CHP’nin milletvekili aday listesini açıklamasının ardından herkesin üzerinde birleştiği saptama partinin sol kanadının tasfiye edilmiş ya da en hafif deyimiyle etkisizleştirilmiş olmasıydı. Kılıçdaroğlu’nun, iktidar olabilmenin şansını sağ partilere benzemekte gören sığ anlayışı kendisini bir kez daha gösterdi. Şimdi „cumhur ittifakı“ safında konumlanan Ekmeleddin İhsanoğlu faciası, Abdullah Gül’ün adaylığı için sürdürülen örtülü lobicilik, Kürt milletvekillerine ağır mahkumiyetlerin kapılarını açan dokunulmazlıkların kaldırılması konusundaki tutum, sınır ötesi operasyonlar konusunda verilen destek ve bu yolda uzayan bir liste.
Denebilir ki bir kez daha bu ülkenin verili düzenine uygun bir siyasal refleks gösterilmiştir. Oysa tasfiyeye uğrayan isimler CHP’nin bir yandan Kürtlerle omuz temasını sağlayan, diğer yandan da haklar ve özgürlükler adına mücadalede bu partinin doğal sözcüleri haline gelen kişilerdi. Ülkede kurumlaşmış faşist iktidarın hiçbir demokratik norm taşımayan zorbalığına karşı gerçek bir muhalefetin ihtiyacı olan siyaset tarzı böylelikle daraltıldı ve mevcut statükonun devamından yana bir Karagöz Hacivat oyununa devam edildi. Parti içi hesapların bir gereği olarak Muharrem İnce etrafında güçlü bir kadrolaşmanın ilerde statükoyu bozabilecek sonuçları da şimdiden bertaraf edilirken, Kılıçdaroğlu CHP’sinin iktidar istemediği ve sahici bir muhalefetten son derece korktuğu gün gibi ortaya çıkıverdi.
Erdoğan’ın da işine geldiği için dokunmadığı bu sahte muhalefet aslında statükocu siyaset sınıfının bir tür rant bölüşme ve ayrıcalıklarını sürdürme halinin devamını istemekten başka bir anlama gelmemektedir. Bir devlet partisi olarak CHP budur. CHP saflarında sol söylem, oyalama amaçlı bir demagoji olmanın hiçbir zaman ötesine geçememiştir. Onun bu karakteri AKP faşizminin yıllarca kendini iktidar katında sorunsuzca tahkim edebilmesinin imkanlarını yaratmıştır. Erdoğan’ın yürüdüğü gül bahçesinin dikenlerini temizleyen hep CHP’nin bahçıvanlığı olmuştur.
Bu aşikar gerçekliğin ışığında HDP’ye bu ülkenin duyduğu ihtiyaç da günden güne artmaktadır.Bedel ödemekten kaçınmayan ve zamanla can düşmanında bile bir saygı yaratan Kürt siyaseti, bütün ötekileştirme ve fiziki olarak tasfiye etme çabalarına rağmen bu ülkenin devrimci ve demokratları ile HDP saflarında tarihsel bir beraberliğin zeminini yakalamıştır. Milletvekili aday listeleri bunun örnekler ile doludur. HDP, faşizme karşı direnişin kitlelere mal olmuş fedakar öncüleriyle buluşmakta ve böylelikle hem kör milliyetçiliğin etkinliğini kırmakta, hem de ezilenlerin dünyasındaki yerini sağlamlaştırmaktadır. Hiçbir parti bu kadar yönetici ve çalışanının zindanlara atıldığı bir durumda bu kadar etkili olamaz. Bu bakımdan HDP özel bir örnek olarak tarihteki yerini mutlaka alacak ve siyaset öğretisinde bir referans haline gelecektir. Etkinliğin geliştirilebilmesi ve ülkeyi gelecekte yönetme iddiasının bir hayalden ibaret olmaması açısından elbette bir toplumsal mutabakat zeminini güçlendirmek ve geliştirmek gerekir. Ancak bunu yaparken Türkiye’deki geleneksel siyaset sınıfının telkinlerinden ve kendine benzetme çabalarından etkilenmemek de esastır.
Türkiye’de parlamenter siyaset tek parti döneminden beri „yetki rantı“nın en arsız, en utanmaz kullanım alanlarından biri olmuştur. İdealistler, reformcular hep toylukla suçlanmış, erken öten horozların akıbetine uğratılmışlardır. Temiz giren kirlenmiş, yoksul giren zenginleşmiştir. Halk ile ilişkiler seçim bölgesinde rant dağıtmanın ötesine geçememiş ve tefeci bezirgan üretim ilişkileri bu geleneğin ruhunu teşkil etmiştir. Bu kokuşmuş yapı ülkedeki bütün reform denemelerini daha doğarken yok etmiş ve dini istismar temelindeki bir taasub, bunun ideolojik örtüsü olmuştur. Toprak reformları, Halk Evleri, Köy Enstitüleri gibi denemeler hep bu karanlık tarafından daha doğarken yutulmuştur. Taşradan yayılan bu yobazlık, yıllardan beri AKP eliyle metropol varoşlarına taşınmakta ve ezilenlerin günlük hayatına adapte edilerek sonuçta sorgulamadan itaat eden bir ümmet kalabalığı yaratılmak istenmektedir. Bu durum her milliyetten, inançtan, kültürden yurttaş için mücadele edilmesi gereken gerçek bir tehlikedir. Artık esamesi bile okunmaz hale gelmiş geleneksel siyaset kurumu ve onun partilerinin bu konuda ne niyet ne de örgüt olarak sorumlu bir irade gösterebilmesi mümkün değildir. Onlar olsa olsa saç saça, baş başa bir iktidar kavgasının meddahları olabilirler.
İşte HDP bu nedenlerden dolayı özgür ve çağdaş bir yaşamı olanaklı kılmanın zorunlu misyonu ile yüklüdür. Daha şimdiden varlığını aşan bir ilgi odağı, bir adres haline gelmiştir. Bunu büyütmenin yolu ise „yüksek siyaset“in sahne ışıklarından ziyade sokaklar, fabrikalar, gecekondular, tarlalardan geçer. Aydınlık bir ülke ideali oralarda vücut bulur. İlerde geleceğimizi yönetecek gençlerle oralarda buluşulabilir. Ortak kaderimiz oralarda şekillenebilir ve mücadelenin sıcaklığı içimizi ısıtabilir. Bize bu sıcaklığı taşıyanlara sesleniyoruz: „Yolunuz açık olsun!“
Cenap ÖZEK