Her yazı yazmaya bilgisayar karşısına oturduğumda güzel bir şeyler yazmak istiyorum. Şimdiye kadar bunu başaramadım. Bu sadece benim başarısızlığım mı? Bilmiyorum. Yaşadığımız coğrafyanın içinde bulunduğu durumu da gösteriyor. Tabii ki bizim coğrafya da güzel şeyler de oluyordur. Ancak acı, keder ve hüzün taşıyan olaylar ve olgular negatif derinliği ile güzel ve hoş olan şeyleri bastırıyor. Ya da ben, o coğrafyda şekillenmiş biri olarak, olay ve olguların negatif olan yanlarından daha çok etkilendiğim için, sadece onları yazıyorum.
Kısacası yaşadıklarımız ve bize yaşatılanlar, önlenebilir şeyler olmasına rağmen, kader diye boynumuza taktılar ve biz de öyle şekillendirdiler, öyle de şekillendik. Değiştirmek de çok zor ve çok yavaş ilerleyen bir proses. Toplumumuzun yeniden yapılanması süreci, ağır, aksak, ve kendiliğinden yürüyor. Bilinçli, planlı, programlı ve bir proje dahilinde yeniden yapılanma henüz ortada yok gibi, ya da ben farketmiyorum.
Son günlerde, aslında önlenebilecek üç acı haber ile yine aynı düşüncelerim depreşti. Yine çaresizlik, yine, ah olmayabilirdi düşüncesi, yine suçluluk duygusu... İki intihar olayı bir kalp krizi ile üç insanımızı yitirdik. Avrupa’da yaşayan siyasetçi Cemal Kavak, Avrupa’da yaşayan bilim insanı Nebi Kesen, Türkiye’de Ankara’da yaşayan gencimiz Sidar Sakık hayatlarını kaybettiler.
Üç değerli insanımız, Tıbbi imkanların maksimum olduğu merkezler de yaşamlarını yitirdiler. Tıp hizmetlerinin ulaşmadığı coğrafyamızın ücra köşelerin de değil. Depresyonun tedavi edilebildiği, intiharların ve kalp krizinden ölümlerin minumuma indirgendiği merkezlerde insanlarımızı yitirdik.
Üç kaybında ve diğer birçok kaybımızın da çok basit bir kaç müdahale ile önlenebilineceğini düşündükçe, acıdan ve suçluluk duygusundan kıvranıyorum. Hatta şu anda bu yazıyı yazmak bile korkunç bir ikilem ve acı veriyor.
Dağlarda çocuklarımız bombalanıyor. Her gün ikişer, üçer, onlarca çocuklarımız öldürülüyor, coğrafıyamız katlediliyor. Birileri biz öldükçe sevinç çığlıkları atıyor, daha da acısı, buna da artık şaşırmıyoruz… Onların sevinç çığlıklarını kanıksıyoruz… Ölümü kanıksadığımız gibi… Ölümü ne kadar çok kanıksadık… Artık ölenlerin sayılar ile konuşuyoruz…
Ölümü kanıksamak… Ölümü kanıksamak, toplumsal intihardır….
Tek tek intihar ya da toplu intihar... ne farkeder ki...
Avrupa’da yaşayan Kürtlerin ruh hallerini yakından tanıyan biri olarak, intihar riskinin, diğer azınlıklara ve Avrupa’nın yerli halklarına göre daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Elimde resmi olabilecek bir veri yok. Mesleki tecrübelerime dayanarak söylüyorum.
İntiharın birçok nedenleri var. Bunlardan Depresyon hastalığı birinci neden. Dünyada her dört insanadan biri depressief. Kısaca depresyonun görünme sıklığı yüzde yirmibeş. Tabi ki birçok çeşidi var ve etiolojik nedenleri farklı. Depresyon günümüzde tedavi edilebilen bir hastalık. Teşhisi de oldukça kolay. İlaçla minumum altı haftada tedavi ediliyor. Bunun yanın da çok gelişmiş, bilimsel olarak etkili olduğu kanıtlanmış, bir kaç psikoterapi yöntemi var. Yeterki zamanında teşhis edilebilsin ve zamanında müdahale edilebilsin. Hatta tekrarlayan depresyonlar da, tekrarı önleyici, altı seanslık kurslar var. İyileştikten sonra, depresyonun tekrarlama riski olanlar, bu kurslar da kendilerini, gelebilecek depresyona karşı koruma yöntemlerini öğreniyorlar. Bunları yazmamın nedeni Avrupa’da yaşayan Kürtlerin bu olanakları kullanmalarını sağlamak. Avrupa’da ki Psikiyatrik yardımlardan en az faydalanan, bunları en az kullanan azınlıklardan biri de Kürtler.
Kalp krizlerinden ölüme gelince, bu da kader değil. Avrupa’da son yirmi yılda, yapılan preventif çalışmalardan dolayı, krizlerden ölüm oranı, yüzde ellilerin altına düşürüldü. Risk grupları vardır. Bunu aile doktorları iyi bilir. Risk grubunda olanlar da yapılan erken teşhis ve tedavi, ölüm riskini yarılar.
Nuçe Tv’deki katıldığım son tartışma programının diğer konuğu Nebi Kesen idi. İlk defa orada tanıştık. Ben de bıraktığı izlenim, bilgili ve bilgisini sindirebilmiş nadir insanlardandı. Kendisine ve çevresine oldukça saygılı, sakin, mütevazi bir insan. Ayrıca bir doktorun kolay kaçıramayacağı, tipik bir kalp hastası görünümü vardı. Bırakın onun kalp hastası olup olmadığını sormak, Kürt olduğunu bile ölümünden sonra hakkında yazılanlardan öğrendim. Individualizm, ya da privacy dedikleri şey işte bu olsa gerek. Artık davranışlarımızı, kontrol eden iki faktör. İnsanlara özel sorular sormamanın faydalarının yanında ki zararları.
Kürt halkına, kaybettiklerimizin yakınlarına, sevenlerine, sabırlar diliyorum.
Bu yazımı, başsağlığı yanında, koruyucu bir yazı olarak kabul ediniz.
Ayrıca bize ölümü yaşatanlara ve kanıksatanlara karşı bir isyan çığlığı…
Yeter artık… Yeter artık…yeter artık…
Çekin elinizi yakamızdan, canımızdan, çocuklarımızdan ve vatanımızdan…