Okuyucularını onaltı Meksika ailesinin yaşamına taşıyor. Fuentes, Meksika'nın tarihinden beslendiği kahramanlarını modern dünyanın açmazlarıyla buluşturuyor. Hem roman hem de hikaye tadında bir kitap.
Kitap, Tolstoy'un Anna Karanina adlı ünlü eserinin giriş sözüyle başlıyor: "Bütün mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz olan her aile de mutsuzluğunu kendine göre yaşar." Kitabı okuduktan sonra da Fuentes'in bir cümleden bir roman yaratma ardına düştüğünü anlıyoruz. Zira roman boyunca okuduklarımızda bu sözü duyumsuyoruz. 


'Modern aile'nin çıkmazları
Fuentes, diğer eserlerinde olduğu gibi bu romanında da Meksika tarihi üzerinden başlıyor anlatmaya. Ancak yerelden evrensele ulaşabilmenin olanaklarını da veriyor. Çağdaş Meksika'nın zıtlıklarla dolu dokusunun aslında ne kadar evrensel olduğunu de gösteriyor okuyucularına. Meksika özelinde tüm dünyanın kanayan yaralarına, düşündüren problemlerine odaklanıyor yazar.
 'Aile' olgusunu tartışmaya açıyor romanında Fuentes. Tüm hikayeler de bu olgunun etrafında toplanıp Bütün Mutlu Aileler'i bir roman haline getiriyor. Aile olgusunu çok farklı yönleriyle ele alıyor. Toplumun her kesiminden seçtiği kahramanlarla bu kesimlerin konuya bakış açılarını ve yargılarını da sunmayı başarıyor. Bu anlamda Fuentes'in kahramanı bir cumhurbaşkanı, gerilla, general, çiftçi, eşcinsel, sörfçü ya da sıradan bir insan olması önemli değil. Önemli olan ne yaşadığıdır. Kitapta, aile içi şiddetten evlilik kurumunun ne kadar gerekli ya da sürekli olduğuna, kadın-erkek ilişkilerinin çıkmazlarına, babalar ile oğullar arasındaki anlaşmazlıklara, ataerkil toplumun yargılarına, ahlak anlayışına dair konularda tartışmalar yürütülüyor.
Şiddet de hikayelerin eksenini yaratmada Fuentes'in kullandığı önemli bir araç. Hemen her hikayede şiddetin farklı bir kolunu, yöntemini gözler önüne seriyor yazar. Fiziksel şiddetin yanında, kadınların maruz kaldığı sözel şiddet de kimi hikayelerde çok çarpıcı bir dil ve gözlemle anlatılıyor.

KÜLTÜR SERVİSİ