
Bilindigi gibi Mustafa Kemal, 1919 yılında “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”ni kurmuştu. Esas itibariyle CHP’nin kurucu kadroları, CHP’nin cumhuriyetini, İngilizlerin Malta sürgününden bir gün önce, 18 Mayıs 1919’ta Samsun’a çıkışla birlikte oluşturmuşlardı. O günden bugüne değin sözü edilen bu parti Türkiye Cumhuriyeti’ni tek başına açıktan ya da gizli bir ustalık maharetiyle “6 okuyla” yönetmektedir. TC devletinde hangi parti ve kadro iktidara gelirse gelsin, CHP’nin bu 6 okunu amentü gibi ezberlemeleri ve uygulamaları mecburiyeti vardır. Hani bir tekerleme vardır ya: “Tek lider, tek parti, tek millet, tek dil, tek din (...) eşittir Kemalist rejim!” İşte bütün bunların tek çatı ismi, Cumhurriyet Halk Partisi’dir. Söz konusu partinin arka planında ise farklı süreçler de yaşanmıştır.
Mesela Halk Fırkası, Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti içinde vücuda getirildi. Mustafa Kemal Dêrsim’de soykırım ortağı olan Celal Bayar ve diğer dava arkadaşlarıyla birlikte 9 Eylül 1923-24’te Cumhuriyet Halk Fırkası’nı kurdu. Daha sonraları 1931 yılındaki kurultayda ise Cumhuriyet Halk Partisi adını almıştı. Tek partili genç Cumhurriyet’te her şey Mustafa Kemal’in kontrolü altındaydı. 20 Haziran 1930’da başlayan Zilan Ayaklanması, 12 Temmuz’da kanlı bir şekilde bastırıldı. Dışa açılma politikalarıyla birlikte Reisicumhur Mustafa Kemal, çok partili sisteme geçtigini dünya aleme bildirmek için dava arkadaşı eski başbakanlardan Fethi Bey’e (Okyar, 1880-1943), İnönü’ye devrettiği kendi partisi olan CHP karşısında, “Serbest Cumhuriyet Fırkası”nı kurdurdu. Tarafsız olduğunu göstermek için kız kardeşi Makbule Hanım’ı (Atadan) bu yeni partiye üye kaydetmişti.
Mustafa Kemal’in hiç hesap etmediği bir şey olmuştu. Cumhuriyet karşıtı bütün gruplar (Liberal, Kürtçü, hilafetçi, solcu, komünist, muhafazakar, feminist) yeni kurulan bu SCF bünyesinde toplanmaktaydı. Seçimler sırasında memurlar ve kolluk güçlerinin CHF lehine, SCF aleyhine baskı yaptıkları haberleri muhalif basında yer almıştı.
İlk defa 12 Eylül 1981’de ise 17. Genelkurmay Başkanı Kenan Evran tarafından yapılan askeri darbe sonucunda, MGK kararıyla CHP kapatıldı. Siyasetçilerine siyaset yasağı getirildi. CHP mirası üzerine daha sonraları HP, SODEP, SHP ve DSP kuruldu. Biz bu çalışmamızda CHP’de yaşananlara değil, CHP’nin yaşattıklarına ve dahası CHP’nin özellikle de “3 K mensuplarına” yaşattıklarının sadece bir bölümüne ayna tutmaya çalışacağız.
Nedir 3 K?
CHP’nin gizli arşivinde, MAH, MİT ve benzeri tüm gizli kurumların delhizlerinde özenle gizlenen “3K”ya ilişkin çok önemli bilgilerin olduğu su götürmez bir gerçektir. 3K, “Kürt, Kızılbaş ve Kömünist”. Çünkü “3K”, CHP cumhuriyetinin en çok zorlandığı ve en çok korkup tüylerinin diken diken olduğu bir alandır. Bundandır ki tarihsel süreci içinde CHP, 3K mensuplarını kontrol altında tutabilmek ve istediği gibi siyasi dizayna tabi tutmak için ne gerekiyorsa yapmaktadır. Bazen seviyor gibi görünmüş; fakat el altından çeşitli boyutlarda kanlı katliamlardan geçirmekten asla geri kalmamıştır. İşte bu incelememizde CHP’nin 3K mensuplarına reva gördüğü o katliamların sadece bir bölümünün sergilendiği tarih sayfalarındaki bazı kesitleri aktarmaya çalışalım.
Mustafa Kemal, Hacı Bektaş Dergahı’nı kapattı
1919’da Mustafa Kemal, Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı’na gidip kendisini de Bektaşi göstererek, siyasi ve maddi-manevi destek aldı. 1924’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte ise Konya’daki Mevlevi Dergahı müzeye çevrilirken Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı da kapatıldı. Dergah’daki Salih Niyazi Dede Baba (1876-1941) idamla yargılanıp Arnavutluk’a sürgüne yollandı. Dergahına, taliplerine hasret, sürgünde Hakk’a yürüdü. Bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı, Mustafa Kemal tarafından 1924 yılında kuruldu ve sadece Müslüman-Sünnilerin (Hanefi) himayesine verilerek diğer mezhepler ve Alevilik dışarıda tutuldu. Ne acıdır ki günümüzdeki bazı Alevi örgütlerinin zımnen karşı çıktıkları Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fikir babasının Mustafa Kemal olduğu, adeta gizlenerek Mustafa Kemal’e dokunmadan kısır döngülü tartışmalar yürütülmektedir. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temelinde Mustafa Kemal ve onun Türk-İslam sentezci zihniyeti vardır. 1920-21’deki CHP kadroları, Topal Osman çeteleriyle birlikte Koçgiri Kızılbaş Kürt katliamıyla “3K mensuplarına” ilk darbeyi vurarak aslında Alevilere gerçek yüzlerini göstermişlerdi. Ocak 1921’de Komünist Mustafa Suphi ve yoldaşları, resmi çeteler tarafından Karadeniz’de boğdurulmuştu. Mustafa Suphi’nin Rus eşi ise Suphi’nin katili Yahya Kaptan’a hediye olarak verilmişti. Bütün bunlar Mustafa Kemal’in başında olduğu CHP tarafından hayata geçirilmekteydi.
CHP’nin 3K toplu katliamları
İrili ufaklı Kürt isyanlarını bir yana bırakacak olursak 1925 yılında Şeyh Sait Ayaklanması kanlı bir şekilde bastırılmıştır. 49 Kürt, İstiklal Mahkemeleri’nde ipe çekilmiştir. Bunların içinde 17 yaşında ve tek suçu “Türkçe bilmemek” olan bir Kürt çocuğu bile vardı. Seyit Abdulkadir’e, oğlu Seyit Mehmet’in idamı izletilmiş ve daha sonra da kendisi oğlunun yanıbaşında idam edilmişti. 1930’da Ağrı İsyanı ve irili-ufaklı Kürt ayaklanmalarının orantısız bir güçle bastırılması ve derken en hunharcası 1937-38 yılındaki Dêrsim Soykırımı, 3 K mensuplarının toplu halde yok edilmelerinin tam belgeli kanıtlarıdır. Bu mezalimin uluslararası alandaki tek ismi, soykırımdır. Yine burada da Seyit Rıza, 17’lik oğlunun idamını görmüş ve sonra da kendisi aynı meydanda oğlunun yanıbaşında asılmıştı. Zira Kemalist Cumhuriyet, kendi vatandaşlarının fiziki ve geleneksel hafızasını ortadan kaldırmaya yönelik bir haraket içine girmişti. Dönemin başkakanı Erdoğan bile bu mezalimi, en hafifinden “Dêrsim Katliamı” olarak nitelemektedir. Bütün bu yaşananlar, CHP’nin eserleri arasında yer almaktadır.
Darbelerin arkasında hep CHP vardır
Seçimle iktidardan uzaklaştırılan CHP, ne yapıp edip bir yolunu bularak askeri darbelerle iktidarı tekrar ele geçirme oyununu hep mübah görmüştür. Bu yönüyle CHP, aynı zamanda bir darbeler partisidir. 1950 seçimiyle kaybettiği iktidar koltuğuna tam 10 yıl sonra, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi’yle yeniden oturmanın yolunu açmıştır. Tekrar seçimlerle düşürülen CHP, bu defa da muhtırayla 12 Mart 71’de Nihat Erim’e hükümet kurdutmuştur. 12 Eylül 1980 Darbesi yaşandığı zaman da ne hikmetse yine CHP iktidarda değildir!
Devlet bünyesinde yaşanan bu darbelerle tüm insanlık, büyük acılar yaşamıştır. Fakat özellikle 3 K mensuplarının yaşadıkları acılara dünyanın hiçbir yerinde rastlanmamıştır. Muhtıralar, darbeler, devrilen hükümetler, satılan vekiller, Osmanlı oyunları... Bütün bunların tek amacı, cumhuriyeti kuran CHP nin 6 okunda ifadesini bulan muasır medeniyete (!) doğru yol almak için tek engel ve düşman olarak görülen 3 K mensuplarını asimile etmek, sindirmek, olmazsa yok etmektir.
CHP zihniyeti acımasızdır
Takvimler 27 Mart 1972’yi gösterirken Kızıldere’de Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve toplam on devrimci acımasızca katledilmiştir. Meraklısına küçük bir not: Tokat-Niksar’a bağlı Kızıldere Köyü muhtarının evinde misafir olan bu devrimciler, ne hazindir ki ev sahibi muhtar tarafından şikayet/ihbar edilmiştir. Bu muhtarın ise İzzettin Doğan’ın (!) müritlerinden olduğu, hep dile getirilmiştir. Bu yılların iktidarı, yine CHP’dir.
6 Mayıs 1972 yılında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan Cumhuriyet’in başkentinde idam edilmişlerdir. CHP zihniyeti başbakanı Nihat Erim, bu katliamları ve idamları canıyla ödemiş ve devrimciler tarafından cezalandırılmıştır. 18 Mayıs 1973’te Dêrsim sürgünü çocuğu olduğu sanılan Kızılbaş Kürt komünist devrimci İbrahim Kaypakkaya, yıllar sonra örgütsel çalışmalar için döndügü baba ocağı Dêrsim dağlarında yakalanmış ve ağır işkenceler sonucu katledilmiştir. İktidarda yine bu tanıdık CHP vardır.
1. Ecevit hükümeti ve 3K mensupları
Nam-ı diğer “Karaoğlan” olan Ecevit, 26 Ocak 1973’te 3 K mensuplarından devşirdiği oylarla birinci hükümetini zorla kurmuştur. Ama ne ilginçtir ki Bülent Ecevit, 1973’teki bir meydan mitinginde “halklara özgürlük” sloganını haykıran bir grup gençe karşı hemen konuşmasını yarıda kesmiş ve, “...ben üç beş bölücüye papuç bırakmam! Güvenlik görevlileri o çapulcuları alın oradan! Onları oradan alıp götürmediğiniz sürece ben bu alandan gitmem!” diye boğazını yırtmıştır. 3K mensuplarına sadece fiziki saldırılar değil aynı zamanda sözlü iftiralar, hakaret ve aşağılamalar da yine hep bu CHP zihniyeti tarafından yapılagelmiştir. Karaoğlan’ın başbakanlığı döneminde 3K mensubu TÖB-DER’li öğretmenler, yoksul öğrenciler, işçiler ve köylüler, sokak ortalarında ve çoğu da güvenlik güçlerinin gözetiminde hunharca katledilmiştir. Yaralılar yıllarca zindanlarda tutulmuş ve kovuşturmalara uğramıştır. Bütün bunların müsebbibi yine bu CHP’dir.
1978 Maraş Katliamı
Aralık 1977’de öyle bir katliamın sinsice planları yapılıp sahneye konuluyordu ki, yine CHP’nin Karaoğlan’ı başbakandı. Bu defa yer, 3K mensuplarının yaşadığı Maraş’tı. Bu kanlı katliamla ilk defa açığa çıkan “3K formülü”, devletin ve dolayısıyla CHP’nin gizli kriptosundan deşifre edilmiştir. Maraş Katliamı, daha önceki irili-ufaklı Elbistan (1967), Çorum, Sivas, Hatay, Malatya katliamlarının en geniş kapsamlısıdır. CHP burada, suç üstü yakalanmıştır.
Sivas yangını
30 Kasım 1991’de DYP-SHP koalisyonu, Demirel-İnönü Hükümeti. “Aleviler bu ülkede kendisini birinci sınıf vatandaş hissetmeliler” diyordu Demirel. Yine ortağı İnönü ise, “Aleviler bu ülkede laikliğin teminatıdır” diyordu. Hacı Bektaş-ı Veli etkinliklerine katılmaları, cemevi temelleri atmaları, Alevi dernek ve vakıflarının açılması hızla devam ederken, diğer yandan Kürdistan’da faili belli cinayetler, Dêrsim’de karneye bağlanan gıda ambargoları, Newroz’da Şırnak, Cizre, Lice, olmak üzere bir bütün olarak öldürülenler, yine 3K mensuplarıydı. Turgut Özal’ın ani ölümüyle Çankaya’ya 16 Mayıs 1993’de Başbakan Demirel çıktı. DYP’deki kongreyle Tansu Çiller genel başkanlığa ve başbakanlığa getirildi. Tam bir hafta sonra da 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta bulunan 3K mensubu 37 güzel insan, canlı canlı yakılarak katledildi. “En büyük asker bizim asker” sloganıyla askeri barikatı geçip İnönü’nün atadığı valinin Sivas ilinde bu kanlı yakım olayı gerçekleşmiştir. Bu defa da iktidarda, CHP nin yavrusu olan mirasçı SHP vardır.
12 Mart Gazi Katliamı
12 Mart 1995 yılında DYP-SHP ortaklığında, hem de televizyonlarda canlı yayınlarla dünyanın gözü önünde, İstanbul Gazi Mahallesi’nde yine 3K mensuplarına karşı sinsice ve planlı bir katliam provası yapılmıştı. Gelişen olaylarda toplam 23 3K mensubu insan, polis ve özel timlerce kurşuna dizilmişti. Evler, işyerleri yağmalandı. Gözaltılar, işkenceler ve kovuşturmalar olay sonrasında da hep devam etmiştir.
Şimdi gelinen bu son noktada vitrini değiştirerek aslına dönen CHP’nin sağa-sola dağılan gizli kurmayları, CHP’nin başına Dêrsimli Kürt Kızılbaş Kömünist (!) Dêrsim sürgünü Kemal Kılıçdaroğlu’nu getirdiler. Ne var ki Kılıçdaroğlu, kendisini “Tuncelili bir Kemalist Müslüman” olarak tanımlamaktaydı. Bir CHP genel başkanı için aslında bu da gayet normaldi. Ve Kılıçdaroğlu, seçildiği ilk kongrede (2010) demişti ki, “...Atatürk’ün, İnönü’nün, Ecevit’in ve Baykal’ın koltuğuna oturacağım!” Aynı Kılıçdaroğlu günümüzde, “Diyanet’e karşı değiliz. İmam hatip okullarını biz açtık” türünden incili sözler dizmektedir. Asıl önemlisi, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde (2014) MHP ile ortaklaşa bulup Alevilerin karşısına diktiği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, şimdilerde MHP’den milletvekili adayı olmasının ve seçim meydanlarında yaptığı bozkurt işaretinin hesabını, bugünlerde kendisine oy verecek olan hiçbir Alevi örgütü henüz sormamıştır. Kaldı ki o da, bunun bir özeleştirisini verme gereğini dahi duymamıştır. Alevi’yi Alevi yapan, vicdanıdır. Peki bu noktada sorulması gereken soru şu değil midir: O hangi vicdanlı Alevidir ki, elleri titremeden bu katliamcı partiye götürüp oyunu verir?
ERDOÐAN YALGIN / Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı