Artan devlet şiddetinin direkt kadına yönelmesi, kadını hedef alması elbet bir rastlantı değil, isteyerek ve bilinçli bir şekilde katlediyorlar kadınları. 

Son 4 ayda üçü İstanbul’da, biri Diyarbakır’da 4 kadın polis tarafından evlerinde çatışma süsü verilerek katledildi. Günay Özarslan, Taybet Cansi, Dilek Doğan ve Dilan Kortak… 

Günay Özarslan polis tarafından 15 kurşunla evinde katledildi. Hiçbir çatışma izi bulunmadı, açık bir şekilde infaz edildi. Günay’ın cenazesi 3 gün defnedilemedi. Gazi Cem Evi’ne yönelik üç gün süren özel harekat ve çevik kuvvet polisinin orantısız operasyonları oldu. Gencecik bir kadını sorgusuz, sualsiz katleden devlet, cenazesine bile saygı duymadı. 

Taybet Cansi, Diyarbakır Bağlar'da aralarında özel ekiplerin bulunduğu polis ve özel hareket timleri tarafından kaldığı eve baskın düzenlendi ve infaz edildi. 

Dilek Doğan, evine yapılan operasyon sonucu polisler tarafından katledildi. Olaya tanıklık eden ailesi, "Dilek polislere 'galoş giyin, sonra içeri girin’ demesi sonucu polislerde ‘giymeyiz’ dediler ve sonra polisler silahı bize doğrultup Dilek’i vurdular" diye açıklama yaptılar. Dilek ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede yaşama yenik düştü. 

Dilan Kortak ise yine polisler tarafından evine yapılan baskın sonucu infaz edildi. Evde yalnız olduğu biliniyordu ve görgü tanıklarının anlatımı ve avukatların olay yeri incelemesinden sonra Dilan’ın kasten infaz edildiği netleşti. 

Polisler tarafından katledilen bu kadınların hepsi istenseydi gözaltına alınabilirdi ama polisler aldıkları talimatla infaz etmeyi tercih ettiler, çünkü bu kadınları hedef seçmişlerdi. 

Polisler, özel harekatçılar, JİTEM’ciler, IŞİD’ciler kadınları elbet sadece evlerinde katletmiyor, sokak ortasında, evlerinin önünde, damda, bahçede de katlediyorlar. Yaşları önemli değil, hamile olmaları da… Nitekim son birkaç ayda Kürdistan’da hamile ve yaşlı kadınlar da katledildi. 

Bugün artan devlet şiddeti tıpkı 90’lı yıllarda olduğu gibi kadını hedef alıyor. Nasıl ki 90’lı yıllarda Kürt, devrimci, demokrat kadınlara özel yöneliyorlardı, bugün de o geleneği sürdürüyorlar… Geçmişte ya sokak ortasında infaz ediyordu ya da gözaltına alıp özel işkence ve tecavüz ediyorlardı. Şimdi direkt infaz ediyorlar. 

Devlet, öldürdüğü kadınlar için kolay bir yol seçip, çatışma süsü veriyor ama adli tıp raporlarında hiçbir çatışma izine rastlanmıyor. Yine özyönetim ilanlarının yapıldığı Kürdistan’da kadınlar çatışma süsü verilerek katlediliyor. 

Faşizm ile cinsiyetçilik arasında hiçbir fark yoktur. 

Cinsiyetçilik egemen sınıftan erkeğin vazgeçilmez politikası olarak şovenizm, faşizmin güçlendirici ve temel öğelerinden biri olarak kullanılmıştır. Irkçılık, faşizm ve şovenizmin tarihi gelişim sürecine bakarsak, buradan cinsiyetçilik olgusunun nasıl bir tamamlayıcı öge olduğunu görürüz. İnsanlık tarihini en fazla kirleten bu gerici ideoloji biz kadınları yok ediyor. 

Belli ki katillerin yeni bahanesi çatışma olmuş. Yaşanan sürece baktığımızda kadınları daha çetin ve zorlu bir sürecin beklediği açık, devletin kadın düşmanı politikalarının her alanda teşhir edilmesi gerekiyor. Sadece erkek şiddetine karşı olmak yetmiyor, erkek devlet şiddetine de karşı çıkmak ve özellikle katledilen kadınlara sahip çıkmak gerekiyor. Katledilen kadınların davalarını takip etmek ve suçluların en ağır cezaları alması için mücadele etmemiz gerekiyor. 

Biz kadınlar birbirimize sahip çıkmadığımız sürece, yarın hangimizin nerede katledilmeyeceğinin garantisini kim verebilir?