Tutsak İrfan Kılıç’ın 3 Temmuz gibi kaldığı Kandıra 2 nolu F Tipinde infaz edildiği şüphesi artıyor. Ağabey Kılıç, kardeşinin odasında camların kırık olduğunu, yerlerde kan izleri olduğunu öğrendiklerini aktardı.
Ağabey Hüsamettin Kılıç, cezaevi müdürünün kardeşinin önce kendi kendini yaraladığını, sonra da kendini yaktığını söylediğini belirtti. Savcılığın darp izlerinden haberi olduğunu belirten Kılıç, bu ölümün peşini bırakmayacaklarını söyledi.
ARJİN DİLEK ÖNCEL - AYDIN ATAY / BİNGÖL
Kocaeli Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde 2016 yılında bu yana tutuklu olan İrfan Kılıç geçtiğimiz hafta Çarşamba günü “İşgalci Türk devleti ve KDP ihanetini protesto ediyorum. Başur’daki canlı kalkanlara selam olsun. Yalnız değilsiniz, bir ses de Bingöl’den. Önderlik üzerindeki tecridi kınıyorum” notunu bıraktıktan sonra yaşamına son verdiği ileri sürüldü. Cezaevi ve polisin tutumundan rahatsızlık duyan aile ise “infaz” şüphesini gündeme getirdi. Ardından başlayan tartışmaları berraklaştırmak isteyen Kılıç’ın ağabeyi Hüsamettin Kılıç, otopsiyi gerçekleştiren Kandıra Cumhuriyet Başsavcısı, cezaevi müdürü ve Kılıç’ın koğuş arkadaşlarıyla görüştü. Ağabey Kılıç, cenazenin alınmasından gömülmesine, belediyelerin cenaze aracı tahsis etmemesinden polisin tutumuna kadar tüm süreci baştan itibaren Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.
Cezaevinden aradılar
Olaydan ilk olarak cezaevinin kendisini aramasıyla haberdar olduğunu anlatan ağabey Kılıç, “İrfan Kılıç’ın ağabeyi misin? diye sordular. ‘İrfan kendini yakmış, şuan hastaneye gidiyoruz. Sizin de İzmit Devlet Hastanesi’ne gitmeniz gerekiyor’ dediler. Ailemi bilgilendirdim. Bir buçuk saat sonra bana yeni bir telefon geldi. İrfan’ın öldüğünü söylediler” dedi.
Valilik talimatıyla cenazeyi vermediler
Aile bireyleriyle Bingöl’ün Solhan ilçesinden İstanbul’a doğru yola çıktıklarını, babasının ise uçakla önceden gittiğini belirten ağabey Kılıç, “Babam oraya vardığında ona ‘Cenazeyi sana vermeyeceğiz’ demişler. Cenazeyi kimsesizler mezarlığına ait morga kaldırdıklarını söylemişler. Valilikten kesin emir geldiğini ve cenazeyi teslim etmeyeceklerini söylemişler. Bu talimatı bize sözlü ilettiler. Polislerin nezaretinde Elazığ Havaalanı’na getireceklerini oradan bize teslim edeceklerini söylediler. Cenazeyi bize vermeme nedenlerini açıklamadılar. Bu durum üzerine bir şeylerin ters gittiğini düşündük.
‘Leşini buradan alın’
Cenazeyi Elazığ Havaalanı’nda baskı altında, TEM polisleri eşliğinde aldık. Bizi kışkırtıyorlardı. Acılı olduğumuzu bilmelerine rağmen bize ‘leşinizi buradan alın, ölünüzü aldınız gidin buradan’ sözleriyle kışkırtıyorlardı. Öfkelendiriyorlardı, hakaretlerine tepki gösterdiğimizde ise kameralarını açıp öfkeli halimizi kaydediyorlardı. Havaalanında iki cenaze vardı, yanlış cenaze olmasın diye cenazeyi açıp görmek istedik, ancak polis izin vermedi. Solhan’a döndüğümüzde mahallemizin dört tarafı sivil polisler tarafından sarılmıştı. Tüm yolları kapatmışlardı. Cenazeye kimse gelmesin diye kamerayla çekim yapıyorlardı” diye belirtti.
Cenazeyi yıkmamızı engellemek istediler
Solhan Belediyesi’nin cenaze aracını vermediğini kaydeden ağabey Kılıç, şöyle devam etti: “Elazığ, Karakoçan, Kayseri’yi aradık ancak araç bulamadık. Diyarbakır’dan Elazığ’a tesadüfen gelen bir araç vardı o araçla cenazeyi getirdik. Kaldığım evi İrfan yaptığı için onu bu evde yıkamak istedik. Polis cenazeyi açmadan gömmemizi istiyordu. Tepki gösterdik. Dini vecibeleri yerine getirmeden gömmeyeceğimizi söyledik. Cenazeyi açtığımızda bir kez daha yıkıldık. Elinde, boğazında kesikler, kafasında darbeler dizlerindeki darbeleri görünce yıkıldık. Yaklaşık 20 kişiye cenazenin o halini gösterdik.
Cezaevine gidip görüşmeler yaptık
İrfan’ı bedenindeki yaralar o kadar büyüklerdi ki ikna olmadık ve cezaevine gidip arkadaşları ve cezaevi müdürüyle yüz yüze görüşmek istedik. Cenazeyi defnettik, 3 gün taziyemiz vardı. Sonrasında ben ve 5 kardeşim birlikte cezaevine gidip, savcı, müdür ve koğuş arkadaşlarıyla görüştük.”
Doktorlar boynundaki ve kolundaki yaraları savcıya aktarmış
Olayı duyduğunda cezaevini aradıklarını ve İrfan’ın ilk önce yan koğuşa bir not verdiğini ondan sonra kendini bir tabure ve battaniyeyi çakmakla tutuşturarak yaktığını söylediklerini anlatan ağabey Kılıç, ilgililerle yaptığı görüşmelerin detayını şöyle aktardı:
“Kandıra Cumhuriyet Başsavcısı’yla görüştüm. Savcı, İrfan Kılıç’ın kendini yaktığı ve o şekilde hastaneye kaldırıldığı bilgisinin geldiğini söyledi. Daha sonra hastanede otopsisini yapan doktorlar savcıya, kolundaki ve boynundaki yaralardan bahsetmişler. Yanmanın olduğunu, bir de zehirlenmenin olduğunu söylemişler. Bu üç şey üzerinde duruluyor. Savcı da İrfan’ın kesin ölüm nedeninin yaralanma mı, yanma mı, yoksa zehirlenme sonucu mu olduğunu adli tıp raporunun sonucunda ortaya çıkaracaklarını söyledi. Soruşturma bu üç şüphe üzerine sürüyor. İrfan’ın kaldığı koğuş iki katlı. Mutfak, banyo, tuvalet alt katta üst katta ise yataklar var. Alt katta kanlar, cam parçaları, kırık bardaklar, yoğun kan ve üst katta da kanlar var. Başsavcı, kan örneklerini aldığını, parmak izlerini delil olabilecek her şeyi toplayıp adli tıpa gönderdiğini söyledi.
Kendini hem yakmış hem darp etmiş!
Cezaevi müdürüyle görüştüğümde, kendisine verilen bilginin İrfan’ın kendisini yaktığı yönünde olduğunu söyledi. Ancak İrfan hastaneye götürüldüğünde sadece yanma olmadığı, yaralanmanın ve zehirlenme olduğu da tespit edilmiş. Bu kısa süre içinde bunların hepsi nasıl gerçekleşebilir? Sizin nasıl haberiniz oldu, bunları bize niye söylemediniz? diye sordum. Müdür, ‘Yan koğuştaki tutuklular kapıya vurmuşlar. Gardiyana, İrfan’ın odasında bir şeyler oluyor, bir sesler çıkıyor orada neler oluyor diye soruyorlar. Bunun üzerine gardiyanlar İrfan’ın odasına gitmiş ve İrfan’ın kendini yaktığını görmüşler. İrfan’ı hastaneye kaldırmışlar diye anlattı. Müdür de kabul ediyor, İrfan hem yanmış, yaralanmış, etrafta kanların, camlar ve bardaklarını kırıkların olduğunu söylüyor ama bunların İrfan’ın kendisinin yaptığını söyledi. Bir boğuşma izinin olup olmadığını da sordum. Alt katta kanların yerde ve duvarlarda olduğunu, camlara ve duvarlara vurduğunu kendi kendine yaptığını dile getiriyorlar. Alt katta çok kanın üst katta ise az kanın olduğunu söylediler. Müdür olayı, memurların 09.00 sıralarında koğuş kapısını açtıklarını, İrfan’ın faaliyete katılıp katılmayacağını sorduklarını, İrfan’ın da çıkmayacağını söylediğini aktardı. Bir arkadaşları çim sahaya gitmiş diğeri ise yan koğuşa sohbete gideceğini söylemiş. Bir kırk-elli dakika sonra İrfan’ı kendini yaktığını gördüklerini ve hastaneye kaldırdıklarını söylüyorlar.
İrfan’ın yatağı ve çarşafları yanmamış
Koğuş arkadaşlarıyla yaklaşık 20 dakika görüştüm. En son İrfan’ı gördükleri ana kadar da intihara dair bir şey sezmediklerini söylediler. Çim sahaya giden arkadaşı, ‘Bana saat 10.05, 10.10, 10.15, tam hatırlayamadığım saatte haber verdiler. İrfan’ın kendini yaktığını ve başka koğuşa geçmem gerektiğini söylediler. O şekilde duydum. Yan koğuşa giden arkadaşı ise, ‘Koridorda çok fazla ayak sesleri, bir kalabalık telaş olduğunu duydum. Ne olduğunu sordum, İrfan kendini yaktı, intihar etti dediler. Israrla beni içeri alın dedim. Beni içeri götürdüler. İçeri gittiğimde alt katta her tarafta kanlar vardı. Üst kata çıktım. Kanlar vardı. İrfan’ın ranza ile cam arasında öldüğünü söylediler. Yerde tam yanmamış iki tane yastık ve bir iki tane nevresim vardı.’ İrfanın yatağı veya başka yataklar yanmış mıydı diye sordum. Başka hiçbir şeylerinin yanmadığını, içeride sadece biraz dumanın olduğunu söyledi. ‘İrfan’ın yatağı ve çarşafları duruyordu. Benim de aynı şekilde bir köşedeydi bana verdiklerinde. Eşyalarımız içerideydi. Yukarıdaki hiçbir eşyamız zarar görmemişti.”