PKK Önderi Öcalan tüm kamuoyuna şu önemli mesajı BDP-HDP heyeti aracılığı ile iletti:

“Dönem karakter değiştiriyor. Her an derinlikli çözüm imkanları da, çatışma olasılıkları da devrededir. Özellikle hükümetin atacağı adımlar çatışma olasılığını ortadan kaldıracağı gibi çözümü de yeni formatta derinleştirerek geliştirebilir.”
Öcalan’ın mesajından benim anladığım şudur:
Şu ana kadar “dönem”, ilan edilen “ateşkes” ortamında, kalıcı barışa ulaşmak için, “müzakere” yoluyla çözüme yönelmek ve böylece “silahlı yoldan silahsız yola” geçiş dönemiydi. Gerek hükümet tarafının, gerekse KCK tarafının gündeminde “çatışma” artık “yakın bir ihtimal ya da tehlike” olarak görülmüyordu.
PKK Önderi “dönemin karakter değiştirmekte” olduğunu, geçmiş dönemden farklı olarak aynı anda hem “derinlikli çözüm imkanının” hem de “çatışma olasılıklarının” varlığını ilan ediyor.
Gelinen bu noktada, PKK Önderi şöyle diyor: “Çok zorlanmama rağmen süreci bugüne taşımaktan pişman değilim.”
Neden pişman olsun ki? Onun inisiyatifiyle başlayan çözüm süreci, birçok kazanıma yol açtı. Tek tek ağaçlara değil de ormanın bütününe baktığımızda, devletin gerillayı “imha” ve legal hareketi “marjinal” hale getirme hedefi tam bir başarısızlığa uğradı. Öcalan’ın inisiyatifiyle başlayan çözüm sürecinden bu yana, Hükümet ve devlet neredeyse iki yıldır “askeri saldırı”yı durdurdu; KCK “siyasi soykırımıyla” tutuklananların çok önemli kısmı özgürlüğüne kavuştu ve BDP-HDP bloğu son yerel seçimlerde çok önemli mevziler kazandı. Ama en önemlisi şudur: Kürt Özgürlük Hareketi, İmralı’sıyla, Kandili’yle, Ankara-Amed yasal-parlamenter hattıyla “yeniden kriminalize” edilemeyecek bir “meşruiyet” kazandı.  
Şurası da açık: Dönemin karakterinde “çatışmasızlıktan çatışmaya” doğru beliren tehlikeli değişmeye rağmen, “savaş mukadder” değil. PKK önderi şöyle diyor: “Özellikle hükümetin atacağı adımlar çatışma olasılığını ortadan kaldıracağı gibi çözümü de yeni formatta derinleştirerek geliştirebilir.”
Acaba neden yeni “dönemde” hükümetin sorumluluğuna asıl vurguyu yapıyor?
Bunu anlamak için, hükümetin “sürece” hukuki temel sağlamayı reddetmesine, aylardır Kürdistan dağlarında, tepeden tırnağa silahlı askeri güçlerin “savaş hazırlıklarına” bakmak ve bu “hazırlıklara” karşı gerillanın silahlı müdahalesi yerine, sivil, silahsız halkın, ölüm pahasına “savaş hazırlıklarını“ önleme gayretlerini izlemek yeterlidir.
Ve şu “küçük” belirtiler, “büyük” çatışmanın habercileridir:
Ermeni Soykırımının 99. yılında Başbakan’ın hükümet adına yaptığı açıklama, tam 9 dilde dünyaya servis edildi, bu dillerin arasında Kürtçe yer almadı. Neden? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası toplumun önünde “Kürtçe diye bir dilin varlığını“ resmen ilan etmek istemedi. Bu tutum “barış ve çözüm” isteyen bir hükümetin tutumu olamaz.
Ama daha pratik ve tehlikeli bir gelişme de oldu.  
TSK 23 Nisan günü kendi sitesinde bir açıklama yaptı. Bu açıklamada, güya “iki PKK’li” “iki çobanı“ “Bizim söylediğimiz partiye neden oy vermediniz” diyerek darp etmiş. “Ağrı Dağı”nı terkedin demiş. Savcılık tahkikat açmış.
İyi de sana ne oluyor TSK?
Bu iddia “tut keli perçeminden” türü bir “uyduruk” iddiadır. “Kaseti” yoktur, “tapesi” yoktur, “şahidi” yoktur, “kanıtı” yoktur, çünkü böyle bir olay yoktur. Ve TSK’nın bu açıklaması, kendi başına Ağrı‘da BDP kazandığı halde iptal edilen ve Haziran ayında yenilenecek olan Belediye Başkanlığı seçimlerine, bizzat Ordunun “müdahil” olacağını gösteriyor.   
“Görüşme sürecinden çatışma sürecine” işte böyle psikolojik savaş yöntemleriyle hazırlanılıyor.
Öcalan bütün gücüyle yaklaşan “çatışmaları” önlemek istiyor. Masada yalnız KCK adına değil, çözüm isteyen herkes adına, geleceğin demokratik ulusu adına oturuyor. Hepimiz adına barışı savunuyor.