Ulusal ve uluslarararası düzeyde yaşanan savaşlar, çatışmalar ve savaş potansiyeli taşıyan gerginlikler bir noktada müzakere ihtiyacını gerektirir. Bu tip gelişmelerin tarafları zorladığı, kontrolden çıkma ve savaşta elde edilecek sonuçlarla kıyaslandığında çok daha büyük yıkıma yol açma ihtimalinin güç kazandığı anlarda müzakere en çok kullanılan yöntemlerden biri olarak değerlendirilir.
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, "anlaşmazlıkların öncelikle müzakere ile çözülmesini" öngörmektedir: "Herhangi bir anlaşmazlığın tarafları, devamı uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye düşürebilecek olan anlaşmazlıklarının, her şeyden önce müzakere, soruşturma, arabuluculuk, uzlaşma, tahkim, yargısal çözüme; bölgesel kurumlara ya da ayarlamalara başvurarak veya kendi seçecekleri diğer barışçıl yollarla çözümüne çalışacaklardır." ("Uyuşmazlıkların Barışçıl Çözümü", bölüm 6, madde 3/1) Adalet Divanı ve onun devamı Uluslararası Adalet Divanı, müzakereyi "ihtilafları doğrudan ve dostça çözüme götüren, evrensel bir yol olarak" kabul eder.
Müzakere, diplomasi ve politikanın mecrasında sürer
Savaşlar, çatışmalar, savaş potansiyelli gerginlikler ve dış politika sorunları müzakere ile sonlanır. Bir müzakere sürecinde tarafların, sorunlarının çözümünü realize edebilecekleri buluşma zemininin nasıl kurulabileceği, korunabileceği, üzerinde uzlaşabilecekleri karşılıklı çıkarların, nasıl ve hangi yöntemlerle geliştirilebileceği temel öneme sahiptir. Müzakereye konu olan çıkarların taraflar için önem derecesinin, esneklik ve manevra payının sınırlarının, taraf ülke, örgüt, kurum ve sair özelliklerinin müzakereciler tarafından iyi bilinmesi gerekir. Bir müzakerecinin başına gelebilecek en kötü şey, kendi ve karşı tarafın güçler ilişkisinin ve bununla sınırlanan esneklik ve manevra kabiliyetinden bihaber olmasının yarattığı olumsuz sonuçlardır. Burada niyet önemli değildir, tarih iyiyi yazmaz. Güçler ilişkisinin iyi bilinmesi gerekir. Buna uygun müzakere biçimlerinin ve müzakere sürecinin esas ilke taktiklerinin iyi bilinmesi gerekir. Bu tip sorunlar, ciddi bir "siyasi karargah" çalışmasına, uzman komisyonlaşmalara, güncel istihbari, siyasi, askeri, ekonomik, toplumsal bilgilere ihtiyaç duyar ve bu yakıcı bir ihtiyaçtır. "Güncel", çünkü ay, gün, bazen saat saat değişen ve yeni dengelerin kendine alan açtığı bir dünyada yaşıyoruz.
Müzakere sürecinin birçok tanımı vardır
Müzakere tekil bir etkinlik değildir, bir süreçtir. Birkaç aşamayı kapsayan, çok daha fazla miktarda görüşmeden oluşan bir diziler sürecidir. Kendine has bir dili ve tarzı vardır. Çıkarları birbirine aykırı, belki ortada karşılıklı dökülen kanın da olduğu kesimlerden oluşan muhataplar, birbirini düşman gören güçleri temsil etmektedir. "Sulandırma" veya "kasılma" olumsuz sonuçların ortamını yaratabilir. Karşıt güçler müzakerenin gerektirdiği ciddiyeti elden bırakmazken, kapanmamaları da gerekir. Çünkü müzakere, biçim olarak görüşme ve diyalog diplomasisidir. Bazen gelişigüzel ve karışık bir görüntü verse de bir noktada birbiriyle çakışan görüşmeler dizisi olarak da yaşandığı görülmüştür. Müzakere şiddete son verme, çatışmanın taraflarını ortak karar alma sürecine katma ve anlaşma sağlama stratejisidir. Müzakere, uzlaşmayı amaçlayan tarafların sonunda kendileri için bir avantaj elde etmeye çalıştığı bir süreçtir.
Müzakerenin birçok şekli vardır
Müzakere birçok şekilde yapılabilir. "Pozisyonel müzakere" ile "çıkar temelli müzakere" bunların başında gelir. Pozisyonel müzakere, rekabet eder. Tipik özelliği, kendi tarafından doğru pozisyon almasıdır. Taraflar anlaşana kadar pazarlıklarını sürdürürler. Amaçları birbirinden çok daha fazla taviz koparmaktır. Birbirini anlama, dengelerini gözetme, sınırlarını bilme, buradan doğru ortak yaklaşım geliştirme dertleri yoktur. Müzakere süreçleri çoğu kez karışık olur. "Kopardıklarından" başkasına bakmadıklarından çözüm süreçleri çoğu kez başarısızlıkla biter, çözüm olsa da kalıcı olmaz.
Çıkar temelli müzakere, başka bir müzakere şeklidir. Taraflar birbirlerinin önemli, vazgeçilmez çıkarlarına dikkat ederler. Bu yaklaşıma göre tarafların ne söyledikleri, cümleyi nasıl kurdukları değil, gerçekten ne istedikleri, neden vazgeçemeyecekleri önemlidir. Bu tip müzakere biçimlerini daha çok devletler, devletleşmeye yakın modeller veya benzeri ciddi siyasi oluşumlar esas alırlar. Bu tarz yapılanmalar öncelikle kendi stratejik çıkarlarının ne olduğunu, neyi nereye kadar istemenin çıkarlarını karşılayacağını, nelerden vazgeçemeyeceklerini ve sınırlarını tanımlarlar. Stratejik çıkarlarını çoğu kez tartışmamayı tercih ederler. Aynı şekilde karşı tarafı da incelemiş, neyi nereye kadar isteyebileceklerini hesaplamış olduklarından, çıkarlarına uygun düşen noktalarda kazanım için diplomasi mücadelesi ve seçenekler geliştirirler. Çıkar temelli müzakerelerde taraflar çoğu kez hep beraber "beyin fırtınası" ile ortak çıkar, ortak çözüm tarzıyla bir nevi "işbirliği" diyebileceğimiz yolu izleyerek beraber kazandıkları bir sonuç elde ederler.
Çıkar temelli müzakere, nispeten dengeli rejimlerin ve tarafların uygun koşullarda benimsediği bir modeldir. Pozisyonel müzakere yöntemine göre daha akılcıdır ve daha kalıcı sonuçlara yol açar.
Müzakere başlamadan...
"Müzakere" tarafların hem çözüm süreci üzerindeki kontrollerini devam ettirmesinde ve anlaşmazlıkların çözümünde en iyi seçenek kabul ediliyor. Bu her sorunun çözümünde müzakerenin sonuç vereceği anlamına gelmez. Hatta bazen bazen taraflar arasındaki ilişkiler o kadar kötü hale gelir ki konuşmak için bile biraraya gelemezler. Böylesi bir durumda araya "arabuluculuk" girer.
Bizde mesele görüşme/diyalog biçiminde sürüyor. Henüz müzakere süreci dahi başlamadı. Başlamadı ancak güvensizlik öyle boyutlara ulaşmış durumda ki müzakere sürecini bir yanı ile arabulucu diyebileceğimiz gruplar eşliğinde sürdürme eğilimi baş gösterdi. "Üçüncü Göz/İzleme Heyeti" gibi...