Türkiye, özellikle Kürtleri kültürel soykırımcı sömürgeci egemenlik altında tutmak ve Kürtleri asimile edip Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmek için baştan itibaren bir özel savaş devleti olarak kurulmuştur. Gerçekleri saptırmak açısından da Türkiye halklarına karşı süreklileşen bir psikolojik savaş yürütmüştür. Çünkü farklı kimlikleri ve inançları inkar edip yok etmek ancak böyle bir savaşla mümkün olur. Herhangi bir devletle Türk devletinin hedeflerine ulaşması mümkün değildir. 

Bu açıdan Teşkilat-ı Mahsusadan MİT’e, MİT’ten Saray Gladyosuna kadar Türkiye’nin istihbarat ve özel savaş örgütleri bir özel savaş kurumu olarak yapılandırılmışlardır. Bu karakterleriyle halklara ve topluma yönelik sürekli bir saldırı ve savaş içinde olmuşlardır. 

İstihbarat örgütleri ve özel savaş merkezleri her zaman bazı sözde yazarları topluma karşı özel savaşta kullanmışlardır. Bu sözde yazarlar çok kirli roller oynamışlardır. Son yıllarda istihbarat örgütleri basın organlarının gelişmesiyle birlikte bu konuda özel ekipler kurmuşlardır. Basının rolü arttıkça bu tür özel savaş kalemşorları da artmıştır. Önceden de bu tür kişilikler vardı ancak AKP Hükümeti döneminde bu sayı katbekat artmıştır. Başta TRT’ler olmak üzere AKP onlarca televizyonu kendi parti yayın organı gibi kullanmaktadır. Bu televizyon ve gazeteler de böyle yazarları tam bir tetikçi gibi çalıştırmaktadır. Nerede AKP Hükümetine muhalif aydın, yazar, gazeteci varsa onlar hedef alınmaktadır. 

AKP Hükümeti zamanında işini kaybeden, işten atılan, susturulan gazetecilerin sayısı, Türkiye tarihinde işten atılan, susturulan gazeteci sayısından katbekat fazladır. Tetikçilik yapan, özel savaş borazanı olan yazarların sayısı da artmıştır. Kuşkusuz çoğunluğu gerçek basın elemanı olan gazetecileri ve yazarları bunlardan ayrı tutuyoruz. 


Gazeteci kılıklı psikolojik savaş elemanı 

Bir süre önce MİT’in basında kullandığı sözde yazarlardan Cem Küçük, Ahmet Hakan’a “Seni ezeriz” demiş, sonra da Ahmet Hakan’a dört kişi tarafından saldırı yapılmıştı. Bir merkezden emir alındığı o kadar belliydi ki, sadece Cem Küçük değil, AKP yalakaları, televizyon ve gazeteler Ahmet Hakan’a veryansın ediyorlardı. Şimdi MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın basında kullandığı kişiliklerden biri olan Cem Küçük bu defa da Nevşin Mengü’yü hedef almış; “Senin gazetecilik hayatını bitiririz” demiştir. “Elimde belge var, bunları kullanarak seni ezerim” şantajını yapmıştır. Kim böyle konuşur? Tabii ki istihbarat örgütüyle ilişkisi olanlar!


Bu tür saldırılar kime oluyor? AKP’ye yardakçılık yapmayan gazetecilere! Bunların üzerine giderek tüm basın susturulmak isteniyor. Bu, Tayyip Erdoğan’ın Saray Gladyosunun ve emrindeki MİT’in uygulamalarıdır. AKP önünde engel gördüklerine yöneliyor. Çünkü bu gazetecileri ayaklarına takılan taşlar olarak görüyorlar. Bunun için Cem Küçük gibiler kullanılıyor. Türkiye tarihinde gazetecileri tehdit etme çok görülmüştür ama AKP dönemindeki kadar hiç olmamıştır. AKP hükümeti her şeyi pervasız yapmaktadır. Bu kadar pervasızlık yapılıyorsa mutlaka altında kötü bir şey vardır. AKP işlediği ağır suçlardan dolayı yargılanmaktan korkuyor. Öte yandan otoriter hegemonik faşist bir iktidar kurmayı hedeflediğinden pervasızca basını hedef alıyor.

Cem Küçük bir gazeteci değildir; psikolojik savaş elemanıdır. Bu görevini yapmak için her türlü alçakça, adice tehdidi yapıyor. Tehdidin karakteri ve düzeyi bile bu adamın gazeteci olmadığını gösteriyor. Gazeteci kılıklı psikolojik savaş elemanıdır. MİT’in çalıştırdığı yüzlerce, hatta binlerce bu nitelikteki ajanlardan biridir. 

Bu özel savaş elemanlarından da halk bir gün hesap soracaktır. Keser dönecek, sap dönecek bir gün hesap da dönecektir. Bunların hesabına karşı halkların da bir hesabı olacaktır. Er geç bir gün bunlar karanlık dehlizlerde deliklerinden çıkarılıp yargılanacaklardır. Cem Küçük her şeyden kuşku duysun ama bundan duymasın. Halk, Cem Küçük’ün de, Cem Küçük gibilerinin de gerçeğini ortaya çıkarıp hesap soracaktır. Bir gazeteciye bu kadar kolay “Ezerim” demek de ne oluyor; “Seni bitiririm” demek de ne oluyor? Sen kendini ne sanıyorsun? Haşa! Sen Allah mısın, peygamber misin? İktidar atına binince Nemrutluk böyle oluyormuş. Nemrut dili, Nemrut vicdansızlığı budur. Zaten bu adamın yüzünde insan sevgisi olmayan bir yüz var; yüz değil sanki maske!


Boyun eğilmedikçe küçülürler 

İnsan bu adamın söylediklerini duydukça öfkeleniyor. Bu kadar alçaklık olabilir mi? Bilmeden, anlamadan söylerse insan densiz diyebilir. Bununki densizlik değildir. Cem Küçük, özel savaş elemanı olarak görevlendirilmiş soğukkanlı bir katildir. Soğukkanlı bir katil gibi ezerim, bitiririm diyor. Bu nedenle alçak karakterlidir. Bunlardan her türlü kötülük beklenir. Şimdi bu yazılanları okuduğunda zevkten dört köşe olacaktır. Görevimi yerine getiriyormuşum diyecektir. Nitekim şimdi AKP’liler eleştirildikçe, baskı ve zulüm zihniyetleri ve uygulamaları teşhir oldukça görevimizi yaptığımızı herkes görmektedir diye sevinmektedirler. Böylelerini Allah düşman başına vermesin! Bunlarınki düşmanlıktan öte bir şeydir. 

Bunlar efendilerinin, yani yularlarını tutanların gözüne girmek için her şeyi yaparlar. Kuşkusuz bunlara karşı tedbirli olmak lazım. Ancak en büyük tedbir böylelerinin tehdit ve şantajlarına boyun eğmemektir. Bunlara boyun eğilmedikçe küçülürler, korkuya kapılırlar, hatta akrep gibi kendilerini bile sokarlar. 

Nevşin Mengü öyle hedef alınacak bir gazeteci de değildi. Bir şeyi eleştirse bile bunu nezaket göstererek yapardı. Böyle bir gazeteci bile hedef alınıyorsa gerçek muhaliflerin başına ne getirileceğini siz düşünün. Nevşin Mengü’ye bunu yapanlar başkanlarına ne yapmaz ki! Bunların elinde iktidar olduğunda, güç olduklarında asıp keserler ama biraz güç kaybına uğrasalar pısarlar. 

Aslında Ahmet Hakan ve Nevşin Mengü, bu gibileri saldırdıkça onur duymalıdırlar. Bunların hedefi olmak da bir onurdur. Demek ki bunların kötülüklerini teşhir etmede bir şeyler yapılmıştır. Belki halkın vicdanı olan gazetecilik görevini tam yapamıyorlar, ya da yaptırmıyorlar ama yine de insanlık ve halklar için olumlu bir şey yapmışlar ki bu gibiler kendilerine saldırıya geçmişlerdir. Bu gazeteciler bu saldırılara bakarak neyi iyi yaptıklarını görebilirler. 

Tabii ki bu saldırıları durdurmanın bir yolu da gazetecilerin, aydınların ve yazarların birbirlerine sahip çıkmasıdır. Eğer gazeteciler birbirlerine sahip çıkarlarsa bunlar çok korkarlar. Eğer bu kadar pervasızca bir saldırı varsa, demek ki bu tür katillere karşı birlik olmada zayıflık vardır. Bu adi şantajcılara karşı tüm gazeteciler ayağa kalkarsa bunlar fazla ortada gezemezler. Özel savaşçılar, psikolojik savaşçılar, kirli savaşçılar bile korkarlar. Türkiye’ye demokrasi ve özgürlük getirmenin yolu, bunların sayısını azaltmak ve pıstırmakla olur. 

Aslında bu adam Cem Küçük yerine, Kürtlerin ifadesiyle “Cem Kuçık” denilmeyi hak etmiştir.