Çatışmalarda şehit düşenlerin cenazelerinin ailelerine teslim edilmemesini "işkence" olarak tanımlayan İHD Eşbaşkan Yardımcısı Raci Bilici, cenazelere yönelik gayri insani uygulamalardan dönülmesini istedi.

Hükümetin aldığı karar doğrultusunda 24 Temmuz 2015’ten bu yana yaşanan çatışmalarda şehit düşen HPG, YPS ve YPS-JIN üyelerinin cenazeleri, tüm başvurularına rağmen ailelere teslim edilmiyor. Birçok cenaze ailelerden habersiz kimsesizler mezarlıklarına defnedilirken, birçoğunun ise akıbeti hakkında bilgi bile alınamıyor.

 

281 cenaze 

Elde edilen bilgilere göre, kentlerde ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve kırsal kesimlerde yaşanan çatışmalar sonucunda şehit düşenlere ait Amed’de 18, Mardin’de 12, Antep’te 20, Habur Sınır Kapısı’nda 47, Cizre’de 16, Şırnak’ta 13, Erzurum’da 51, Malatya’da 26, Elazığ’da 1, Van’da 7, Bitlis’te 14, Sivas’ta 3, Nusaybin’de 25 ve Urfa’da ise 28 cenaze, kimsesizler mezarlıklarına defnedildi.

Mevcut sorunun insani boyutunu değerlendiren İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkan Yardımcısı Raci Bilici, son yıllarda bölgede yaşanan savaş ve çatışmalı ortamlarda ciddi oranda hak ihlallerinin yaşandığını, cenazelerin teşhis edilmesi ve ailelerine teslim edilmemesinin hak ihlallerinin devamı olduğunu ifade etti. Türkiye’nin de imzaladığı uluslararası sözleşmeleri hatırlatan Bilici, “Çözüm sürecinin bitirilmesiyle birlikte bölgede hiçbir kural ve kaide tanımayan operasyonlar, ciddi hak ihlallerini beraberinde getirdi. Yaşanan operasyonlarda çok sayıda insan yaşamının yitirdi ve cenazelerin birçoğu halen ailelerine verilmiş değil. Ayrıca çatışma alanlarında cenazelerin bırakıldığı bir tutum var. OHAL’le birlikte çok açık bir şekilde ailelere ‘Bu cenazeyi vermeyeceğiz’ diyorlar. Cenazelerden intikam alma duygusu söz konusu. Bu durum ailelere de işkencedir” dedi.

 

Suç işleniyor 

Bu konudaki bilindik engellemelere rağmen, istenildiğinde YJA-STAR komutanlarından Hülya Eroğlu’nun (Delal Amed) cenazesinin bir gün içerisinde teşhis ettirildiğine işaret eden Bilici, devamında şunları söyledi:  “Yetkililer isterse, çok kısa sürede cenazeleri ailelere verebilirler ama bunu yapmıyorlar. Cenazeler parçalanmış şekilde getirilip morga bırakılıyor ve ailenin teşhis etmesine rağmen, DNA testi isteniyor. DNA testi ise yüzlerce gün sürebiliyor ve sonuç alınamıyor. Burada suç işleniyor. Çatışıyorsanız Cenevre Protokolü’ne uymanız gerekiyor. Bizimde, ailelerinde ciddi anlamda kaygıları var.”

 

Dinle de alakası yok

Bilici, konunun dini boyu üzerinde de durdu. Sürekli ayetler okuyup, Kuran’dan söz eden iktidarın İslami referanslardan beslense de, bu durumun bilip okudukları, kendilerine öğretilen gerçek İslamiyet’te yerinin olmadığının vurgulayan Bilici, “Bir kişi yaşamını yitiriyorsa dini, dili, ırkı ve mezhebi ne olursa olsun, saygı gösterilmesi gerekir. Dinimiz bunu emrediyor. Buna uymayan, buna saygısızlık edenler, bütün insani değerlerini yitirmiştir. İslami değerlerini yitirmiştir” ifadelerini kullandı. Bilici, bununla beraber cenazelere yönelik uygulamaları sürdürenlerin, ülkenin duygusal olarak parçalanmasına hizmet ettiğinin de altını çizdi.

 Bilici, “Siyasi iktidar bu uygulamalara sessiz kalıyor, mülkü idari amirlerin haberi olmadan bunlar yapılamaz. Yargı buna sessiz kalıyorsa, yargıda bunun ortağıdır. Kanunlar açıktır, kanunları çiğneme lüksüne sahip değilsiniz” diyerek, uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiği yönünde uyarıda bulundu. 

 

Hukuka muhtaç olurlar

Cenazelere yönelik uygulamaların hukuki dayanağının olmadığını belirten Bilici, şöyle konuştu: “Dönemler değişir, siyasal iktidarlar değişir, OHAL biter ve insanlar yargılanır. Siyasetçiler olmasa bile, bunları uygulayan devlet memurları yargılanır, hesabı sorulur. O nedenle hiç kimse hukuk dışına çıkmasın, hukuk dışına çıkan herkes hukuka muhtaç olur.”

 Bu sözlerine ilişkin 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında karşılaştıkları duruma atıfta bulunarak “İşkence edenler, işkence gördükleri için İHD’ye başvuruda bulundu” diyen Bilici, “Bugün hukuka muhtaç düştüler. Bir kez daha çağrıda bulunuyorum; kolluk kuvvetleri veya mülki amirler olsun, gün gelir yasa ve anayasayı çiğnediğiniz için yargılanırsınız. Bundan hiç kimse kaçamaz, dönem değişir, özgürlükler artar” sözleriyle bu uygulamaların son bulmasını istedi.