Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile aynı dönemde Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından 9 Eylül 1923’te kuruldu. 1. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ile Kuzey Kürdistan ve Anadolu topraklarında modernist cumhuriyetin kurucusu olan CHP, 1946 yılına kadar Türkiye’yi “Tek parti” olarak yönetti. Pozitivist siyaset felsefesi içinde liberal, katı milliyetçi ve modernizmi sembolize eden CHP, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Kürtleri, İslamı ve Komünistleri kendisine “düşman” olarak tanımlayıp Kemalist statükocu yapılanmasını kurumsallaştırdı.

1923’ten 1946 yılına kadar Kürdistan’daki isyanları “idam”larla bastıran, Kürtleri “asimilasyon-inkar-imha” politikaları ile kendi otoritesini sağlamlaştırmaya çalışan CHP, askerleri kendi rejiminin temel teminatı olarak ele alıyordu. 1946’dan sonra çok partili rejime geçen Türkiye Cumhuriyeti’nde CHP, siyasal olarak toplumsal desteğini Demokrat Partiye karşı kaybedince, Türk ordusu iktidarı elinde tutmak için askeri darbeler dönemini açıkça işletmeye başladı. CHP’nin bugünkü davranışlarında kendisini dışavuran bu faşizmdir.
 1969 yılında temelleri atılan Alpaslan Türkeş’in liderliğindeki MHP ise, Türklük merkezli faşist politikalarını Türk devletinin “tek ırk, tek dil, tek din” söylemi ile fetişleştirirken, yarı illegal olarak devletin içinde kendisini örgütlüyordu. MHP kurulduğu günden bu yana kitle partisi olmak yerine “Türk devletinin koruyucusu” parti olmayı kendisine misyon edindi. Bu misyonu gereği de Türk devleti tarafından özellikle komünistlere ve Kürtlere karşı paramiliter bir yapılanma olarak kendisini varetti. MHP, Türkiye’de siyasal kutuplaşmanın ve çatışmaların şiddetlendiği yıllarda oy oranını artırıyordu. 1977 yılında devrimci gençlik hareketinin kitleselleşmesine karşı MHP oy oranın artırırken 1995 yılında Kürdistan’daki savaşta devlet güç kaybedince MHP oy oranını yine artırıyordu. Çünkü Türk devletinin Kürt siyasal hareketine karşı MHP’yi sadece illegal alanda değil legal alanda da bir araç olarak kullanıyordu. MHP’nin kurucusu Alpaslan Türkeş’in ölümü ile MHP kendi içinde bir bölünme yaşadı. 1999’daki oy oranı ile iktidarda yer alan MHP, devletin resmi politikaları gereği siyaset sahnesinde tutunamadı.  
3 Kasım 2002 seçimlerinde ise barajın altında kalan MHP yüzde 17:98’lik oy oranından yüzde 8.35’e düştü. AKP’nin çıkışı ve Cem Uzan’ın liberal faşist kitle partisi Genç Parti’de MHP’nin oylarını bölmüştü. MHP marjinalleşmekle yüz yüzeydi. Ancak 22 Temmuz 2007 seçimlerinde yüzde 14.27 oy alarak kendisini parlamentoda tuttu. En son seçimlerde de 12 Haziran 2011 yılında yüzde 13.01 oy alan MHP şimdi giderek marjinal bir kulvarda siyaset yapıyor. MHP’nin kurulduğu ve geliştiği koşullar artık bir bütün olarak değişiyor. Türkiye’deki siyasal harita artık tek etnisiteli Türk ırkçılığı üzerinden tanımlanmıyor.
Kürtler, islamcılar, Aleviler ve diğer azınlıkların hem siyasal alanda hem de toplumsal alanda kendisini görece olarak özgür ifade etmesi MHP’yi giderek daha marjinal bir siyasal alana itmektedir. Çünkü Türk ırkçılığının bakışına göre Türkiye Cumhuriyeti artık sadece Türklük üzerinden tanımlanmamaktadır. Özellikle Kürtlerin mücadelesi ile siyaset alanı tekçi Türkçü politikaların geçersiz olaçağı bir döneme girmektedir. MHP şimdi siyasal alanda kendisini Türkçülüğün koruyucu gücü olarak tanımlarken, eskisi gibi yalnız değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi de günümüzde MHP ile aynı siyasal argümanları savunuyor ve iki farklı siyasal parti görünümünde olan MHP ile CHP de ortaklaşmış oluyorlar. Bu iki partiyi yan yana getiren Kürt sorununun çözümü konusundaki politikalara yaklaşımlarıdır. İki parti de Kürtleri klasik “asimilasyoncu-inkarcı” çizgide ele alıyor, AKP ile PKK arasındaki sorunun çözümü tartışmalarında klasik Türk devlet politikalarını savunuyor. Dolayısıyla değişen küresel ve bölgesel siyasal alan ile Türkiye’de ortaya çıkan yeni durum CHP ve MHP’nin izledikleri siyasal çizginin marjinal olma olasılığı çok daha yüksektir. Çünkü MHP geçmişte Türk devletinin illegal ve legal alanındaki paramiliter bir güç olarak kullanılıyordu. Artık Türk devletinin MHP gibi bir oluşumu illegal ya da legal alanda kullanma durumu giderek zayıflamaktadır. MHP, ancak Almanya’daki neonaziler gibi yeraltına çekilip milliyetçiliği daha da radikalleştirmek isteyecektir. Zaten CHP’nin Ergenekon gibi “Türk derin devleti” ile ilişkileri de bu zeminde ele alındığında MHP’ye duyulan ihtiyaç giderek daha da azalacaktır. Çünkü Türkiye siyasetinde MHP’nin karşılığı çok fazla kalmamıştır.
Sonuç olarak PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan PKK’yi kurararak başlattığı mücadele önce Kürdistan’da büyük bir toplumsal devrimi geliştirdi, Kürt toplumuna kimlik ve bilinç kazandırdı. Öcalan’ın önderlik ettiği hareket şimdi de Türkiye’de siyasal ve toplumsal alanda büyük bir değişime öncülük ediyor. CHP ve MHP’deki çırpınışlar, AKP’deki sıkışmalar bu değişimin ilk büyük sancılarıdır.