Woodstock denilince aklımıza ne geliyor? Köşeye sıkışmış bir tahta parçası mı, yoksa bir tahta deposu mu? Yurtdışında bir tatil beldesi mi, yoksa Snoopy’nin arkadaşı ve aynı zamanda sekreteri olan kuş mu? Woodstock bunlardan hiçbiri değil. Belki de bunların hepsini içine alan kocaman bir tırnak işareti tarih içinde…

Müzik tarihinin daha iyi bildiği ama sadece müzikle ilgisi olmayan, ciddi anlamda bir politik tavrı olan, mücadelesini bu zeminde daha güçlü veren bir festivalin adıdır Woodstock!
Woodstock’un üzerinden tam kırk dört yıl geçmiş olmasına rağmen, bugünkü dünya için tekrardan Woodstock’a bakmak ve onu yorumlamaya çalışmak, tartışmaya açmak gerekiyor. Çünkü değişen tek şey; aradan geçen kırk dört sene! Kırk dört sene önce dünya bugünden pek de farklı değildi, her yerde savaşlar ve ciddi demokrasi sorunları vardı. Kimi ülkeler bağımsızlık mücadelesi verirken, kimilerindeyse işgal siyaseti almış başını gitmişti. Belki Woodstock’u tartışmaya başlamak için öncelikle dünyanın bundan kırk dört yıl önceki haline; yani 1969’a daha yakından bakmak gerekir.

Cilvesiyle öfkesiyle 1969!
1969 yılı, cilvesiyle öfkesi birbirine karışmış ender yıllardan biridir insanlık tarihinde. İki yıldır Nijerya’da süregelen Biafra savaşı batılı objektiflere takılan şiş karınlı, patlak gözlü çocuklarıyla vicdanları kanatmış, Pakistan’da çok övülen Yahya Han formülü uygulanmaya başlanmıştı, 1969’da. Avusturyalı bir deli Mescid-i Aksa’yı kundaklayınca İslam alemi ayağa kalkmış, laf arasında Kara Panterler’in iki lideri Chicago’da öldürülmüştü. 1969’un en medyatik cinayetinde ise; Charles Manson’ın “ailesi”, aralarında 8 aylık hamile Hollywood yıldızı Sharon Tate’in de bulunduğu yedi kişiyi doğramıştı. 68’in eylemci gençleri, yükselen devrim güneşinin pırıltılarını her tarafta görmeye başlamışlardı. Kongo Cumhuriyeti “Bilimsel Sosyalizm” yolunu seçmiş, Mozambik’te Portekizli efendilere karşı kurtuluş savaşı kızışmış, Kaddafi-Numeyri ve Ziyad Barre gibi genç subayların darbeleri sıklaşmıştı. Ateşli Arafat, FKÖ Başkanı seçilmiş, askeri rejim Peru’da toprak reformunu gerçekleştirmişti.
İtalya’da 1,5 milyon işçinin grevi düzeni sarsmış, İsveç’te Olof Palme, Almanya’da Willy Brandt iktidara gelerek “soğuk savaş”a mesafeli durmaya başlamışlardı. Sosyalizmin gülen yüzünü astıran olaylar da cereyan etmişti bu yıl içerisinde. Ülkesinin işgalini protesto eden Jan Palach, Prag’da kendini yakmıştı! Batı’nın aralarındaki çelişkinin aldatmaca olduğunu sandığı Sovyetler ve Çin, Ussuri ırmağında kapışarak siftah etmişlerdi. ABD başkanı R. Nixon, Bükreş’te büyük tezahüratla karşılanmış; Ho amca eceliyle, kent gerillasının İncil’ini yazan Carlos Marighella ise polis kurşunuyla ebediyete göçmüşlerdi.
Kapitalist dünya Concorde’un ilk uçuşuyla caka satmış; Ay’a ilk insanı göndererek psikolojik zafer kazanmaya çalışmıştı. Birleşik krallık efsanevi yarım peniyi tedavülden kaldırmış, Costa Gravas “Z” filmiyle, Yunan cuntasının karizmasını çizmişti 1969’da! Alman okullarında çocuklar Oscar Kolle filmlerine mahkum olmasınlar diye müfredata seks dersleri konmuş ve eşcinsel ilişkiler suç olmaktan çıkartılmıştı. Yine eşcinseller Stonewall ayaklanmasında New York polisleriyle çatışmış; mini etekli Bernadette Devlin tarihin en genç milletvekili olarak Avam kamarasına girmişti. Loren-Ponti çiftini süründüren İtalya, sonunda boşanmayı serbest bırakmıştı.
Kamboçya’nın gizlice bombalandığı, FBI’ın ise Kissinger’ın danışmanlarının telefonlarını dinlettiği haberinin hemen ardından, Viet-Kong; Hamburger Hill çatışmasında yüzlerce Amerikan deniz piyadesini imha etmiş, Washington ise buna May Lai katliamıyla cevap vermişti. Yüzbinlerce Amerikalı ülkenin her tarafında savaşa karşı protesto gösterilerine başlamıştı. Honduras ve San Salvador arasında dünya kupası eleme grubunda “Futbol Savaşı” çıkmış, boş durmak istemeyen İngiliz birlikleri ise Kuzey İrlanda’ya müdahale etmişti! Bir ümit kıvılcımı olarak stratejik silahları sınırlamayı amaçlayan SALT-1 görüşmeleri başlamış, bütün bunların ve bu yılın ortasında ise bir Woodstock efsanesi yaşanmıştı!

Dünyaya bir şey ispatlayanlar
Müzik tarihinde belli başlı olaylar vardır, bunlar sadece müziğin gelişimini değil; modayı, politikayı, öğrenci hareketlerini, bir devrin estetik anlayışını da etkilemiş hatta değiştirmişlerdir. İşte Woodstock onlardan biridir. 1969’da dönemin kara lekesi Vietnam savaşı tüm hızıyla sürüyor, ABD başkanı Nixon bir taraftan askerlerini Vietnam’dan çekeceğini söylerken, diğer taraftan o zamana kadar gerçekleşen en büyük bombardıman için emir veriyordu. ABD’de okur-yazar kesim, özellikle üniversite öğrencileri bu anlamsız savaşı sorguluyorlar; dünyanın dört bir yanında savaş karşıtı gösteriler büyüyordu.
Eve gelen celp kağıtları yakılıp, öğrenci ayaklanmaları devam ederken; sadece barış isteyen gençler 15 Ağustos 1969’da Max Yangur’un, New York’un 145 km kuzeybatısındaki çiftliğinde buluşmaya hazırlanıyorlardı. Ama kimse olayın bu kadar büyüyeceğini, 500 bin kişinin buraya akın edeceğini tahmin etmiyordu. Festival fikri ilk olarak, Artie Kornfeld ve Michael Lang adında iki arkadaşın, Woodstock’ta genç müzisyenler için bir stüdyo kurmak istemesiyle ortaya çıkmıştı. Bunun için paraya ve para için de iyi bir fikre ihtiyaçları vardı! Bir gün gazete de; “sınırsız sermayesi olan iki genç, yeni yatırımlar arıyor” ilanı çıkmıştı. Lang’in avukatı bu ilanı görmüş ve hemen bir görüşme ayarlamıştı. John Roberts ve Joel Rosenman adındaki bu iki genç girişimciyle yapılan görüşmenin sonucu 250 bin Dolardı! Festival için düşünülen ilk mekan; Woodstock’tu. Fakat festival tarihine iki hafta kala New York belediye başkanı izin vermemişti.
Bu sırada Max Yasgur adında bir çiftçi, borçlarından kurtulabilmek için Bethel’deki tarlasını organizatörlere kiralayabileceğini söylemişti. Bu yeni mekan Woodstock’ın bir buçuk saat güneyindeydi. Fakat artık festivalin ismini değiştirecek zaman kalmamıştı. İsim Woodstock olarak kalacak, ama festivalin mekanı Berthel’e taşınacaktı. Üç günlük festivale gideceklerin istediği tek şey; hem iyi müzik dinlemek hem de seslerini duyurabilmekti. Michael Lang, festivale gelecek kişilerin bu fikirden uzaklaşmaması için, özellikle çok ünlü kişileri konser vermesi için davet etmediğini söylüyordu. Festivalin tek bir sanatçı etrafında dönmesini “ana grup” diye bir şey olmasını istemiyordu.
Woodstock’taki önemli bir ayrıntı da; bedava bir festival olması; daha doğrusu bedava bir festivale dönüşmesiydi. Biletler bastırılmış, satılmış ama herhangi bir kontrol imkanı kalmamıştı. Gelen insanların sayısı daha ilk günden beklenenin üstünde bir sayıya, 250 bine ulaşmış, ayrıca en az 100 bin kişi daha hala alana gelebilmek için otostop yapıyordu! Kimsenin beklemediği hatta öngöremediği gelişmeler oluyordu; belki de bu durumu en güzel ve çarpıcı bir şekilde tarlanın sahibi Max Yasgur, tahta sahnenin üzerinden yarım milyon kişiye söylediği şu sözleriyle anlatıyordu; “…ben bir çiftçiyim. Bu kadar insanın önünde ne konuşacağımı bilemiyorum. İlk defa böyle bir şey oluyor, bu kadar insan bir alanda toplanıyor. Dünyaya bir şey ıspatladığınızı düşünüyorum!”

Çiçek çocukların mesajı neydi?
Bazen herhangi bir etkinlikte, bir gösteri de veya bir protesto anında ufak bir kıvılcım, bir nüans öyle bir etkiye dönüşür ki; bunu önceden kestirebilmek gerçekten de güçtür. Bu anlamda Woodstock’u değerlendirirken; ortaya çıkarttığı etkilerin kesinlikle öngörülebilir, umulabilir olmadığının altını çizmek gerekiyor. Daha çok rock’n roll festivali olarak tasarlanmış, bir hafta sonunu müzikle geçirmek isteyenlere hitaben açık hava konseri olarak organize edilmişti. Fakat verdiği mesaj ve ortaya çıkan etkisi; hem bir savaş karşıtlığının en yüksek ses perdesini oluşturmuş, hem de günümüzde dahi birçok alanda/yerde uygulanagelen bir müzik olayının yaratıcı tanrısı olmuştur. Alana toplanan yarım milyon genç, bu durumu daha başından itibaren anlamış ve tarihi anlara tanıklık ettiklerinin farkında olmuşlardır.
Jeffrey Shurtleff’ın şu sözleri belki bu konunun anlaşılmasını daha da kolaylaştırabilir; “…askere alınmaya karşı koyan devrimci arkadaşlarım merhaba! Bu karşı çıkışı diğerlerinden ayıran en önemli şey şu; Bizim Düşmanımız Yok!” Düşmanı olmayan ya da düşman olmayan bu gençlerin mesajı; dünyanın her yerine güçlü ışıkları-aydınlığıyla umut saçan devrim güneşini de etkilemekte, Woodstock’tan gelen bu ses Vietnam’da hiç tanımadıkları Vietkong’ların yaşama şansını daha da arttırmaktaydı. Bu olayın en önemli mesajlarından bir tanesi 3 gün boyunca, her türlü hava ve diplomatik muhalefete rağmen yarım milyon savaş karşıtı insanın bir arada durarak, ısrarlı ve kararlı bir şekilde seslerini duyurabilmeleridir.
Woodstock’ın unutulmazı ise hiç kuşkusuz Jimi Hendrix’tir! Bütün zamanların en iyi gitaristi sayılan Jimi Hendrix, 1969 yazını geçirmek için Woodstock yakınlarında bir köye taşınmıştı. Grubu “Jimi Hendrix Experience” dağılmıştı. Bu dönemde borçlarını ötelemeye çalışan Hendrix, Woodstock festivaline katılmak ve bu sıkıntıdan kurtulmak için organizatörlerden bir miktar para almış ve festivalin sanatçı kadrosuna dahil edilmişti. Saatlerce Hendrix’in sahneye çıkmasını bekleyen 500 bin kişinin 128 bini kötü hava yüzünden alandan ayrılmıştı! Festivalin sunucusu “…ve karşınızda Jimi Hendrix Experience!” diye grubu takdim ettikten sonra, ünlü gitarist “Gypsy Sun and Rainbows (Güneş ve Gökkuşağı Çingeneleri), kısaca Romanlardan oluşan bir grup” diyerek isimlerini düzeltmiş ve hayatının en uzun performansını sergilemişti.
Hendrix, bu performansı esnasında ABD milli marşını çalmıştı. Bu melodi, o dönemin savaş karşıtı sembol parçası olmuştu. Woodstock festivaline katılanlardan Jason Zapator buna ilişkin; “…muhtemelen duyduğum en doğru Amerikan marşı yorumunu Hendrix o gün gitarıyla çalmıştı. Sözleri tamamlamak için gitarından efektler çıkarıyordu. Onun bu marşı çalması, alanda bulunanlara roketleri, havada patlayan bombaları, şehirlere atılan napalm bombalarını, yani Vietnam’ı hatırlatmış ve güçlü bir ironiye sebep olmuştu” diyor, Hendrix’in otobiyografisini yazan David Henderson da “bu ancak bir dahinin fikri olabilirdi” diyor… Konser sonrasında Hendrix’e neden bu marşı çaldığı sorulduğunda; savaşa karşılık verdiğini söyleyecekti.

Woodstock, Türkiye ve günümüz
Woodstock festivali yapıldığında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşanan gelişmelere ilişkin önemli bir kamuoyu oluşmuş, herkes bunu anlamaya çalışmıştı. Yirmi yıl önce savaştan çıkmış bir dünyanın her yerinde yaşanan onlarca savaş, askeri darbe cuntalarının iş başında olması ve bu olayın yaklaşık 2 yıl öncesinde (1967) Türkiye’nin de askeri darbe ile tanışmış olması; ister istemez konunun ele alınışını, nasıl yorumlandığını öğrenmeyi gerekli kılıyor.
Bunun için en güzel örneklerden bir tanesi zamanın Akşam gazetesinin 4 Eylül 1969 tarihli baskısıdır. Gazete tam sayfa verdiği haberinde Woodstock için “Gayesizlerin Büyük Yürüyüşü” sürmanşetini atmış ve bu savaş karşıtı gösterileri gayesizlik olarak yorumlamaya çalışmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye basını, o zamanlarda bugünleri aratmayacak haldeymiş.
Gazete haberlerinde bu olaya ve yaşananlara ilişkin yapılan açıklamaların hemen hemen hepsi aynıdır ve masabaşı olduğu da gayet açıktır; “pis, bitli hippiler”, “konser alanında 3 çocuk doğdu” gibi ciddiyetle ve gerçeklikle bağdaşmayan haberlerle Türkiye basını; Woodstock festivalini gündeme almıştı… Woodstock’ın ortaya çıkarttığı mesajını anlamaktan ve bunu kamuyla paylaşmaktan ziyade, servis haberciliği pratik başında olmuştu. Dünyanın birçok yerinde bu festivalle birlikte bir savaş karşıtlığı platformu oluşturulurken, ABD’nin yakın müttefiki olma hayalinden milim bile sapmayan dönemin Türkiye’sinde festivalin tartışılması, neredeyse tüm dünyanın tersine olmuştur…
Bugün dünyanın birçok yerinde özellikle batılı ve Avrupalı ülkelerde çeşitli nedenlerle festivaller ve etkinlikler yapılmaktadır. Bunların hiçbirinin Woodstock’la benzerliğini olmadığını rahatlıkla anlamaktayız. Bu festivaller ve çeşitli etkinliklerle bir araya gelen binlerce kitlenin; dünyaya, çevreye ve sosyolojiye yönelik herhangi bir mesajı olduğunu söylemek oldukça güçtür. Daha çok sınırlı amaçlarla ve tüketim kültünün gerektirdiği bir zihniyet yapısıyla gerçekleşen bu etkinliklerin; yaratıcı tanrısı Woodstock’un tekrardan gündeme alınması ve gerçekleşmesine dünya her yerinde ihtiyaç duymaktadır. Yer yer ortaya çıkan toplu yürüyüş, nöbet eylemleri gibi mücadele yöntemlerinde bunun hissiyatı daha derin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bunun için ne mi gerekiyor? Başta kapitalist modernite olmak üzere, bütün dünyaya hakim olan tüketim ve kar hırsının acımasızlığının, bu eksende yürütülen insanlık dışı her politikaya yönelik duyarlılık oluşturacak bir siyasi bakış açısına, bu siyasi bakış açısını yeni Woodstock’larla tüm dünyaya haykıracak milyonlarca cesarete ihtiyaç var.