Ünlü düşünür Michel Focault “iktidarın olduğu her yerde direniş vardır” sözünü bugün “kadının olduğu her yerde direniş vardır” sözü ile söylersek hiç de yanlış olmaz. Çünkü Kürdistan ve Türkiye’deki Kürt kadın hareketinin karakterini analiz ettiğimizde ortaya çıkan tablo budur. Direnişin özelliklerini taşıyan dağ, kent meydanları ve zindanlarındaki kadınların varlığı ile bunu rahatlıkla açıklayabiliriz.
Evet, bugün 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar günü... Çoğu ülkeye ve siyasal görüşe göre eskisi kadar revaçta değil. Ancak 8 Mart etkinlikleri Kürdistan’da her geçen yıl daha fazla kitlesel ve radikal bir kimliğe bürünüyor. Kadınlar Mart ayının ilk günlerindeni itibaren eylem ve etkinliklerini takvime bağlıyor ve 8 Mart eylemlerini kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Hem de öylesine görkemli ve kitlesel ki... Tabii ki bunun nedenleri var. Bu nedenlerden birincisi Kürt kadın hareketinin ideolojik olarak kendisini tanımladığı zemin. İkincisi ise Kürt kadının kendi varoluşunu sağladığı örgütsel yapı. Bu iki nedeni ise Abdullah Öcalan ve PKK ile açıklayabiliriz. Çünkü Öcalan reel sosyalizm, sosyal demokrasi ile ulusal kurtuluşçu paradigmanın açmazlarını kadın ve ekoloji eksenli özgürlükçü eleştirisini gerçekleştirdi. PKK’de ise bunun örgütlülüğünü ortaya koydu. Bu iki durum da Kürdistan toplumsal gerçekliği içinde ete kemiğe büründü. Sonuçta ortaya çıkan kesintisiz örgütlü ve radikal demokrasiyi amaçlayan kadın özgürlükçü toplumsal mücadele dinamiği ortaya çıktı. Ve bu nedenledir ki Türk devletinin baskı politikaları kadınlar üzerinde yoğunlaşmıştır.
BDP’nin Şubat 2012 itibariyle güncellediği istatistiklere göre siyaset yürüten ve çeşitli kurumlarda görev alan 419 kadın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü cezaevinde karşılayacak. 2’si milletvekili, biri eş genel başkan yardımcısı, 4 belediye başkanı, 19 belediye meclis üyesi, 3 MYK üyesi, 12 PM üyesi, 22 gazeteci, 14 sendikacı, 2 akademisyen ve 4 avukat son operasyonlarda tutuklandı. Genel baskı politikalarının kadınları hedeflemesi kadınların mücadele alanından geri adım atmasını getirmiyor. Radikal direniş mekanı olan sokak eylemlerinde kadınların rengi alanlara damgasını vuruyor. Yine radikal direniş mekanı olan dağlardaki kadın gerilla oranı da bütün tahminleri alt üst eden nicelikte. Ve zindanlardaki direniş te yine kadın var.
Sözü fazla uzatmadan zindandaki kadınlara bırakıyorum. Gazeteci Zeynep Kuray’ın “içerden” yaptığı güzelim haberde bakın kadın tutsaklar neler söylüyor:
Bakırköy L Tipi’ndeki Prof. Dr. Büşra Ersanlı, BDP Eş Genelbaşkan Yardımcısı ve eski Van Milletvekili Fatma Kurtalan, Barış anneleri Sakine Güven ve Lütfiye Gürbüz, Çevirmen Ayşe Berktay, hasta tutsak Hediye Aksoy, BDP Arnavutköy Belediye Meclis Üyesi Hatice Vural, 8 Mart’a dair değerlendirmelerini ANF’ye yaptılar.
Büşra Ersanlı: Kürt siyasal hareketi ve somut olarak eşit temsile önem veren BDP; her meslekten, her kesimden kadının özgürlük mücadelesini Türkiye ve dünyada görünür kılmıştır.
Fatma Kurtalan: Özgürlük çığlıklarımız bu duvarları da yıkacak, barış dolu yarınların ufkunu aşacaktır.
Ayşe Berktay: 8 Mart erkek egemen sisteme, haksızlığa, adaletsizliğe, yok sayılmaya, zulme, dilsiz-sözsüz bırakılmaya karşı başkaldırımız, direnişimizdir.
Sakine Güven: Ama mekan ne olursa olsun, 8 Mart’ta bedenim tutsak olsa da yüreğim kadınlarla birlikte alanlarda olacak.
Hatice Vural: Sokaktaki kadın yoldaşlarım gibi aynı coşku ve heyecanla biz de burada kutlamalara katılacağız.
Hediye Aksoy: Benim için 8 Mart var olmanın kavgasıdır, direniştir, mücadele etme gücüdür. Asıl özgürlük biz kadınlarla anlamını bulacak.
Lütfiye Gürbüz: Bizlerin coşkusu ve morali gösterdi ki, kaldığımız yerin mekansal olarak hiçbir önemi yoktur.
Cezaevindeki kadınlardan mesajlar...