Bir zamanların Emniyet Genel Müdürü ve İçişleri Bakanı olan Mehmet Ağar “içim dolu ama, vicdanım rahat” demiş. Çarptırıldığı beş yıllık hapis cezası ve eski istihbaratçı Eymür’ün iddialarına karşı söylediği laflardır bunlar. Bir de devletin sahipsiz olmadığından dem vuruyor. Dolu demiş de, içinin kin ve nefretle dolu olduğunu, gözlerinin para hırsı kaplamış olduğunu da dememiş.
Peki sormazlar mı: Celladın vicdanı olur mu? Sen devletin adaletini, varlığını ayaklar altına al ve elindeki devlet gücünü sırf kendi şahsi çıkarları doğrultusunda kullan… Canının istediği insanları evlerinden polis veya diğer güvenlik güçleriyle aldır, işkencelerden geçir, öldür veya öldürt ve hiç de utanmadan, sıkılmadan vicdandan bahset. Ve “bu ülke sahipsiz değildir” de. Peki bu ülkenin kaderi ırkçı cellatların elinde mi?
Almanca’da işi gücü hırsızlık, sahtekarlık, adam vurma veya yaralama gibi potansiyel suçlu olan kişilere sıfat olarak ‘Kriminel’ denir. Bizde ise bu işin veya ağır suçların araştırmasını yapan polis birimine kriminal daire veya şubesi deniliyor. Peki kendisi kriminel olan bir şahsın bütün polis teşkilatının genel müdürü olması ve hatta İçişleri Bakanı olması ne anlama geliyor? Daha usturuplu ve iz bırakmayan sinsi canilere kol kanat geren bir İçişleri Bakanı veya Emniyet Genel Müdürü cinayet gibi ağır suçları araştırma görevindeki polisin kriminal inceleme ve araştırma ve laboratuvarlarının doğru dürüst işlemesine izin verir mi?
Basit bir devlet memurluğu veya odacı kadrosu için istenen iyi hal belgesi bir Genel Müdür veya bir Bakan için gerekmiyor mu? Erzurum valisiyken cellatlardan birisine nikah şahidi olmuş, o pisliklere kırmızı pasaportlar mı dersin diplomat pasaportları mı dersin, devletin nimetlerini kriminellere, cellatlara peşkeş çektiği, fotoğraflarla belgelendi.
Bunun İçişleri bakanı olduğu dönemin başbakanı Çiller hakkında denmeyen, yazılmayan iddia kalmadı medyada. Kuşadası’ndaki devlet hazinesine ait olan 100 bin metrekarelik araziyi, İstanbul Boğazındaki tarihi Halil Paşa yalısını zimmetine geçirmek, eli altındaki devlet parasının 15 milyon Dolarlık bir bölümünün hesabını verememek, elindeki Kürt işadamları listesini cellatlara havale etmek derken en azılı bir kriminelin yapabileceği eylemleri karşısında o zaman dokunulmazlık zırhı altında olduğu gerekçesiyle hesap sorulamıyor, sorguya çekilemiyordu. Peki ya şimdi? Generallerin bile kodese atıldığı bu AKP hükümeti döneminde de mi hesap sorulamıyor bu gözlerini hırs bürümüş ırkçı eski başbakan hanıma?
En ağır en sinsi faili meçhul cinayetlerin kol gezdiği o dönemde silahlı kuvvetlerin doruğundaki zamanın Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş‘e de hesap sorulamıyor. O kadar faili meçhul cinayetin, suikaste kurban edilen zamanın Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ve çevresindeki dokuz albayın öldürülmesi genelkurmay başkanının haberi olmadan mümkün mü?
Kara, hava ve deniz güvenliğinden sorumlu TSK basit bir helikopter kazasını veya kaza süsü verilen cinayeti aydınlatmak yerine köreltmek için akla karayı seçtiler. Kaza yerinin saptırılması, kara kutunun kaybı, helikopter göğsündeki bazı göstergelerin askerlerce sökülüp kaybettirilmesi derken faşistin öldürülmesi sanki planlanmış, programlanmış gibi sorun yumağıyla dolu. Neden, çünkü ırkçı zihniyetteki bazı generallerin işine gelmemişti Hrant Dink’in ülke ekabirlerini eleştirmesi. Bu nedenle Hrant’ı yok etme görevini büyük bir olasılıkla ülkücü Yazıcıoğlu’na havale edip hallettirdiler ve sağda solda ötmesin diye onu da bu doğrultuda trajedik bir kaza süsü vererek yok ettiler anlaşılan.
Aynı kafadan Alman ırkçıları da uzun bir zaman dilimine yayarak suçsuz günahsız sekiz Türkiyeli’yi öldürdüler. Ve bizim medyadan hiç utanmadan Alman derin devletini(!) işaret etmeye başladılar. Oysa Almanya’da derin devlet demek, güneşi balçıkla boyamak kadar aptalca bir safsatadır. Olsa olsa bu lafazanlıklarla Türkiye derin devletine eş arayışında bulunuyorlar.
Hangi milletten olursa olsun, ırkçılık siyasi bir dünya görüşü değil, alçaklığın, ihanetin daniskasıdır. Bizim medya Almanları genelde ırkçılıkla suçlamaya çalışsa da Almanların çoğunun en nefret ettiği şey ırkçılıktır. Almanya ırkçıları yok değil, ama Almanya Federal Cumhuriyeti kuruldu kurulalı seçimlerde yüzde beşlik barajı aşamıyorlar. Buradaki ırkçı parti NPD’nin yasaklama talebi 2004 yılında Almanya Anayasa Mahkemesince reddedilmişti. Bu sıralar bu partinin yasaklanması tekrar gündemde.

cumali@uyan.de