
Halep’te çoluk çocuk demeden top atışı yapıp onlarca Kürt’ü katleden, Serêkaniyê’ye her fırsatta saldıran, Batı Kürdistan’da birçok yerde saldırı girişiminde bulunan bu çete gruplarının Türkiye’den destek aldığı biliniyor. Kürdistan’a yapılan tüm saldırılar Türkiye’den sadece siyasi destek değil, silah ve lojistik destek alan bu çetelerin işidir. Halep’te saldıranlar da Türkiye destekli çetelerdir. Bu açıkça Kürt düşmanlığı değil de nedir? Dünyada hiçbir ülke Türkiye gibi böyle çeteleri açıkça silahlandırıp başka ülkelere saldırtmamıştır. Eğer Türkiye Kürt sorunu söz konusu olmasaydı Suriye’deki bu tür güçlere bu düzeyde açık destek vermezdi. Sıra Kürt sorununa geldiğinde Türkiye’nin içeride ve dışarıda nasıl saldırgan olduğu bir daha kanıtlanmıştır.
Suriye’deki kimi İslamcı grupları kimse desteklemiyor. ABD ve Avrupa da Suriye’deki bazı İslami grupları desteklemiyor. Hatta onları bölge politikaları için tehlikeli görüyor. İşte bu tür gruplar desteği Türkiye’den buluyorlar.
Belki bu durum Türkiye ABD ilişkilerine ters görünebilir; Kürt sorunu söz konusu olduğunda Türkiye’nin ABD ile ilişkilerine ters politikalar izlediği biliniyor. Yakın zamana kadar Türkiye’nin İran ve Suriye ile ilişkileri bunun en somut ifadesidir. Dün Kürt karşıtı politikalarını Suriye ve İran üzerinden yürütürken şimdi bu gruplar üzerinden yürütüyor. Yine Suriyeli muhalif gruplara “siz ancak Kürtlerin hak kazanmasına karşı olursanız destek veririm” diyor. Türkiye’nin Suriye’de bu düzeyde aktif politika izlemesinin nedeni kesinlikle Kürtlerin hak elde etmesini engellemeye yöneliktir. 2003 Irak müdahalesinde geride kalmasını şimdi böyle telafi etmeye çalışıyor.
AKP Hükümetinden Kürt sorununda çözüm bekleyenler Batı Kürdistan politikalarına bakmalıdır. AKP bırakalım kendi Kürt sorununu çözme politikası olmasını, aksine diğer parçalardaki Kürtlerin bile ulusal varlığını güvenceye alıp statü kazanmasını istemiyor. Esasta Güney Kürdistan politikası da farklı değildir; sadece konjonktür gereği buraya yönelik gerçek niyetini şimdilik ortaya koymuyor. Hatta en temel sorun olan PKK’ye karşı da rahatlamak ve Kürtlerin hak taleplerini bastırmak için “iyi” ilişkiyi sürdürüyor. Nitekim bu ilişkiye dayanarak sadece Kuzey’de saldırmıyor, Batı Kürdistan’da da açıkça Kürt düşmanlığı yapıyor.
AKP’nin Rojava’daki Kürt düşmanlığından Güney Kürdistan hükümeti, özellikle KDP de sorumludur. PKK’nin eleştirdiği “dar çıkarlar” bir daha kendini dışa vuruyor. KDP kendini kandırarak Rojava Kürtlerine karşı AKP ile aynı safta yer alıyor. Her ne kadar bunu açıkça yapmasa da kendisine bağlı olan partilerin politikası tamı tamına böyledir. Kuzey Kürdistan’da Kürt sorunu çözülmeden Güney Kürdistan’daki hiçbir mevzi güvencede olmaz, kalıcılaşmaz. Bunu görmeden Türkiye ve AKP ile ilkesiz ve Kürtlerin zararına bir ilişki içinde olmak amiyane deyimle kendi bindiği dalı kesmektir.
Düşünebiliyor musunuz, Güney Kürdistan hükümeti, özelikle KDP PYD’ye “benim politikalarıma teslim olmazsan sana kapılarımı açmam” diyor. Hala sınır kapılarını kapalı tutuyor. Mısır bile bu düzeyde Filistin’e kapılarını kapatmamıştır. Ancak KDP Kürtlerin Filistin’i olan Rojava’ya kapılarını tümden kapatmıştır. Şimdi bu politikaların izahı olabilir mi? O kapılardan silah değil, giyecek, ilaç ya da zorunlu ihtiyaçlar geçecektir. Rojava halkı kendi ürettiğini orada satacak, karşılığında da ihtiyaç olan kalemleri alacaktır. Sadece halkın yararlanacağı bir ticaret olacaktır. Ancak PYD kendisine teslim olmadığı için kapıları kapatarak halkı cezalandırıyor. Herhalde Türkiye de bu kapıların açılmasını istemiyor. Bunu hangi Kürt’ün vicdanı kabul eder?
Türkiye Rojava Kürtleriyle de bir savaş içindedir. Açıkça kendine bağlı çeteleri Türkiye üzerinden saldırtıyor. Buna karşı Türkiye’deki Kürtlerin ve Türkiyeli demokrasi güçlerinin tepkisi de çok yetersizdir. Bu saldırılar Kuzey Kürdistan üzeri hazırlanıyor. Nitekim Nizip’ten Silopi’ye kadar olan hat Kürtlere yönelik saldırı hattıdır. Kuzey Kürtleri ve Türkiyeli demokrasi güçleri bu saldırılara izin vermemelidir. Kürt halkı kendi Filistin’ine sahip çıkmak için ayağa kalkmalıdır.
Kuşkusuz Kuzey’de BDP’ye ve demokrasi güçlerine ağır bir saldırı var. Ancak mevcut sessizliğe bu gerekçe olamaz. Kürtlerin Filistin’i olan Batı Kürdistan’a şimdi sahiplenme zamanıdır. Saldırılar artıp Kürtlerin iradesinin kırılacağı zaman tepki vermek anlamsızdır. Ezilmeyi protesto etmeyelim, ezdirmemek için ayağa kalkıp direnelim. Şu andaki en önemli tarihsel görev budur.