Politikacı, gazeteci ve yazar Çetin Altan dün sabah saatlerinde hayatını kaybetti. Gazeteci, yazar Ahmet Altan ile akademisyen, yazar Mehmet Altan’ın  babası olan Çetin Altan, geçtiğimiz Haziran ayında rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılmış, tedavisinin ardından taburcu edilmişti. Gazetecilere açıklama yapan Mehmet Altan, “Maalesef babamı kaybettik” dedi.  Türkiye’de 60’lı yılların etkin politikacılarından olan Çetin Altan, 1946 yılında Ulus gazetesinde başladığı gazeteciliğini Milliyet gazetesinde ‘Şeytanın Gör Dediği’ köşesi ile geçtiğimiz yıla kadar sürdürdü. Çetin Altan’ın edebi kişilik olarak şiir, öykü ve roman, tiyatro, deneme, gezi ve röportaj dallarında yazdığı çok sayıda kitabı bulunuyordu.


Edebi yazılar

22 Haziran 1927’de İstanbul’da doğan Çetin Altan, evrensel bakışını edebi lezzetle ve mizahla buluşturan yazılarıyla uzun yıllar okurlarının dünyasını, hayatını, ufkunu genişletti. ‘Büyük Gözaltı‘ (1973), ‘Bir Avuç Gökyüzü’ (1974), ‘Viski’ (1975) ve ‘Küçük Bahçe’ (1978) ile roman, ‘Üçüncü Mevki’ (1946) ile şiir, ‘Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat’ (2009) ile eleştiri, ‘Rıza Bey’in Polisiye Öyküleri’ (1985) ile öykü dalında eserler verdi; çoğu sahnelenen on tiyatro oyunu yazdı. Sayısız deneme, inceleme kitabına imza attı. ‘Al İşte İstanbul’ gezi-röportaj, ‘Kavak Yelleri’ ve ‘Kasırgalar’ ise otobiyografi alanındaki kitapları.


Dokunulmazlığı kalkan ilk vekildi

1965’te Türkiye İşçi Partisi’nden İstanbul milletvekili seçilen Çetin Altan, Meclis’teki dört yılı boyunca Türkiye’nin sesini en fazla işittiği siyasetçilerden biri oldu. Önce dokunulmazlığı kaldırılan, sonra da iade edilen ilk milletvekili olarak Türkiye siyasi tarihine geçti. Bu dönemdeki anılarını ise, ‘Ben Milletvekili İken’ adıyla kitaplaştırdı.
Çetin Altan tüm yaşamı süresince insanları mutlu,  sağlıklı, müreffeh, umutlu, dünyayla daha yakın ilişkide, edebiyatla, sanatla, bilimle daha barışık bir ülke özledi. Bu özlemle konuştu, bu özlemle yazdı. 


‘Yaraların iyileşeceğine inancımı kaybetmedim’

Çetin Altan Haziran, 2015’te Cumhuriyet için kaleme aldığı “Hayal ettiğim ülke bu değildi” başlıklı yazısında “Torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz ülke bu değildi. Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan “ derken, geleceğe olan umudunu ise şu sözleriyle sürdürmüştü: “Yaralı bir devi ayaklarının üstüne koyabilmek için kuşak kuşak o devi sırtımızda taşıdık. Yaralarının iyileşeceğine, o devin ayaklarının üstünde duracağına olan inancımı hiç kaybetmedim. Bir gün bu ülke ayaklarının üstünde duracak. O zaman da, masaldaki gibi “sihirli kedinin çizmelerini” giyerek amacına doğru uçarak gidecek.” 


 KÜLTÜR SERVİSİ