Üzerine yağan bombaları izledi. Efrîn işgal edildiğinde o yaşta evini terketmek istemedi. Çeteler rahat bırakmadı. Varını yoğunu talan etti. Kadınların kaçırıldığına şahitlik etti. Her şeyin yıkılıp harap olduğunu görünce göçe mecbur kaldı.

ROZANA DADO / ANHA/HELEB

Efrîn’in faşist Türk ordusu ve çetelerince işgalinden sonra bir süre kendi köyünde yaşayan E.Ş., maruz kaldığı zulmü anlattı.

Efrîn 18 Mart 2018’de faşist Türk ordusu ve çeteleri tarafından işgal edildikten sonra yaşam adeta kabusa döndü. Kentte kalan siviller, insanlık suçu düzeyinde ahlak dışı uygulamalara maruz kaldı. Efrîn’in Raco ilçesine bağlı Meydana köyünde yaşayan E.Ş’de, işgal altındaki Efrîn’de yaşananlara şahit olanlardan biri.

Genç kadını aldılar

İşgalci Türk ordusu ve çeteleri tarafından bir süre tutsak alınan E.Ş., köylerinde talan ve yağmanın artması üzerine köyünü terk etmek zorunda kaldı.

E.Ş. o dönem yaşadıklarını şöyle ifade ediyor: “Aylardan Şubat’tı. Toplar, uçaklar ateş yağdırıyordu dağlarımıza ve evlerimin önüne. Bir akşam ben, eşim ve köyden 7 kadın evimizde oturuyorduk. Sesler gelmeye başladı. Dışarı çıktım, çetelerin geldiğini anladım. Evdekilere “Çeteler gelmiş, kalkın, elbiselerinizi giyin” dedim ve abdest alıp namaza durdum. Elimizden bir şey gelmezdi. Çeteler kapı tekmeleyip içeri girdi. Mermiyi namluya sürüp, bize bağırmaya başladı: ‘PKK nerede? Silahlar, cephaneler nerede? Paralar nerede’ diye. Bizi korkutmak için kafamızın üstüne, yanlarımıza, etrafa ateş ediyorlardı. Sadece evimizin içinde 25 fişek sıktılar. Bizi bir odaya kapatıp, kapıyı üzerimize kilitlediler. Tekrar açtılar. Üstlerimizi arayıp kulağımızdaki küpeleri çıkarıp, paraları aldılar. Aramızda uzun boylu genç bir kadın da vardı. Onu alıp götürdüler. Müdahale ettim, komşumuzdur dedim. Ağzımızı açar açmaz bize saldırıyorlardı. Adı Dicle’ydi. Başka boş bir evin avlusuna bırakıp gittiler. Bir saat sonra peşinden gittim, yanında kimse yoktu. Çağırdım, gelmesini söyledim. Çete, genç kıza bir hoca çağıracağını, o gelene kadar burada kalmasını tembihlemişler. Hoca neden çağrılır, zorla evlendirmek için. Onu kaçırdık böylelikle. Çeteler sorduğunda ise haberimizin olmadığını söyledik. Bize kapıyı açık tutmamızı, gelip gideceklerini söylediler. O üç gün uyku gözümüze girmedi, korkudan hep uyanık kaldık. Nasıl çetelerin elinden kaçacağımızı planlıyorduk. Keçi, inek, koyun ne varsa sürülerle alıp götürdüler. Köpekleri, eşekleri öldürdüler.”

Falaka tehdidi

Kalan köylüleri daha sonra bir yerde topladıklarını belirten E.Ş., “İşgalin üçüncü gününde bizi köy okulunda topladılar. Beni sorguya aldılar. Kırbaç, hortum getirmişlerdi falaka için. PKK’li olmakla, faaliyet yürütmekle suçladılar. Onlara Kürt olduğumuzu söyledim. ‘Bu yaşta ne yapabilirim ki’ dedim. Sonra ‘evlerinize gidin’ dediler. Evimize girdiğimizde her şeyi talan etmişlerdi, bir şey yerinde bırakmamışlardı. Altınlarımızı, gaz bidonunu, su motorunu, her şeyi… Sonra Meydan Ekbes camisine toplayıp savaşçı biri olup olmadığını kontrol ettiler” diye devam etti.

E.Ş., konuşmasında Efrîn’den çıkmadan önce genç kadınların kaçırıldığına ve zorla evlendirildiğine şahit olduğunu da söyledi.

‘Çıkmak zorunda kaldık’

E.Ş., 20 gün işgal altında bu şekilde kaldıktan sonra Türkiye sınırındaki bir karakola götürülüp burada da sorgulandığını belirtti ve şöyle konuştu: “Artık köyde yaşamın anlamı kalmamıştı. Her şey yıkılmış, harap olmuştu. Korku ve acı sarmıştı bizleri. Bu yüzden ben ve eşim köyümüzden, topraklarımızdan çıkmak zorunda kaldık.”

E.Ş., işgalci Türk ordusu ve çetelerinin Efrîn’den çıkarılması ve halkın topraklarına geri dönebilmesi için uluslararası güçlere çağrı yaptı.