Siyasette çözüm üretmenin önündeki en önemli engellerden birisi dün-bugün ve yarın algısının sağlıklı kurulamamasıdır. Geçmişle yüzleşmek bu açıdan bugüne doğru müdahale edebilmeyi sağlar, bu da yarınlar için yeni sayfalar açmaya ortam hazırlar.
Hakikatleri araştırma komisyonlarının adalet inşasındaki hayati işlevi de burada anlam kazanmaktadır. Geçmişi unutalım, eskiyi kurcalamayalım, bugüne bakalım, yarınlara umutla bakalım, söylemi gerçekçilikten uzak romantizm hastalığıdır.
Gerçeklerle yüzleşmenin toplumsal öfkeyi yükselteceği, acıları tazeleyeceği varsayımı, aslında siyasetçinin özgüven bunalımını ve süreci yönetememe korkusunu yansıtmaktadır. Hakikat ve yüzleşme komisyonu olmaz ama “akil adamlar” olabilir demenin ben başka bir izahını yapamıyorum. Bu mekanizmalar, başarıya ulaşmış çözüm süreçlerinde birbirlerinin alternatifi değil tamamlayıcısı, destekleyicisidir.
Bugün itibarı ile ortaya çıkan çatışmasızlık kararını gerçek bir barış için yeterli görmeyip silahların sınır dışına çıkmasında ya da namluların başka bir ülkeye yöneltilmesinde, tümüyle terk edilmesinde ısrarcı olmak bugün itibarı ile yakalanan fırsatı da kaçırmamıza neden olabilir. Daha fazlasını istemek ve bunu kolayca elde edebileceğine inanarak hareket etmek, tam tersine süreçlerin gelişmesine yönelik riskleri de göze almayı gerektirir.
Böyle bir lüksümüz olup olmadığına dair taktiri, sürece dair her ayrıntıya hakim olduğunu iddia edenlere bırakıyorum.
Biz bildiğimiz ve görebildiğimiz kadarından sorumluyuz.
Sürece dair kaygı ve korkuları giderecek bir yaklaşım içine girmek yerine, yapılan her eleştiriyi barış karşıtlığı, savaş seviciliği bağlamında itham ederek duymazlıktan gelmek “iyi şeyler” olmasını imkansızlaştırmaya yeter de artar bile.
Demokratikleşme konusunu güvenlik politikalarının pazarlık unsuru haline getirmenin stratejik riskini şimdilik bir kenara bırakıyorum. Bu esasa dair bir tercih ve bu konuda takınılan tavrın sonuçları görülmeye başlandığında ne yazık ki çok geç olacak. Daha somut ifade etmenin bugün için “pişmiş aşa su katmak” gibi algılanacağını biliyor, burada duruyor ve yeniden elimizdeki çözüm imkanlarına dönüyorum. TBMM Uludere komisyonunun raporu hem içerik hem mekanizmalara güven açısından son derece hayati öneme sahiptir. Yeni komisyon kurulumuna dair yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadığını dolayısı ile TBMM’nin muhatap olamayacağını söyleyenler kendi elleri ile süreci sabote edecek mayınlar döşüyorlar.
Muhalefet partilerinin sürece katılımının peşinen önünü tıkamak bu süreci sadece çatışan taraflar arası temas üzerinden yürütmeye çalışmak son derece sorunludur.
Kaldı ki yeni mekanizmalar kurmayacaksanız mevcut mekanizmaların sürece olumlu katkı yapacak, güven artıracak işler yapmasını sağlamalısınız. TBMM Genel Kurulunun Uludere raporunu ele alacağı oturum, Türkiye’nin çözüm sürecine dair ilk ciddi sınavı olacaktır.