‘Hayat kitaplara sığmayacak kadar geniştir fakat tekrarlarla doludur’ demiş büyüklerimiz. Bu manidar söyleme katılmamak elde değildir. Tarihin tekrarlarını devamlı dokuduğu kilimin desenleri misali, yine aynısından zanaat ettiğini hangimiz görmedik, duymadık ki hayatımızda! Çoğumuz tarihin tekerrürden ibaret olduğunu kabul ederken, kimimiz ise tekrardan da daha vahim, daha korkunç olduğunu...
Ben bu aralar vahim ve korkunç olduğunun tarafındayım. Nedenini merak edenler için, çok da eskilere gitmeden geçen yıl bugünlerde, şimdiki ismiyle Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan bazı kurum ve kuruluşlara, tenkit ve çağrı içerikli bir yazımı tekrar okumama sebep olduğunu söyleyebilirim.
Hatırlarsanız geçen yıl bu tarihlerde yine hükümetin askeri operasyonları yoğunlaştırdığı ve operasyonlarla paralel Bölge illerinde orman yangınlarına, doğa katliamlarına dair sessiz kalan sözüm ona çevrecilere seslendiğim yazımın imlasına bile dokunmadan olduğu gibi aktarıyorum. Ve inanıyorum ki, tarihin tek düze tekerrürden ziyade değil vahim ve korkunç olma ihtimalinin de yüksek olduğunu yazıyı okuyunca doğru bulacaksınız.
Buyurun efendim!
***
‘Dut mu yedi çevreciler?’
“Bir ulusun uygarlık düzeyi, üzerinde yaşadığı toprakları ağaçlandırmasıyla ölçülür.” (Franklin Roosevelt)
Çocukluğumdan bu yana doğayla uyum içerisinde yaşamanın terbiyesini ebeveynlerimden aldım. Muhtemeledir ki her anne baba da bu davranışı çocuğuna aşılatmıştı. Bir hafta sonu piknik alanında piknik yapmak, hayvanat bahçesini ziyaret etmek ya da en yakın bir gölde, nehirde balık avlamaya çıkmak da bir nevi eğitimdir. Pratik olarak bunları birebir ailemle birlikte yaşama şansım olmasa da çok benimsemişim, dolayısıyla da önemsemişim büyüklerimin bana verdiği bu öğüdü.
Bir vatandaş olarak, hükümetin son dönemlerde doğunun bazı bölgelerinde eko sistemi felç edecek derecede orman yangınlarıyla tahribatını sürdürerek ve bu tahribatların hem doğaya hem de Bölge insanına ekolojik, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik olarak verdiği ciddi zararların beni yazmaya mecbur kılan vicdanımdan anlıyorum terbiye amaçlı öğüdün nasıl da küpe olarak kulağıma yapıştığını.
Gelin görün ki, bir tek aile fertlerim değil, çevrem, basın-yayın, aldığım eğitim, TV kanallarında kamyon dolusu para harcanarak ‘bir fidan, bir insan’ gibi sloganlı kampanyalarla çevreci sivil toplum örgütlerinin ve ilgili vakıfların yayınlattıkları VTR’ler, fragmanlar, reklamlar, seminerler, oturumlar, fasiküller, billboardlar...
Vicdanım ve vicdanımın sesi, aklım, iradem ve ekmeğimin, suyumun doğadan tedarik edildiğinin bilincinde olan benliğim öğretti bana yıllardır doğanın ne kadar barışçıl ve ne kadar nimetlerle dolu olduğunu...
Hiç şikayet etmeden, biz insanları nimetlerinden biçare bırakmadan, usanmadan, devir döngü bir şekilde devamlı üreten, hayat devamlılığı için ekolojik ve biyolojik olarak dengeyi sağlayan doğayı hükümet imha ederek mi ülkenin sorunlarına çözüm bulacak?
Hükümetin ülkedeki siyasi sorunlara samimice yaklaşıp çözüm üretmek yerine kendi amaçları ve çıkarları için üzerinde sayısız canlı varlığın yaşadığı doğayı ateşe vermesi çok ürkütücü ve çok abes.
Peki ya ülkede bir fidan, bir çiçek, bir böcek için şiarlarla, pankartlarla, imzalarla, kampanyalarla emek veren ilgili sivil toplum örgütleri ve vakıflar neredeler? Neden bu kuruluşların çıtı çıkmıyor, kılı kıpırdamıyor?
Hani gezegenimizi yaşanmaz hale getiren çevre suçlarına şiddet göstermeden karşısında olan ve inadına barışçıl eylemler yapan Greenpeace (Yeşil Barış) nerdesiniz?
Hani Türkiye’nin çölleşmeyle ve erozyonla mücadelesini amaç edinmiş çevreci kuruluş TEMA Vakfı (Türkiye Erozyonla Mücadele ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) siz nerdesiniz? Yoksa Bingöl, Hakkari, Siirt, Mardin, Şırnak, Dersim Türkiye’nin bir parçası değil mi?
Peki 1990 yılında vakıf statüsünde kurulan ve ülkenin doğal kaynakları, kültürel mirasları korumaya çalışan ve ‘kent-havza-bölge-ülke’ ölçeğinde projeler gerçekleştiren ÇEKÜL Vakfı (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) siz neden yoksunuz? Yoksa siz de projenizin cetvelinden ‘Bölge’ kavramını çıkardınız mı?
TÇV (Türkiye Çevre Vakfı), ÇEVKOR (Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı), 1993 yılında kurulan Doğa ile Barış, 2002 yılından bu yana doğa sorunlarına çözüm bulmaya çalışan Doğa Derneği, çevre gönüllüleri olarak da bilinen ÇEKÜD, ÇEVKO, TÜRÇEV, TÜRÇEK (Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu), ismini hatırlayamadığım diğer çevreci kuruluşlar ve tüm bunların en önemlisi olan TC Çevre ve Orman Bakanlığı, sizler bu duruma neden sessiz ve duyarsız kalıyorsunuz?
Hani çevreye, doğaya gönül vermiştiniz? Hani doğa ve kanunları için durmadan üretiyordunuz? Doğu bölgesindeki bu doğa katline neden bu kadar sessiz kalıyorsunuz? Amaçlarınız bu noktaya kadar mı?
Karadeniz’de, Ege’de, İç Anadolu’da, Marmara’da bir dal kırılınca hemen fermanlar yazan, hızır gibi yetişen sizler söz konusu doğu bölgesi olunca misyonunuz bu derece esneyebiliyor mu yani?
Çok yazık!
Oysaki hepinizin esas amaçlarınızın doğa ve barış olduğunu bilerek yıllarca yaşadık. Doğudaki yakılan bu ormanların temelinde siyasi bir stratejinin olduğunu bilip, bu nedenle sessizce izlemekle kalıyorsanız bir çift lafım var size!..
Bulunduğunuz kurum veya kuruluşun emekçisi olarak ya da vicdanınızın bu pozisyondaki sesi olarak söz vermiş, ant içmiş iseniz, böylesine ciddi sosyolojik ve ekolojik zarar veren bu orman yangınlarına neden olanları durdurmak adına duyarlı olmaya davet ediyorum. Bir an önce atlanın, kuşanın hem barışa hem de doğanın yok olmamasına vesile olun. Aksi takdirde siz çevrecilerde samimiyet, doğada medet, halkta da saadet kalmayacak görünüyor...”


yasaraxu@gmail.com