UMUT ŞERZAN


Bir savaşçının kaderi kaç coğrafya ile kesişir ki? Ya da özgürlük adına çıkılan yolda kaç farklı dünyaya açarsın kollarını? Adına kitaplar yazılan, devrimlere maya olan enternasyonalizm, ufkunu ne kadar büyütebilir, üstelik öyle genç ve öyle temizken?

Dağlara yol alan gencecik yürekler bazen öyle işler başarır ki; ve tarih dumur olur o an, tüm kara yüreklere kil çekilir. Çayan gibi. Kanadını bir açsa Afrika’da kanat çırpar bir kelebek, Asya’da kaos olur belki.

Her bir devrimci öyküdür dinlemesini bilene. O öykülerin toplamıdır bizi biz yapan bu amansız sevda. Çayan’ın sevdası az buz değildi, o anlattı bir mola aralığında ben dinledim. 

Dağlarda kesişti yolum Çayan Koçgiri ile. 25 yaşında sarıca, bal rengi gözleri ile arı gibi çalışkan bir devrimci. Sivaslı Türkmen Alevi bir ailenin 2 oğlundan birisi. Kendi topraklarını çok göremeden İstanbul’da doğmuş büyümüş. Kürt, Hemşin, Gürcü, Ermeni birçok arkadaş ile yaşam kurmacası sürerken, her birinden farklı bir kültürel özellik katmış kendine. Geçen yıllar farklı coğrafyalarda verilecek amansız bir mücadeleye götürmüş onu, Türk askerliğinden Kürdistan’ın her parçasında özgürlük gerillası olmaya uzanan Çayan’ın öyküsü bu.


 Devrimci düşüncelerle tanışma

 1992 yılında İstanbul’da doğar Çayan. Devrimci bir aile geleneği içinde büyür. Sonrasında aile ve mahalle gerçekliğinden tanışık olduğu Halkevleri’nde 2011 yılına kadar faaliyet yürüten Çayan, sonrasında Kürt Özgürlük Hareketi’ne duyduğu sempatiyi militanlıkla süslemek için bir arayış içine koyulur. İstanbul’da Alevi Türkmen birçok genç gibi, Türkiye devrimci hareketi içerisinden Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne geçiş ilk başlarda uzak kalsa da gördüğü çelişkiler, arayışını derinleştirir.

Ailedeki devrimci duruşun ya da yaşadığı alandaki devrimcilik faaliyetlerinin kendi devrimci potansiyelini, sistem içileşme ile karşı karşıya bırakacağının farkına varıyor Çayan.

Roboski’de 2011 yılında Türk devletinin 34 köylüyü ‘terörist’ oldukları bahanesi ile katletmesi ardından Çayan, devrimci duruşunu daha da güçlü kılma arayışına koyulur.

 

Askerlik serüveni

Hummalı bir arayış faaliyetine koyulan Çayan, bu süre zarfında yurtsever gençlik ile birlikte gerçekleştirdikleri eylemler sonrası birkaç kez gözaltına alınır ve bereket ki; tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır. Çayan, bu çizgideki mücadelesinde ısrarcı olsa da ailesini bir kaygıdır alır. Çayan’ın ‘sözde demokratik ailem’ olarak tanımladığı ailesi, Kürtlerle birlikte hareket etmeye başlayan oğullarını Türk askerliğine gitmesi konusunda iknaya çalışır. Yasal sorunlarından ötürü Kürdistan’a giderek gerillaya katılamayacağını anlayan Çayan, hem ailenin hem de Türk devletinin baskısından kurtulmak için askerliğe gider. Çayan’ın görev yeri Samsun’daki acemi birliği sonrası belli olur, Hakkari Yüksekova ya da özdeyişi ile Colemerg’in Gever ilçesi. 

 Sözde vatani görevin yapılması için en değme Türk vatandaşında bile korku uyandıran Gever’i Çayan bir şans olarak değerlendirir. Zira, özgürlük gerilları ile bir karşılaşma Çayan için uzun süredir aradığı fırsat olma ihtimali taşımaktadır. 


Askerlik gençleri makinelere çevirir

Çayan, Türk askerliğindeki gençlerin ciddi bir irade kırılması yaşadığını ve yaşamlarında ‘birşey’ olabilmek için askerliğe gidişin kaçınılmaz olduğun belirtiyor. Birçok Türk milliyetçisinin bile askerde gördükleri muamele ve makineleştiren otorite sonrası Türk devletine hakaret ve küfür yağdırdığını anlatıyor Çayan. 

Gever’deki askerlik süreci, gerilla eylemlerinin yoğun olduğu bir döneme denk gelen Çayan, sicilinden kaynaklı üstü kapalı bir gözetim altındadır da aynı zamanda.

Gerilların eylemlerin aralıksız sürdüğü bu dönemde askerlik yapmayı kendisi açısından duygularının karmakarışık olduğu bir dönem olarak tanımlıyor. Gerilla olmayı hayal ederken Türk askeri olmanın kendisini zorladığını belirtiyor. 

Çayan, 2012 yılında  Paris’te katledilen Sara (Sakine Cansız) ve yoldaşlarının şehadeti ile birlikte duygu dünyasının daha fazla zorladığını ve Çayan’ın korkulu rüyası olan sistem içileşmeye göre hızlı bir gidişat içerisinde olduğunu söylüyor. 



Askerlikten ‘izinli’ Gezi eylemlerine

Çayan, tüm bu duygu karmaşasında  izne çıkmak için dilekçe yazdığı tarih, 2013 yılının Haziran ayında İstanbul’da büyüyen Gezi eylemlerin başladığı zamana denk gelir. 

Çayan, 10 aylık Türk askerliğinden sonra Gezi eylemlerine aktif bir şekilde katılmaya başlar. Artık çelikleşmiştir ve katılım kararı alır. Çayan’ın katılmak için karar aldığı gece aynı mahallede oturdukları Berkin Elvan, Türk polisleri tarafından vurulur. Berkin Elvan’ın yaralandığı gecenin sabahı, Çayan’ın doğum günü olan 13 Haziran’da Amed Eyaleti’nden gerilla saflarına katılır. 


Ve çeliğe su verildi

Amed’de Sur direnişinde şehit düşen Çiyager ile karşılaşır. Çiyager, Çayan’a katılımının belki Kürtlere göre daha fazla bir anlam ifade ettiğini ama eğer ki ideolojik olarak kendini beslemezse kırılmalar yaşayabileceğini ve Kürt gerçekliğini iyi kavraması gerektiğini söyler. Çayan, o gün tam anlayamadığını ama sonrasında Çiyager’i anladığını belirtiyor.

2013 yılında başlayan geri çekilme sürecinde Amed’den Haftanin’e yola koyulur. Kuzeyden gelmeye çok sıcak bakmasa da Kürdistan’ın farklı mekanlarını görecek olmanın heyecanı da vardır.  Geçtikleri her noktadan, yürüyüşün her adımından yeni bir şeyler öğrenir. 

Avaşin’de yeniden bir eğitim sürecine dahil olan Çayan, bir ay gibi kısa bir sürede çok şey öğrendiğini anlar.

Eğitim sonrası Zagros alanına düzenlemesi olur. 2012’de  Türk askerliği yaptığı alana 2013 yılında gerilla olarak gider. 2012 yılında gerillanın devrimci operasyonları sırasında Reşit Serdar’ın şehit düştüğü operasyonda Türk askeri olan Çayan,  2013 yılında aynı toprakları dolaşırken, bu kez karşı taraftan bakınırken, o dönemdeki Türk devletinin yalan propagandasının net bir şekilde anladığını belirtiyor.


Şengal’de insanlık koridoru açılıyor

Bu süre zarfında, Şengal’de ve Rojava’da DAİŞ çetelerinin saldırıları başlar. Bu saldırıların kendisinde büyük bir öfke yarattığını belirten Çayan’ın içerisinde bulunduğu tabur, insanlık koridorunun açılmaya çalışıldığı günlerde Şengal’e geçer.

2014 yılının Aralık ayında Şengal’e gelen Çayan, Şengal kent merkezinde  tutulan sadece iki sokakta devam eden savaşa katılır. Oradaki iki sokak, sonraları sürecek 11 aylık direnişe zemin olacaktır. Her yerde sivillerin cenazelerinin olduğu Şengal sokaklarında olmanın duygusal anlamda epey zorlu olduğunu belirtiyor. 


Fars, Soran ve Türkmen gerillalar aynı mevzide

Şengal’deki ilk mevzisinde Fars ve Soran iki arkadaşı ile birlikte kalır Türkmen Çayan. Üçünün farklı coğrafyalardan olması nedeni ile dillerini anlamadıklarını söylüyor. Mevzideki ilk gecenin sabahında Soran olan savaşçı yaralanır. Konuştukları dilleri farklı olan Çayan ve diğer Fars arkadaşı birbirlerine bir şeyler anlatmaya çalışırken ve Soran savaşçı iç kanaması sonucu şehit düşer. 

Çayan bu olayı anlattıktan sonra konuşması kesiliyor. Kesik kesik harfler bütününe devam edemeyince sohbete bir ara veriyoruz. 

Bu şehadetin kendisi için epey zor olduğunu belirten Çayan, sabah şehit düşen arkadaşının cenazesi ile aynı mevzide akşam saatlerine kadar çatışmayı sürdürür. 

Sonraları farklı dillerden, farklı kimliklerden insanların Öcalan’ın fikirleri ışığında, insanlık için can pahasına savaşması kendisi için büyük bir anlam kapısı olur.


‘Şehit Çiyager’in sözlerine anlam verdim’

Şengal kent merkezinin özgürleştirilmesi ardından savaş sırasında gözükmeyen KDP peşmergeleri, bir anda alan tutmak için her yerde peyda olmaya başlar. Farklı provokasyonlarla gerillalara zarar vermek istedikleri her girişimde Çayan, epey öfkelenir. Gerilların, peşmergelerin her zorda kaldıklarında yanlarında olduklarını ama sonrasında böylesi bir yaklaşımın gelişmesini vicdansızlık olarak yorumluyor Çayan.

Şengal’de yaşanan bu olaylar ardından Sur’daki özyönetim direnişlerinde şehit düşen Komutan Çiyager ile  5 dakikalık sohbetlerinde Kürtlere dair söyledikleri her söz, yakıcı bir şekilde anlama kavuşur Çayan’da.

Şengal’de YBŞ’nin ilanı ve ardı sıra inşa faaliyetleri sürerken Çayan ile bir grup arkadaşı dağlara döner. Bu süre zarfında, Türk devleti, 24 Temmuz’da Kuzey Kürdistan kentlerinde de provokatif faaliyetlerle katliamlara başlar. Halkın kendi insiyatifi ile özsavunma direnişine karşı,Türk devleti ‘direnler halk değil teröristler’ bahanesi ile katliam senaryolarını devreye koyar. Tüm bu katliamlarla eşzamanlı olarak Medya Savunma Alanları ve Kuzey Kürdistan dağlarına dönük yoğun bir hava saldırısı başlatır.  


Dağdan özsavunma direnişlerine firar

Çayan, Kuzey Kürdistan’daki katliamlar karşısında daha fazla dayanamayarak Cizre’deki direnişlere dahil olmak için 11 arkadaşı ile birlikte kente firar eder. Cizre’ye giriş kolay olmayacaktır, çatışmayı göze alarak yürüyüşlerine devam ederler. Çayan ile arkadaşları,Cizre’ye ulaşmak için çıktıkları yolda, Hezex’te (İdil) Türk askerleri ile çatışmaya girer.  Türk askerinin adeta mermi yağmurunda çemberde bıraktığı Çayan ve arkadaşları, direnerek çemberden çıkarlar. Türk askerlerinin kendilerini aramak için başlattığı yoğun operasyon sonrası Cizre’ye giriş imkansız hale gelir. 

Çayan, Hezex’te tetikte bekledikleri 2 gün boyunca Mehmet Tunç’un Cizre’de yaptığı çağrıların kulaklarında yankılandığını söylüyor.

Cizre’ye giremeyeceklerini anlayan Çayan ve arkadaşları grupta bulunan Çeko Çatak’ın inisiyatifi ile Hezex’e girmeye karar verirler.  Çeko Çatak’ın en ufak bir korku bile yaşamadan, tereddüt etmeden giriştiği her eylem, Çayan için büyük bir moral kaynağı olur. 

Çayan kendi tanımı ile kleşleri ile Kuzey Kürdistan kentlerinden birine giriyor olmanın her özgürlük gerillasının hayali olmasından kaynaklı Hezex girişinde tarifsiz bir duygu yaşamaktadır.


Hezex direnişi

Tüm bu duyguların yanı sıra Botan halkının direnişçi özelliklerini ilk kez yakından görüyor olmak tüm gruba büyük bir güç verir.

Hezex’te direniş hazırlıklarında olan gençlerin faaliyetlerine dahil olan Çayan ve arkadaşları, Türk devletinin tekniği yoğun olarak kullandığı çatışmalarla karşı karşıyadır.

Yoğunca kullanılan bu teknik karşısında savaşçıların elinde olan tek şey kleştir. Türk askerlerinin ve polisinin direnişçilerin iradesini yıkmayı hedefledikleri saldırılarda yıkabildikleri tek şey, evler olur. Şehit Rojger,  Şehit Varbin, Şehit Goran’ın, Hezexli gençlerin direnişi bu sürede Çayan’a  manevi güç olurken, Türk askerleri sürekli güç takviyesi ile ilçeyi sıkı bir kuşatmaya alır. Güç ve teknik takviyesi yapan Türk devleti, fiziki ve moral savaşında  hergün yeni bir yıkılma yaşar. Sur ve Cizre’deki duygularla, maneviyatla Hezex’te direndiklerini belirten Çayan, direniş boyunca imkansızlıklar içinde imkanlar yaratıldığını söylüyor.

Çayan, Hezex’teki zorlu direnişin ardından yüzünü tekrar dağlara döner. Özsavunma direnişlerinde yaşadıkları anların, patlamaların, verilen şehadetlerin ardından öfkesi daha fazla bilenmiş Çayan’ın.

Türk devletinin yalan üzerine kurulu açıklamalarının gerçek yüzüne  bir kez daha tanıklık eden Çayan, özsavunma direnişlerinin hala sürdüğünü, 2017 Newroz Bayramı’nda görüldüğünü belirtiyor. 

Çayan, şimdi ‘kendi olduğu yer’ olarak tanımladığı dağlarda, yeni yollara koyulmanın hazırlığında. 

Dağlardaki bir günün sistemin köleci zihniyeti ile geçirilen yıllarına yeğ olduğunu belirten Çayan, Türkmen bir genç olarak hala özgür adımlara atıyor olmanın yaşam içinde farklı bir kapı olduğunu söylüyor. 

Gerilla saflarında geçen 4 yıl içerisinde halkların özgürlük mücadelesinin farklı ama zorlu savaşlarına dahil olan Çayan, dili, dini, ırkı ne olursa olsun özgürlüğün ve direnişin anlamının hep aynı özü taşıdığına kani.

Acıya göğüs germenin bütünü de direniştir bazen, zulmün her türlüsüne karşı ruhunu mücadele ile bütünleştirdiği her yer dağ olur özgürlük savaşçılarına. ‘Ben insanım’ diyebilmenin başka bir adı olduğunda direniş, savaşçılar koyulur ya yollara, Çayan gibi yolcular sarar o dem dört yanını. Sen mücadelesindir artık, direniş senle yürür.