ZABEL MİRKAN / İSTANBUL

Dr. Zeki Gül, ”Bu derin suskunluk ortamında, cezaevlerinde açlık grevi yapanların klinik tablolarının giderek ağırlaşmasına izleyici olmamalıyız. Her insan biriciktir. Varsa yapılan tahlil sonuçlarından bağımsız olarak henüz vakit varken sözünün önemsenmesi gereken kritik virajlardayız” dedi.

İzmir Tabip Odası eski Başkanı ve TİHV kurucularından Uzman Dr. Zeki Gül, aynı zamanda ”Açlık Grevi Yapmış Hastada Tedavi Yaklaşım Protokolü”nü hazırlayan Türk Tabipler Birliği (TTB) heyetinde yer alan isimlerden biri. Açlık grevinin, sonuçları tıbbi olan ama özü itibarı ile tıbbileştirilmemesi gereken bir süreç olduğunu hatırlatan Dr. Gül, ”Açlık grevlerine yol açan ortamların, insanı merkez alan bir şekilde düzeltilmesi ile ölümleri, çözümsüzlüğü aşmak mümkün” dedi. Koşulsuz ve önyargısız yer alınması gereken, insanı merkeze alan değerler bütününe her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu kaydeden Dr. Gül, ”Açlık grevleri yapanlara dair suskunluk dahil her tür tutum ise bunun turnusolu. Deneyimlediğimiz bu derin suskunluk ortamında, cezaevlerinde açlık grevi yapanların klinik tablolarının giderek ağırlaşmasına izleyici olmamalıyız. Biz hekimler yine/yeniden açlık grevlerine bağlı ölümlere, kalıcı sakatlıklara tanıklık yapmak istemiyoruz” şeklinde konuştu.

Dr. Zeki Gül, 1996’dan beri gerek TTB, gerekse Cumhuriyet Başsavcılıkları’nın veya Adalet Bakanlığı daveti sonrası Tabip Odası görevlendirmeleri ile oluşturulan bağımsız izleme heyetlerinde açlık grevi yapanların tıbbi süreçlerini izlediğini anımsatarak, ”Hüzün verici bu hekimlik deneyimi ışığında diyebilirim ki, her insan biriciktir. Varsa yapılan tahlil sonuçlarından bağımsız olarak henüz vakit varken sözünün önemsenmesi gereken kritik virajlardayız” diye konuştu.

Vitamin alımının önemi

Açlık grevi yapanların B1 vitamini almamaları veya cezaevi yönetimlerinin engellemeleri sonucu Wernice veya Wermice Korsakof hastalıklarının geliştiğini belirten Dr. Gül, şöyle devam etti: ”Tıp Fakültesi müfredatında uzamış açlığa yaklaşım pek yer almaz. Bu nedenle hekimlerin ekseriyeti deneyimsizdir açlık grevlerinde. Açlık grevleri sonlandığında deneyimsizlikle tıbbi yaklaşım olarak beslemek için damardan şekerli serum takarlar. Ama bunun bedeli ağır olur açlık grevcisi için: Kalıcı beyin hasarı. 80’lerde, 90’larda, ikibinlerde bu hep böyle oldu.

Oysa Adalet Bakanlığı, cezaevi yönetimleri bu konuda son derece deneyimli. Yakın yıllarda kamuoyu ve sağlık meslek örgütlerinin yerinde çabası ile cezaevlerinde vitamin alımı konusunda engel azalmıştı. Şimdi B1 vitamini alımının engellendiği bilgisi doğru ise sonuçları son derece yıkıcı olabilir. Bu yargının bağımsızlığının tartışılır olduğu süreçte tıbbın özerkliğine de bir müdahaledir. Bu aynı zamanda deneyimsiz hekimlerin açlık grevcisine şekerli serum takma pratiği belleğine sahip Adalet Bakanlığı boyutu ile sofistike bir kötü muamele ve olası kalıcı beyin hasarı olasılığı hayata geçtiğinde ise tıbbi malpraktisten ziyade zamana yayılmış bir işkence edimi olarak tanımlanabilir.”

Vitamin desteği olmadan

Hipokrat’ın ‘hastalık yok, hasta vardır’ sözüne atıfta bulunan Dr. Gül, vitamin desteğinin veya eksiğini her eylemci farklı önemde olduğunu belirterek, şöyle sürdürdü: ”Buradan hareketle açlık grevcileri için vitaminsiz bir süreç kişisel farklılıklar gösterir. Açlık grevine, öncesinde bir sağlık taramasından geçerek başlamıyor mahpuslar. Öncesinde vitamin eksikliği olanından şeker hastasına, kalp hastasından sara hastalığı olanına nice insan hastalığını bilerek ve bazen henüz tanı almadığından bilmeyerek açlık grevine başlayabiliyor. Bu nedenle kimisi için bu 2 hafta kimisi için birkaç aydır ve önceden öngörülemez. Şimdi 260 bine çıkartılmış mahpus sayısı ve bağımsız izleme heyetlerinin yokluğu kaygı verici. Biz sağlıkçılar yine, yeniden açlık grevleri ve zora dair ölümlere, kalıcı sakatlıklara tanıklık yapmak istemiyoruz. İnsan sağlığı ve yaşamının söz konusu olduğu bugün önce insan diyen çözümleri yaratmak üzere; başta hükümet ve ilgili bakanlıkların esas çabayı göstermesi gerekenler olduğunu belirterek tüm kurumları, kuruluşları, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerini ve yine açlık grevindeki tutuklu ve hükümlüleri çözüm için çaba harcamaya çağırmak gerekli.”

Zorla müdahalenin, yasal düzenlemelerden bağımsız olarak tıbbi etik ve insan hakları bağlamında işkence ve kötü muamele ile eşdeğer olduğunu belirten Dr. Zeki Gül, ”Bu aynı zamanda tıbbi özerkliğe bir müdahaledir” dedi.