- Başkan Öcalan, “statü"den, yani Kürt ulusunun kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkından vazgeçmiyor, “statü” sorununu “bir başka yoldan çözme"nin yolunu gösteriyor.
VEYSİ SARISÖZEN
Başkan Öcalan’ın, Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı’na gönderdiği mesajını yorumlamaya devam edelim.
Bir çok insan, 27 Şubat açıklamasında “ayrı devlet, federasyon ve özerklik” hedeflerinin yer almamasını, o güne kadar edinilmiş “bilinç” nedeniyle hayretle karşıladı. Hayret, kimi çevrelerde tepkiye dönüştü. Bu tepkinin de etkisiyle “entegrasyon”, “gönüllü asimilasyonun kabulü" olarak yorumlandı.
Ortaya “Kürdistan statü kazanamayacak mı?” sorusu çıkıyor. Bu soruyu, Öcalan’ın gönderdiği mesaj temelinde ele almaya çalışalım. Teorik bakımdan değil, pratik bakımından soru şudur: Kürt halkı, ABD, AB ve İngiltere’nin desteklediği merkeziyetçi Türk ulus devletine karşı ayrı devlet, federal devlet ya da bölgesel idari özerklik hedeflerine dünya savaşı koşullarında bir yüzyıl daha savaş yoluyla ulaşmayı göze alacak mıdır, yoksa “statü” sorununu savaş dışında bir başka yoldan çözmenin yolunu mu arayacaktır?
Statüden vazgeçmiyor
Bu yazının ana tezi şudur: Başkan Öcalan “statü"den vazgeçmemiş, “statü” sorununu “bir başka yoldan çözme"nin yolunu göstermiştir. Bir başka ifadeyle Başkan Apo, Kürt ulusunun kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkından vazgeçmemiş, bu hakkın bugünkü bölge ve dünya şartlarında hangi yoldan kullanılacağını göstermiştir. Yazının tezini özetlersem: Kürt ulusunun statü kazanması, birinci olarak kimliğinin ve dilinin tanınması; ikinci olarak Kürt ulusu üstünde merkeziyetçi Türk ulus devletinin egemenliğinin “adem-i merkeziyetçi demokratik cumhuriyet” yoluyla kalkması; üçüncü olarak Kürt ulusunun devlet biçiminde değil de “komünal belediyeler” biçiminde örgütlenmesi, yani kendi kendini yönetmesi, “bir başka yoldan statü sorununun çözülmesi” demektir.
Zorunlu kılan şartlar
Önce statü sorununu bir başka yoldan çözmeyi gelecekte değil, bu aşamada zorunlu kılan uluslararası durumu ele alalım. Gelecek yazıda da “statü sorununu bir başka yoldan nasıl çözeriz” sorusunu yanıtlayalım.
Hiç kuşkusuz dünyada ve bölgede Kürt halkının dört sömürgeci devletten ayrılarak ayrı bir devlet kurmasını gerektirecek ve buna imkan verecek şartlar oluşabilir. Tıpkı Ekim Devrimi ve sosyalist dünya sisteminin var olduğu duruma benzer şartlar meydana gelebilir. Bu şartlar meydana geldiği zaman hiç kimse Kürtlerin ayrılarak ayrı bir devlet kurmasına itiraz edemez. Komünistler ve Apocular, böyle bir devletin kurulması zorunlu hale geldiği zaman, bu devletin “Kürt ulus devleti” değil, “demokratik cumhuriyet”in devleti olmasını talep ederler. Bugün ise böyle elverişli koşullar yoktur. Oysa “statü” sorunu gelecekte değil, bugünkü koşullarda nasıl çözülecek sorusunu tartışıyoruz. O halde koşullara kısaca bakalım:
Irak'taki durum
Kürt ulusunun, Irak devletinde federe bir statü kazandığı açık bir gerçektir ama bu statü, ABD ve müttefiklerinin Irak devletini işgal etmesi ve Türk devletinin sonradan pişman olduğu üzere bu işgale askeri gücüyle katılmaması şartlarında gerçekleşti. Gerçekleşti ama şu anda bu statüyü kazanan Başûr’da, Türk devletinin işgali, ABD’nin yardımı ve federe yönetimin boyun eğmesiyle PKK’yle savaş sona erdiği halde sürüyor. Demek ki Başûr’un elde ettiği statü de tehdit altındadır ve gelecekte büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Irak’ta mevcut Arap çoğunluklu iktidar, her fırsatta Başûr’un statüsünü zayıflatıyor. Kerkük örneği ve Iraktan ayrılma amaçlı referandumun karşı karşıya kaldığı Amerikan ve Türk tehdidiyle boşa düşürülmesi ortadadır.
Suriye'deki durum
Suriye’de 2015 Kobanê zaferiyle elde edilen statünün de Şara rejimiyle birlikte gerek ABD ve İsrail’in planları, gerekse Türk devletinin saldırılarıyla adım adım daraltıldığını söylemeye bile gerek yoktur.
İran'daki durum
Eğer ABD ve İsrail, İran’ı bir kara harekatıyla işgal edebilseydi tıpkı Başûr’da olduğu gibi Rojhilat da geniş bir statü kazanabilirdi. Böyle bir kara harekatı gerçekleşmedi ve eğer ileride gerçekleşecekse Türk ve Azerbaycan orduları tarafından gerçekleşmesi zorunlu olacağına göre, buradan Rojhilat’ın statü kazanması hayal bile edilemez.
Türk devleti ve NATO
Geriye Türk devletinin küresel güçler tarafından çökertilmesi ihtimali kalıyor. Bu ihtimal, sıfırdır. Aslında yalnızca Türk devleti değil, İran devleti de NATO için yıkılacak devlet değildir. Tersine her iki devlet de NATO’nun yeniden güvenilir müttefikleri haline getirilmek üzere çok yönlü baskı altındadır. Türk devleti bu baskılarla yönünü çoktan beri NATO’ya çevirdi. NATO zirvesinin Ankara’da toplanmak üzere olduğunu hatırlayalım. Demek ki; tarih, Irak'ın işgaliyle ortaya çıkan imkanı, Türkiye’de Kürt halkına tanımayacaktır.
Kimileri İsrail’in bölgede hegemonyasını sağlamak için bir Kürt devletine ihtiyaç duyduğundan hareketle statü sorununu Kürt halkının özgücüyle değil de İsrail’in gücüyle kurulabileceğini ileri sürüyor. Bu, gerçekliği olmayan zavallı bir beklentidir.
Dolayısıyla gelecekte değil, şu anda Ortadoğu’da güç dengesi böyledir. Bu durumda dört parçada statü sorunu, ya yeni bir yoldan çözülecek ya da dünya ve bölgede mevcut güçler dengesi kökten değişene kadar belki bir yüzyıl kanlı savaşlar göze alınacak. O halde bu uluslararası ve bölgesel dengeler bağlamında ortaya çıkan soru şudur: Kürt halkı, Türkiye’de ve İran’da nasıl statü kazanabilir ve Başûr’da ve Rojava’da elde ettiği kazanımları nasıl koruyabilir?
Gelecek yazıda bu sorunun cevabını, Öcalan’ın sözünü ettiğim mesajında arayacağım.