AKP’nin, Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) dokunmak için dokunulmazlık zırhının kaldırılmasını “Hukuka aykırı” olmasına rağmen destek veren CHP, altına imza koyduğu düzenlemenin kurbanı olunca yollara düştü. HDP Eşbaşkanları ve milletvekilleri tutuklanırken tepkisiz kalan CHP yönetimi ve Genel Başkan Kemal Kılçdaroğlu, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine Ankara’dan İstanbul’a başladığı “Adalet Yürüyüşü” 12. gününde.

CHP yönetimi, kendisine dokunulmaya başlanan sisteme karşı giriştiği “Adalet Yürüyüşü” kuşku ve kafalardaki soru işaretlerine rağmen farklı kesimlerde büyük destek gördü. Yürüyüş, toplumun büyük kesimi tarafından önemseniyor ve ilgiyle izleniyor. 


Avukatlar da katıldı

İstanbul Barosu üyesi avukatlar, mahkeme salonlarında değil yollarda adaleti aradıklarına dikkat çekerek, yürüyüşte yerlerini aldı. Hukukçular yürüyüşün Edirne’ye hatta Türkiye’de adaletsizliğin olduğu her yere kadar sürmesi gerektiğini dile getirdi. 

Bayram namazını kıldıktan sonra yurttaşlarla bayramlaşarak başlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,  açlık grevinde olan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’ya seslenerek, açlık grevini bırakmalarını istedi. Kılıçdaroğlu, Bolu’da öğleden sonra İzzet Baysal’ın Anıt Mezarı'nı ardından huzur evini ziyaret etti. Adalet Yürüyüşü’nün 11. gününün ilk etabı da 15.30’da konaklama alanı olan Kamyon ve Tır Parkı’nda başladı.


Tek yolun ikiye bölünmüş hali

11 günlük yol boyunca farklı yapı ve çevre tarafından desteklenen yürüyüş, aynı zamanda ikili farklı düşüncenin çelişkisiyle sürüyor;

*  CHP’nin yüklediği anlamlarla sürdürülen yürüyüş, i

* Toplumsal muhalefetin beklentileri üzerinden dahil olduğu ve anlamlandırdığı duruş. 

Başından beri takip etiğim yürüyüş, CHP ile ilgili bölümlerine bakıldığında “Adalet talebiyle yürünmesine” rağmen adalet kavramının bile kategorileştirildiği ve iki ayrı adalet anlayışının olduğunu belirtmek gerekiyor. CHP yönetimi ve yürüyüşe öncülük edenler başından beri “herkes için adalet talebiyle” yürüdüklerini savunuyor. Bunun içinde adaletsizliğe yönelik herkese ve her kesime özel olarak vurgu yapılıyor. Genel Başkan Kılıçdaroğlu daha genel bir dil tutturuyor ama yanındakiler değişik kesimlere işaret ederek bu talepleri detaylandırıyor. Fakat CHP sözcülerinin bütün açıklamalarında özenle en büyük adaletsizliğin yaşandığı Kürt illeri ve Kürtlerden uzak durması dikkatlerden kaçmıyor. Ne Roboskî, ne öldürülen Kürt çocukları, ne HDP milletvekilleri, ne yakılıp yıkılan kentler, Taybet ana, Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, sırtında kurşunlanan Kemal Kurkut… Bunların hiçbiri CHP yönetiminin adalet sınırları içine girmiyor. CHP’nin yönetim kadrosunun adaletsizleri arasında Kürt hariç herkes ve her şey var. CHP’nin tavanı adeta MHP’nin yok sayma siyasetini daha inceltilmiş haliyle işliyor. 


Tunceli ile Dersim gibi

 Günü birlik gelip gidenlerin dışında sürekli yürüyen her 10 kişiden 6’sı istisnasız Dersimli. CHP’deki Tunceli, Dersimli tanımlaması aynı zamanda ideolojik bir farklılığın göstergesi ve kendisini Dersimli olarak tanımlayanlar demokrasi mücadelesine daha duyarlı yaklaştığını vurgulamak gerekiyor. Dersimlilerin bu kadar yoğun bir şekilde yürüyüşe katılmasının iki önemli nedenli var;

*  'Hemşehrileri' Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu yalnız bırakmama duygusu, 

* Bölge insanı olarak demokrasi mücadelesinde olan katkılarından geliyor. 

Özelikle gece kalan ve konaklayanlar neredeyse yüzde 90’ı Dersimlilerden olması dikkat çekiyor. 


Taban özeleştirel

CHP yönetiminin tam tersi tabanı ve katılanlar yürüyüşe çok farklı anlamlar yüklüyor. Şimdiye kadar onlarca farklı grup yürüyüşe katılarak destek verdi. Çoğu Türkiye demokrasi mücadelesinde yer alan katılımcıların CHP’ye yönelik ciddi eleştirileri var. Özellikle CHP’nin dokunulmazlıklar, Yeni Kapı, Beştepe mutabakatlarındaki sorumluluğuna işaret eden söz konusu çevreler, gerçek adaletin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik mesafenin kaldırılmasında ve geniş bir demokrasi bloğunun kurulmasından geçtiğini net sözlerle ifade ediyor. Bu çevrelere CHP’nin demokrat kanadı da dahil ve onlar daha açık özeleştirel bir tutum içerisindeler. Hatta devletçi yaklaşan kimi CHP’liler bile devletin elden gitmekte olduğunu ve bu aşamaya da Kürtlere karşı yürütülen savaşla gelindiğini dile getiriyor.  


 KENAN KIRKAYA/DİHABER/BOLU





8 aydır işini istiyor


Bodrum’da KHK ile ihraç edilmesinin ardından 8 aydır oturma eylemi yapan eğitim emekçisi Engin Karataş gözaltına alındı. 

Muğla’nın Bodrum ilçesinde 8 aydır Bodrum Belediyesi önünde KHK ile ihraç edildiği gerekçesi ile oturma eylemi yapan Engin Karataş gözaltına alındı. Belediye binası önünde “İşimi, öğrencilerimi geri istiyorum” ve “Nuriye ve semih işlerine dönmek için 108 gündür açlık grevinde” yazılı dövizlerle oturan Karataş’ın gözaltına alınma gerekçesi belirtilmezken, dövizlerine de el konuldu. 


Yüksel'de polis saldırısı

Cezaevinde açlık grevini sürdüren Semih Özakça ve Nuriye Gülmen için Yüksel Caddesi'nde bir araya gelen yurttaşlar, polis saldırısına maruz kaldı.

Gülmen ve Özakça'nın eylemleriyle özdeşleşen caddeye gelen aralarında 229 gündür eylemini sürdüren Acun Karadağ'ın da bulunduğu kitle, polis barikatıyla kapatılan alanda açıklama yaptı. Karadağ'ın kısa açıklamasının ardından yarım saatlik oturma eylemi yapmak istendi. Kitlenin oturma eylemi yapması üzerine polis saldırdı. Oturma eylemindeki kimi yurttaşlar şiddet kullanılarak yerde sürüklendi. Karanfil Sokak'ta bir süre daha devam eden gerginliğin ardından eylemciler, sloganlarla dağıldı.