olcay Büyüktaş ve Şehriban Kıraç’ın haberine göre; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2018 yılı bütçe sunumundan SGK’nin mali gelir gider dengesinin giderek bozulduğunu ortaya koyuyordu. 2017’de 51.7 milyar TL devlet katkısına rağmen SGK bütçesi 24.1 milyar TL ‘açık’ vermişti. 2018’de ise SGK finansman açığının tarihi zirve yaparak 34.045 milyar TL’ye çıkacağı 2018 bütçe sunumunda belirtildi. Bu da yüzde 29’luk artış anlamına geliyor.
İzmir Tabip Odası üyesi Dr. Ergün Demir ve İstanbul Tabipler Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Güray Kılıç’ın yaptığı çalışmaya göre, AKP Hükümeti döneminde (2003-2017) SGK’nin gelir - gideri arasındaki dengesizlik kronik hale gelmiş ve parmak hesabı ile toplam 301 milyar TL ‘açık’ oluştu. Kurumun resmi verilerine göre, AKP hükümeti döneminde SGK’nin mali bütçe gelir-gider arasındaki dengesizlik kronik hale geldi ve tarihi ‘açık’ rekorunu kırdı. SGK’nin 2017 gelirlerinin yaklaşık yüzde 72’sini prim gelirleri, yüzde 18’ini devlet katkısı, yüzde 10’unu ise faiz, gayrimenkul ve fatura ödemeleri oluşturuyor. Giderlerinin yüzde 67’sini emekli aylıkları, yüzde 25’ini sağlık giderleri, yüzde 8’ini ek ödeme ve diğer giderler oluşturuyor.
SGK’nin mali gelir gider dengesinin bozulması ve böylece SGK finansman açığının tarihi zirve yapması işçiler, emekliler ve sağlık işletmeleri açısından sıkıntılı günlerin geleceğine işaret ediyor. Gelecek aylarda işsizliğin ve hak kayıplarının artacağı, yeni mağduriyetler yaratılacağı öngörülüyor.
İşverenler Amerika’ya gitmekten ürküyor
DEİK Başkanı Olpak, Hakan Atilla’nın ‘başına gelenlerden dolayı’ iş çevrelerinde ‘mecbur değilsen Amerika’ya gitme’ algısı oluştuğunu söyledi.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak “İş dünyasında ‘Halkbank davasında gördük, Hakan (Atilla) Bey’in başına böyle bir şey geldi. Neyin ne olacağı belli değil. Mecbur değilsen bu sıralar Amerika’ya gitme’ ürkekliği olduğunu belirtti. Dünya’nın haberine göre Olpak, “Bu algı ilerlerse ilişkileri olumsuz etkileyebilir” diye konuştu.
Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, 3 Ocak’ta ABD’nin İran yaptırımlarını ihlale yardımdan suçlu bulunmuştu. New York Güney Bölgesi başsavcılığı, Atilla hakkında 15 yıl altı ay ve 50 bin ile 500 bin dolar arasında para cezası talep etmişti. Savcılık cezaların ‘ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını delmek’, ‘ABD’yi aldatma suçuna iştirak’, ‘ABD bankalarını dolandırmak’, ‘ABD bankalarını dolandırmaya iştirak’ ve ‘kara para aklama suçuna iştirak’tan verilmesi gerektiğini ifade etmişti. Dava duruşması yarın (16 Mayıs’ta) görülecek.
Tarım ÜFE’de artış
Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,39 oranında artış kaydetti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Nisan 2018'e ait "Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi" raporunu açıkladı. Tarım ÜFE, 2018 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,56 azalış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 1,43, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,39 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 10,91 artış gösterdi.
AKP tarımı da taradı
AKP, 15 yılda 189 milyar dolarlık gıda ürünü ve tarımsal hammadde ithalatı yaptı.
Tarım ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Orhan Sarıbal, AKP’li yıllarda çiftçilerin yüzde 20’sinin tarımdan vazgeçtiğini, 3,2 milyon hektar arazinin boş bırakıldığını, tarımın istihdamdaki payının yüzde 35’ten yüzde 19’a gerilediğini belirtti. sarıbal’a göre; AKP’nin bir yandan uyguladığı yardım edilmiş yoksullar (3 milyonun üzerinde aile) yaratma politikaları ile emekçi sınıfları teslim alıp, biat etmelerini sağlayıp, kendine bağımlı hale getirirken; öte yandan onları dini muhafazakârlığa, cemaat ve tarikat yapılarına boyun eğdirdi.
Tarımdaki tahribatın bilançosu
AKP iktidarları döneminde;
* Nüfus 15 milyon kişi arttı; buna karşılık tarım sektörünün milli gelir, istihdam ve ihracata katkısı giderek azaldı.
* Tarımın istihdamdaki payı yüzde 35’den yüzde 19’a geriledi.
* Tarımın gayri safi yurtiçi hasıladaki payı yüzde 10’dan yüzde 6’ya düştü.
* Tarım katma değeri 2012 yılında 68 milyar dolar iken, 2017 yılında yüzde 24 gerileyerek 52 milyar dolara düştü.
* Aynı şekilde 2012 yılında 4 bin 57 dolar olan kişi başına tarım katma değeri 2017 yılında 3 bin 319 dolar olarak gerçekleşti.
* Tarımın en önemli girdilerinde (gübre, tarım ilacı, yem ham maddeleri gibi) ithalata bağımlı hale gelindi.
* Tarım ürünlerinin çiftçinin elinden çıkış fiyatları 3 kat artarken; çiftçinin satın aldığı tarım girdilerinin fiyatları 5 kat arttı.
* Çiftçi kayıt sistemine (ÇKS) kayıtlı çiftçi sayısı 2 milyon 765 binden 2 milyon 132 bin kişiye düştü; yani 633 bin kişi azaldı. Çiftçiliği bırakan üretici sayısı oransal olarak yüzde 20’yi buldu.
* Çiftçi, 3,2 milyon hektar araziyi ekmekten vazgeçti. 2002 yılında 26,6 milyon hektar olan tarım arazileri ise günümüzde 23,4 milyon hektara düştü. Tarımda kullanılan araziler yüzde 13 oranında azaldı
* 2002 yılında bankalar tarafından çiftçilere bankalar tarafından kullandırılan kredi 4 milyar TL iken, 2017 yılında 83 milyar TL’ye yükseldi. 2017 yılında çiftçinin kullandığı banka kredisi tarımsal destekleme ödemelerinin 6 katını aştı. Çiftçi kredi borçlarını ödeyememe korkusuna tutsak edildi.
Tarımsal destek unutuldu
* Tarımsal destekler, 2006 yılında çıkarılan kanuna göre milli gelirin en az yüzde 1’i olması gerekirken; binde 5-6’sını aşmadı.
* 2007-2017 yılları arasında tarıma 188 milyar TL destekleme ödemesi yapılması gerekiyordu. Ancak yapılan destekleme ödemesi sadece 88 milyar lirada kaldı. Yani devletin destekleme ödemelerinden dolayı çiftçiye 100 milyar lira borcu bulunuyor.
* Mısır, pirinç ve ayçiçeği dışındaki ürünlerde üretim istikrarsız bir seyir izledi; ya kendini tekrarladı veya üretim düşüşleri görüldü.
* 2002 yılında kişi başına buğday üretimi 294 kilo iken, 2017 yılında 266 kilodur. Üretimin yetersizliği nedeniyle son 15 yılda 46 milyon ton buğday ithal edilmiştir.
* Kişi başına nohut üretimi 10 kilodan 6 kiloya, kuru fasulye üretimi 4 kilodan 3 kiloya, kırmızı mercimek üretimi 8 kilodan 5 kiloya düştü.
189 milyar dolar ithalat
* AKP’nin 15 yıllık iktidarı döneminde toplam 189 milyar dolarlık gıda ürünü ve tarımsal hammadde ithalatı yapıldı.
* Cumhuriyet tarihinde ilk kez AKP döneminde kurbanlık hayvan ve saman ithalatı yapıldı.
* Genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) ürünlere ilk kez AKP döneminde izin verildi.
* Tarım arazileri cömertçe amaç dışı kullanıma açıldı; hidroelektrik santrallerle (HES’ler) dereler kurutuldu.
ILO, Türkiye’den savunma istiyor
ILO, 28 Mayıs’ta başlayacak uluslararası konferansta Türkiye’yi, sendika üyelerinin güvencelerini düzenleyen madde kapsamında değerlendirmeye alacak. İşlerinden atılan ve ayrımcılığa uğradığını belirten sendikacılarla ilgili Türkiye’den savunma istenecek.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 28 Mayıs-8 Haziran tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde 107’nci kez toplanacak Uluslararası Çalışma Konferansı’nda Türkiye’yi 135’inci maddeden değerlendirme kararı aldı. Türkiye, konferansta 135’inci madde kapsamında değerlendirilecek tek ülke oldu. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) başvurusu üzerine Türkiye’yi gündemine alan komite, sendikaların şikâyetlerine ilişkin hükümetten savunma talep etti. Hükümetin ILO’ya verdiği yanıtta, Türkiye’deki sendika yürütme kurulu üyeleri ve temsilcilerinin siyasi faaliyetleri nedeniyle ihraç edilmediği savunuldu. Hükümet temsilcisinin sözlü savunmasını değerlendiren komite, işçi temsilcilerinin işten çıkarılması ve tutuklanmasıyla ilgili iddialar hakkındaki endişelerini dile getirdi. Hükümet, OHAL KHK’leri ile işlerinden çıkarılan ve ayrımcılığa uğradıklarını belirten sendikacıların iddialarına cevap vermeye davet edildi.
Türkiye’nin tarafı olduğu 135 No’lu İşçi Temsilcileri Sözleşmesi’ne ilişkin standartların uygulanması gerektiğine vurgu yapan Uygulamaların Standartları Komitesi, 100 binden fazla kamu çalışanının KHK’ler ile kamu hizmetinden çıkarıldığına dikkati çekti. Bu çalışanların işten çıkarılma gerekçelerinin ‘terör örgütüne üyelik’ ya da ‘terör örgütleriyle bağlantılı olmak’ gibi genel suçlamalar içerdiğini belirten komite, ihraçların herhangi bir bireysel gerekçelendirme ve kanıt sunulmadan veya ilgili kişilere kendilerini savunmaları için fırsat tanınmadan gerçekleştirildiğine vurgu yaptı.
Eğitim Sen Yükseköğretim Sekreteri Özgür Bozdoğan, "OHAL’le beraber yaygınlaşan sistematik bir uygulama ile karşı karşıyayız" dedi. Çok sayıda sendika yürütme kurulu üyesinin hiçbir somut iddia ve gerekçe olmaksızın ihraç edildiğini ifade eden Bozdoğan, “Hükümet bunun aksini iddia etse de iddiasını kanıtlayacak somut delil ortaya koyamamaktadır” diye konuştu.
Konut faizlerini düşürmek yetmez
Türkiye ekonomisinin son 15 yılda lokomotifi haline gelen inşaat sektörü de ekonomik krizden nasibini alanlardan. Yeni inşaat başlangıçlarının yavaşladığı 2018’in ilk çeyreğinde, döviz kurlarındaki artış ve kredi alım faizlerinin artmasının ardından konut satışları da gerilemeye başladı.
Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği'nin (Türkiye İMSAD), Mart 2018 Sektör Raporu’na göre, alım gücü düşen yurttaşların önceki konut alımlarının ödemelerini yapması 2017 yılının gerisine düştü. Yüzde 50’ye yakın artış gösteren demir fiyatları nedeniyle maliyetlerin arttığı inşaat sektöründe artan konut stokları baş gösterdi.
24 Haziran baskın seçimleri öncesinde ise hükümet ekonomik kriz kaygısıyla adımlar atmak zorunda kaldı. Hükümet, konut stoklarını eritmek amacıyla Ziraat Bankası ve Halkbank’ı devreye koyarak konut kredisi faizlerini yüzde 1’in altına çekti. Ancak atılan adımların uzun vadede etkisiz kalacağı ve inşaat sektörünün son 15 yılın en büyük kriziyle karşı karşıya olduğu yorumları yapılıyor.
2006 yılından bu yana müteahhitlik yapan Süleyman Gündüz, inşaat sektörünün tamamen durmuş vaziyette olduğu görüşünde. Gündüz, stokları eritmek için hükümetin attığı adımların sonuç vermeyeceğini, “Şu anda tüketmenin bir imkanı yok” diyerek özetledi. Faizler ne kadar düşürülse de alıcıların kredilerini ödeme noktasında sorun yaşadığını dile getiren Gündüz, “İnsanlar için kredi ile bir daire almak, 10 yıl boyunca geri dönüşü olan bir maliyet anlamına geliyor. İnsanların iş garantisi olmadığı veya geleceğe dair birtakım kaygıları olduğu için buna çok sıcak bakmıyor. Bu nedenle bu adımların da hayat bulacağını sanmıyorum. Kısa sürede bu iş hükümetin başına patlayacaktır” şeklinde konuştu.