Osmanlı topraklarında yaşamakta olan Gürcü, Laz, Rum, Asuri, Arap ve bilcümle diğer rengin silinmesi, Ezidi'nin, Süryani'nin, Hristiyan'ın İslam iktidarının varlığının devamı için fiilen yok edilmesi, Alevi ve benzeri inanç gruplarının Hanefici iktidarın bıçağı altına sokulması hep bu anlayışın ürünüdür.
***
Bir ulus-devletin, "öteki" ya da "diğer" gibi sözcüklerle tanımladığı toplumsal grupları kendine benzeterek ve kendi içinde eritip yok etme politikası 'beyaz soykırım' ya da asimilasyondur. Bu politikanın en önemli araçlarından birinin "ötekilere yönelik aşağılayıcı tanımlamaların yaygınca üretilerek kendisine yönelik aşağılanma hissinin yaratılması, özgüvenin kırılması" vb. olduğunu biliriz. Özellikle Cumhuriyet döneminde Türk olmayan halklara yönelik böylesine bir yaklaşımın sömürgeci Türkçü devletin millici eğitim kurumu aracılığıyla programatik olarak uygulamaya sokulduğunu biliyoruz. Gecikmiş bir tarihte bir ulus ve o ulusa ait bir ulusal kimlik oluşturmaya çalışan Türk, Arap'ın hain, Yahudi'nin hilekar faizci, Arnavut'un belalı, Yunan'ın kahpe, Kürt'ün ilkel yaratık olarak sergilenmesini hem okul eğitim müfredatının hem de edebiyat ve başta sinema olmak üzere diğer sanat alanlarının önüne bir "hizmet" olarak koydu. Egemen inanç olan Sünni Hanefi inancından olmayanlar da elbette bu süreç dışında tutulamazdı. Ezidi'nin şeytana tapındığı bilgisi, Alevinin mum söndüsü, komünistin ana bacı tanımazlığı bu çabanın en tipik üretimlerindendir.
Bu hizmet, tarihte hep soykırım, katliam, tehcirler ve 'ötekinin' kültürel üretimlerinin gasp edilmesi ile birlikte yürütülmüştür.
***
Başbakan'ın "Dersim katliamını ağzına alması, ve eğer gerek görülürse ve devlet adına özür dilemesi" haberlerini okurken tiksindim, midem bulandı, böylesi bir insanın var olduğu bir dünyada "ben de insanım" demenin bütün zorluğunu yaşadım. Dalga mı geçiyor, katlilam mağdurlarının kanı üzerinde dans etmek mi istiyor, yeni bir katliam operasyonunu mu gizlemek istiyor kara pelerini altında, anlayamadım. Cellat'ın merhaba demesi gibi bir ürküntü idi bu benim için. O demokrasi dedikçe kırpıldı var olan haklar bile; onun Kürt açılımı ile başladı Kürt halkına yönelik acımasız saldırılar; Ermeni açılımı sonrasında 'kısa zamanda özgürleşme' olanakları doğdu Ogün Samat'a; NÇ'nin "katilleri" ödüllendirildi İmamın Ordusu ve AKP Devleti tarafından. Tayyip'in Filistinli çocuklar için 'lan minüt' dediği dakikalarda bombalanıyordu Kürt çocukları.
Tarih, rastlantısal olarak ortaya çıkan süreçlere dayanarak değerlendirilemez. Böylesine yapılan "tarihle yüzleşmeler" eğer alçakça bir tuzak ya da sahtecilik değilse, sadece boş bir çabadır. Çünkü tarihle yüzleşme, o tarihin bütününü belirleyen temel politikalarla hesaplaşmadır. Alevi katliamlarını Ermeni soykırımından ayırarak tanımlayabilmeniz ve anlamlandırabilmeniz olanaksızdır. Kürt katliamları her yerde Türkiye sınıf hareketlerinin tarihiyle iç içedir. İstanbul'da transseksüellere yönelik linç girişimi NÇ'nin kaderiyle ortak bir tarihin ve anın ürünüdür. Şimdi sıra yeniden Alevi açılımı yapacak. Askerin cenazesi, gerillanın cesedi, Van depremzedesinin sefaleti, İmam'ın müteahhit sermayesinin gelişiminden bağımsız değerlendirilemez. Türkiye'nin Kıbrıs işgalinde ısrarını Türk ekonomisinin Kıbrıs kumarhanelerinde yıkadığı kirli paradan ayırarak düşünmek mümkün mü?
***
AKP Devleti Dersim açılımı yapacak.
Uyarıyorum: Herkes canını kurtarmak için hazırlıklı olmalıdır.
Cellat "Merhaba" dedi.
Ve ezilen halkların, emek güçlerinin, devlet ve sermayenin dıştaladıklarının birlikte direnmekten başka hiç bir kurtuluş umudu kalmamıştır artık.