Dün ANF, bu desteğin “ekonomik” verilerini “Hayırlı işler Türkiye” başlığı altında duyurdu. Okuyalım:
“IŞİD’in Türkiye’ye sınır noktalarda denetimini arttırmasının ardından Suriye’ye yapılan ihracatta rekor artış yaşanması bir kez daha gözleri Ankara ile çete grubu arasındaki ilişkilere çevirdi. IŞİD ile Türkiye arasındaki ekonomik “işbirliği” Suriye’ye ihracatın yüzde 99 oranında artmasını sağladı.
Geçtiğimiz senenin ilk sekiz ayında Suriye’ye yapılan ihracat 574 milyon Dolar seviyesindeyken bu senenin ilk sekiz ayında ise bu rakam 903 milyon Dolara çıktı
Kilis’e sınır Azaz kasabasının IŞİD’in eline geçmesinden bu yana bura yapılan ihracat yüzde 79 arttı.
İhracat kalemlerinde ise IŞİD’in savaşta kullanabileceği araç ve yedek parçaların ihracatının yüzde 303 arttığı görülüyor”.
Türkiye’nin müttefikleri hükümetin IŞİD’le “tehlikeli ilişkileri” hakkında, sandığımızdan da fazla bilgiye sahip. Onlar Türkiye’yi dinliyor. Ve bu “dinleme” skandalı karşısında Erdoğan’ın ve Hükümetin “mülayim” tutumu, müttefiklerin eline geçen bilgilerin, çok “tehlikeli” sonuçlar doğuracağını gösteriyor.
Öyle bir durum ortaya çıktı ki, IŞİD’çiler Amerikalıları bıraz daha boğazlamaya devam ederse Türk hükümetinin yetkilileri kendilerini bir süre sonra Uluslararası Ceza Mahkemesinin önünde bulabilirler. Erdoğan Türk Ceza Mahkemelerinden yakasını kurtarsa bile, buradan, bilelim ki, kurtulamaz.
Şu anda işler henüz bu noktaya gelmiş değil. Ama kan akıyor. Miloseviçlerin “soykırımına” rahmet okutacak ölçüde bir “Êzîdî, Türkmen, Hıristiyan jenosidi” ve “kadın tecavüz katliamı“ hüküm sürüyor. Böyle bir durumda IŞİD’le bırakalım milyonluk “ticaret rezilliğini”, bu çeteye tek bir “civata” satmak, tek bir “mucahit” kılıklı soykırımcıyı sınırdan “yolculamak” bile, insanı çağdaş Nürnberg’in önüne çıkartmaya yeter.
Ben Davutoğlu’nu “tarihe” bir kez daha bakmaya davet ediyorum. İkinci dünyü savaşında Türk devletinin durumunu incelemeli. Bu devlet, tıpkı şimdi olduğu gibi, “Kırım tatarlarının” ülkesine Hitler tarafından davet edileceği “masalıyla”, Nazi Almanyası’na 1943 Stalingrad savaşına kadar “krom ve pamuk” sattı, Boğazlardan Alman denizaltılarının geçmesine izin verdi. Erkilet paşaları Hitler’in karargahına gönderdi.
Eğer savaşın tam biteceği sırada Amerika atom bombasını üretemeseydi, bilin ki, bugünkü Türkiye’nin yerinde yeller esecek, en azından Boğazlar’da, Kars ve Ardahan’da, belki başka yerlerde de Türk egemenliği sona erecekti. Sovyet tarafı tastamam böyle bir “öç alma” planı yapmıştı ve Türkiye “savaş suçlusu” ilan edilmekten, Amerikalılar tarafından, “son anda” kurtarıldı. Kızılordu Berlin’e girerken, İnönü hükümeti Almanya’ya karşı “savaş“ ilan etti. Sonrası malum. Türkiye NATO ve CENTO üyesi olarak, Nazilerle “işbirliği” suçundan yakasını “soğuk savaş” sürecinde kıl payı kurtardı.
Ya şimdi?
Şimdi ne NATO’nun, ne ABD’nin, ne de İngiltere ve Almanya’nın Türk devletine ihtiyacı yok. Bu devlet, AB’nin ve NATO’nun sırtında büyük bir yük. O nedenle Merkel, “Türkiye ile dost değil, müttefikiz” gibi gayet “çiğ” laflar etmekte. Hepsi birden, bu “acayip müttefikin” her telefonunu, her konuşmasını dinlemekte. Ve şimdi bu elektronik çağında Türk devleti, bırakalım eski manyetolu telefonları kullanmayı, artık her türlü iletişimini “yüz yüze” yöntemiyle yapmak zorunda kalıyor.
Bu çıkmaz sokaktan “çıkmanın” tek yolu şu:
PKK Önderi Öcalan’ın elini kolunu serbest bırakmak...
Bırakın. O konuşsun. Bütün dünyayı dolaşsın. IŞİD belasını savuşturmak üzere Irak’a, Suriye’ye doğru yürüsün. Milyonları harekete geçirsin. Ve Türkiye’nin “makus talihini” yensin.
Ve şunu not edelim: Türkiye’de HSYK’yı ele geçirerek, mahkemeden yakayı kurtarmak mümkün olsa bile, Amerikalıları boğazlayan IŞİD’a karşı PKK ile işbirliği yapmadan uluslararası adaletten kaçmak mümkün olmayacak...
Biraz düşünün. Yani şunu düşünün: “düşenin dostu olmaz.” Eski dünya artık yok. Denge yok.
Her an düşebilirsiniz... O zaman “Öcalan bile sizi kurtaramaz.”
Çekirge bir sıçrar sonra sıçrayamaz
Amerikalı esirlerin kafasını kesen IŞİD’ı Türk Hükümeti “destekliyor.”