Türkiye yazan, düşünen, haklarını demokratik yollardan arayanlar için açık bir cezaevidir. Türkiye’de bir de yazan, düşünen, demokratik hakları için eylem koyan insanlar için yapılmış çağdışı infaz kurumları yani ceza ve tutuk evleri var.
29 Mart 2009 tarihinden itibaren bu ‘çağdışı infaz’ kurumlarına KCK operasyonları adı altında aralarında seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, il genel meclisi üyeleri, profesörler, üniversite öğrencileri, parti yöneticileri, gazeteciler, yazarlar ve de saymakla bitmeyen sekizbin civarında siyasi tutuklular var. Bunların ne kadarı gerçekten KCK üyesidir onu ancak tutuklu olanlar ve Allah bilir. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan bunlardan ancak bin tanesinin PKK üyesi olabileceğini Avni Özgürel ile yaptığı röportajda dile getiriyor.
Türkiye’deki ceza ve infaz kurumlarında KCK tutuklularınn yanı sıra silahlı eylemlere karışmış, silahlı eylemlere karışmamış olsa dahi hakkında örgüt üyesi olduğuna dair deliller bulunmamasına rağmen, eylemi ile örgüt adına suç işlediği ileri sürülen onbine yakın tutuklu ve hükümlü var. Birde bunların yanında sayıları ikibine ulaştığı söylenen çocuk tutuklular var.
Adli suçluların sayısı ise yüzbinin üzerindedir. Dünya istatistiklerini bilmiyorum ama, ceza infaz kurumlarında en çok tutuklu ve hükümlü bulunan ülkeler arasında öyle sanıyorum ki Türkiye ilk sıralarda yer alır.
Ceza infaz kurumlarının tipleri o kadar çoğaldı ki E Tipi, L Tipi, M Tipi, T Tipi, H Tipi, G Tipi, F Tipi, K1, K2 Tipi… sürüsüne bereket saya saya bitmiyor. Bu cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü bulunan kişilerin başta yaşama hakkı olmak üzere tüm hakları devlet denen mekanizmanın teminatı altında olması gerekir.
Türkiye’de (çoğu Kürdistan’da olmak üzere) 2008 yılı itibarı ile 384 tane cezaevi vardı. Yeni yapılarla birlikte bunların sayısı artmıştır sanırım. Türkiye’deki cezaevlerindeki yatak kapasitesi 100 bin buna karşılık tutuklu ve hükümlü sayısı ise 128 bindir. Kürdistan’daki cezaevlerinde kapasitenin üç katı tutuklu ve hükümlüler kalıyor.
Bu cezaevlerinden biriside Urfa E-Tipi Cezaevidir. E Tipi cezaevleri iki katlı koğuş sistemine uygun olarak inşa edilmiş, alt katı yemekhane, üst katı yatakhane biçiminde cezaevleridir. Daha sonra 2-4-6-8-10 kişilik odalara dönüştürülmüştür. Urfa Cezaevi altmış yıllık bir cezaevidir. İlk başlarda Kapalı A Tip cezaevi idi. Sonraları E Tipine dönüştürülmüş.
Urfa Cezaevinde 8 kişinin kalması gereken odalardan birisinde 18 kişi kalmaktadır. Buradaki tutuklu ve hükümlülerin çoğunluğu gasp ve hırsızlık suçundan, dört taneside dolandırıcılıktan tutuklu idi. İki gün önce geceleyin ‘vantilatör kavgası’ yüzünden tutuklu ve mahkumlar cezaevi koşulları protesto etmek için yataklarını yakıyorlar. Çıkan yangında 13 kişi kömür haline geliyor. Beş kişi ise yaralı olarak hastahaneye kaldırılıyor. İnfaz memurlarının olaya geç müdahalesi, koğuş kapılarının geç açılması nedeni ile facia bu boyutlara ulaşıyor. Yetkililer içeriden barikat kurulduğunu bu nedenle kapıların açılmadığı yalanını söylüyorlar. Oysaki cezaevlerinde kapılar içeriden değil dışarıdan açılır. Cezaevinde yeterli infaz memuru olmaması nedeni ile olaya geç müdahale edilmiştir.
8 kişilik odaya 18 kişiyi sığdırırsanız, 245 kişilik cezaevine 1000 kişiyi doldurursanız, odalarda klima olmazsa, ‘vantilatörü bana taraf çevir’ nedeni ile insanlar arasında kavgada çıkar, 50 derece sıcaklıkta insanlar cinnet getirip birbirlerini de yamyamlar gibi yiyebilirlerde. Urfa Baro Başkanı İrfan Güvenc’in dediği gibi “Bu cezaevinde değil insan hayvan bile yaşayamaz.”
Cezaevlerinde yangın var. Urfa Cezaevinin çocuk koğuşunda çocuklar yaşanan dramı ve cezaevi koşullarını protesto etmek için yataklarını yakmışlar. 49 yaralı var. Cezaevi yangınları Adana Kürkçüler, Osmaniye, Antep, Ceyhan cezaevlerine de sıçramış.
Toplam 89 yaralı var. Radikal’de Ali Topuz’un yazısının başlığı “İleri Demokrasinin Kamp Ateşleri” cuk yerine oturmuş. Devleti yönetenlerin vicdanları hiç sızlamıyor. Sızlamış olsaydı Adalet Bakanı istifa ederdi. AKP Genel Başkan vekili Hüseyin Çelik efendi ”Cezaevi yönetiminin kusuru varsa gereken yapılacaktır. Cezaevlerini kapatınca tepki geliyor. Çünkü o illerin ekonomisine getirisi var” diyor. Urfa’nın ekonomisinde bu can pazarı nedeniyle eksilme olmuştur. Bu kafalar, bu güçlü iktidarlar, Türkiye’yi idare ediyorlar! Kül akılsız insanlarımızın başına...
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 18 Haziran 1918 tarihinde İngiliz yönetimi Şeyh Mehmut Berzenci’yi Hindistan’a sürgüne gönderdi.
* 19 Haziran 1924 tarihinde İngilizler G.Kürdistan’ın Silemaniye şehrini işgal etti.
* 19 Haziran 1947 tarihinde Mihemed Mehmud, İzzet Ebduleziz, Mustafa Xoşnav, Heyrillah A.Kerim Bağdat yönetimince idam edildiler.
* 20 Haziran 1930 tarihinde Zilan başkaldırısı ve soykırım hareketi başladı.
* 21 Haziran 1994’te İnsan hakları savunucusu ve İluh (Batman) HEP yöneticisi Sıddık Tan uğradığı silahlı saldırıda şehit düştü.
* 22 Haziran 1963’te şair ve yazar Enwer Mayi yaşamını yitirdi.
* 23 Haziran 1963 tarihinde Şeyx Maruf Berzenci, Şeyh Hüsen Berzenci, Mecid Hesen ve Cebbar Pirozan Baas rejimi tarafından idam edildiler.
* 23 Haziran 1975 tarihinde MHP lideri Alpaslan Türkeş Diyarbekir halkı ve Kürt yurtseverleri tarafından Diyarbekir’e girmesine izin verilmedi. Çıkan çatışmalarda yaralananlar oldu.