BDP Ekoloji ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Muş Milletvekili Demir Çelik de çevreden bahsederken evrenin kendisinden söz edilmesi gerektiğini belirtti. İnsanın doğanın bir parçası olduğunun kabulüyle ancak sürdürülebilir bir çevre politikasının mümkün olduğunu belirten Çelik, “Milyonlarca yıl her bir unsur birbirini etkileyerek, tamamlayarak bir denge ve istikrar oluşturmuştur” dedi. Ekolojist demokrasinin savunulması gerektiğini ifade eden Çelik, insanlar arasındaki hiyerarşik yapının toplumu tahakküm altına aldığını ve giderek doğayı tahakküm altına aldığını belirtti. İktidar birikimi olan kentlerin insanı doğaya yabancılaştırdığını, güç ve tahakküm altında ruhsuzlaştırdığını belirten Çelik, “Hiyerarşik ilişkiye karşı demokratik ilişki biçimini var etmeye çalışmalıyız” dedi.
Devlete karşı çevreyi koruma
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Ruşen Keleş ise çevre hakkının üçüncü kuşak haklar arasında sayıldığını hak ve ödevin birlikte düzenlendiğini söyledi. “Çevre hakkının bireye çevreyi bozanlara karşı harekete geçme hakkı” verdiğinin altını çizen Keleş, çevreyi koruma yükümlülüğünün devlete karşı da mümkün olduğunu vurguladı. Keleş, çevre hakkı konusunda sadece bugünün yaşayanları değil gelecek ve henüz doğmamış çocukların hakkının korunmasının da söz konusu olması gerektiğini belirtti. Türkiye Anayasası’nın 56’ıncı maddesinin çevre hakkını düzenlediğini ancak 65’inci maddesinin bu hakkı “mali ve ekonomik imkanların elverdiği oranda” denilerek sınırlandırdığına işaret eden Prof. Dr. Ruşen Keleş, çevre hakkının işlevsel hale gelmesi için “bilgi edinme”, “karar alma sürecine katılma” ve “çevreyi korumak, geliştirmek amacıyla dilekçe verme veya dava açma hakkı”nın olması gerektiğini söyledi. Anayasa’da kıyıları korumak, toprak, mera, erozyonu önleme, ormanları koruma gibi pek çok düzenlemenin dolaylı olarak çevre ile ilgili olduğuna işaret eden Keleş, çevre hukukunun sürdürülebilir gelişmesi için; ekonomik gelişme ile çevre dengesi, koruma-kullanma dengesi, ekonomi-ekoloji dengesi, kısa erimli ve uzun erimli politikalar dengesi, biyotik-abiyotik denge, birey-toplum dengesi gibi dengelerin gözetilmesi gerektiğini kaydetti.
Pek çok coğrafya aynı sorunlar yaşıyor
Daha sonra söz alan Doğa Derneği Hasankeyf ve Nehirler Programı Koordinatörü Tuba Kılıç Karcı, “Akarsular ve Barajlar Sorunu” konusunda yaptığı sunumda bir süre önce Dünya Nehirler Konferansı düzenlediklerini belirtti. Karcı, bu konferansta dünyanın pek çok farklı coğrafyalarının aynı sorunu yaşadığını gördüklerini belirterek, “Nasıl ki Dicle Nehri üzerinde Ilısu Barajı yapılıyorsa Brezilya’da Amazonlar üzerinde de barajlar yapılıyor” dedi. “Hak mücadelesi evrensel bir mücadeledir” diyen Karcı, çevre kavramının da giderek kirletilmeye çalışıldığını ve buna “çevreci bulaşık makinesi” örneğini verdi. Temiz enerji kavramına da eleştiri getiren Karcı, büyük rüzgar tribünleri, geniş güneş enerjisi tarlaları yerine daha küçük ve yerinden çözümlerin temiz enerji olabileceğini söyledi.
Dicle Nehri ve Amed'in bir nehirler uygarlığı olduğunu belirten Karcı, her insanın sorumluluğunun sadece çöp vergisi vermek olmadığını aynı zamanda ne kadar çöp ürettiğini bilmesi gerektiğini dile getirdi. Karcı, “Evden çıkan çöp ile bizden uzaklaştırılan kirli su” ile her bir insanın ilgili olması gerektiğini belirtti.
ANF/AMED