Türk sistem partilerinin yazılı olmayan tüzüklerinin birinci maddesi anti-Kürtlük malumunuz. 20 Mayıs’ta AKP-MHP-CHP işbirliğiyle HDP’li parlamenterlerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla bir kez daha bu ‘tüzük’ tescil edilmişti.

Özellikle CHP’nin tutumundan dolayı meseleye sadece bu açıdan bakmak biraz kolaycılığa kaçmaktır. HDP’nin yeni yaşam projesiyle Türkiye halklarıyla büyük bir kucaklaşmayı gerçekleştirerek yükselen trend haline gelmesi, ayrıca yıllardır Türkiye Sol’undaki durağanlığa son vermesiyle beraber 7 Haziran 2015 seçimlerinde aldığı oyların büyük bir kısmı da çaresiz CHP seçmeniydi. Yıllardır ana muhalefette olan CHP, radikal bir yenilenmeye gereksinim duymaması, içinde bulunduğu konumundan razı olduğu da aşikardır. Statüsünü korumak ve seçmenlerine Sol’un alternatifsiz temsilcisinin kendisinin olduğunu ve temel propagandası da Sol seçmene kendisinden başka çarelerinin olmadığı algısını yerleştirmekti. 

HDP ile yıkılan bu algı karşısında CHP yeni bir strateji geliştirmek zorunda kaldı. Geliştirdiği strateji hatalarından ders çıkarmak yerine bilakis sancılı zihniyet anlayışlarından kaynaklı Al-î Cengiz oyunlarına başvurmak oldu.

CHP’nin 20 Mayıs’taki tutumu sıradan bir tutum değildi. AKP’nin Hukukçu! milis güçlerinin önüne attığı HDP’li vekilleri;  günlerdir yollarda aradığı adaletin karşısına çıkmayacaklarını kendileride iyi biliyorlardı. CHP’nin gizli ajandasında çok ciddi şekilde devletle ortaklaşarak, HDP’yi tasviye planları mevcut olduğu ortadadır. Bunun iki temel nedenleni şu şekilde belirtebiliriz;

Birincisi; Türkiye’yi Amerika tarzında iki partili bir sisteme sürüklemek. Her şekilde daima mecliste kalmak ve kriz hallerinde fırsat kollayıp iktidar olma kapılarını aralamak. İktidar karşıtı parti, grup, şahsiyetler vs... gibi muhalif yapıları kendi potasında eritip güç olma arzusunu temin etmek. Çift partili sistemlerde çoğulculuğun, doğrudan demokrasinin ve politik toplumun sekteye uğratılıp izleyen, güdülen ve susan bir toplum yaratmaktan öteye gitmeyerek toplumu iki yanlıştan birini tercih etmeye zorlamaktır. Adeta seçimleri futbolda bir derbi maçına çevirip iki takımdan birini tutmaya zorlamaktır. Üçüncü yol tercihini ortadan kaldırmaktır.

İkincisi; nitelik olarak CHP’den ana muhalefet misyonunu alan HDP, CHP cenahında ciddi telaşa neden oldu. Yıllardır sistem tarafından dışlanan mutsuz azınlıkları, sokaklarda sesi bastırılmışların, kendiliklerini yaşamak isteyen her kesimin renklerini yansıtan ve Sol’un ilk defa gerçek kimliğiyle mecliste temsil edilmesiyle beraber CHP’nin tabanından HDP’ye ciddi bir kayma başladı. Ortaya çıkan bu durum karşısında HDP’ye katılan bu yapıları bloke etmek için 20 Mayıs rezaletinde bilinçli bir şekilde yerini aldı.

AKP’nin iktidarını sürdürme uğrana Türkiye’Yi süreklediği uçurum ile CHP’nin ana muhalefet konumunu sürdürme istemi de aynı şekilde bir uçurumu gösteriyor. AKP-CHP mevcut politikalarıyla birbirlerinin kötü bir kopyası ve bu politikaları hem Türkiye’de hem de Ortadoğu’da kaosu derinleştirecek.

CHP AKP ile ortak oldukları bu durum Leviathan canavarı gibi kendisini yaratanları yutacağını öngöremedi. Bugün Enis Berberoğlu şahsında bu canavar CHP’ye yöneldi. Yarın da AKP ve MHP’ye yöneleceği aşikardır.

CHP, önümüzdeki süreçte bu tür siyasi ayak kaydırma politikalarında devam edip AKP iktidarının beslenmesine ön ayak olup kendisini de beraber mi tüketecek yoksa şapkasını önüne koyup yaptığı hatalardan ders mi çıkaracak. Gerçek anlamda bir muhalefet gibi davranarak Erdoğan diktatöryasına karşı demokrasi cephesine omuz verip vermeyeceğini göreceğiz. ‘Adalet yürüyüşü’ de buna bir turnusol olacak.

Unutmayalım ki sistem-içi bir parti zihniyet yapısından dolayı makyavelisttir. Süreç itibari ile bazı taktik değişiklikler olsa da stratejisi daimdir. „Ayının kırk oyunu var, kırkıda armut üstüne“ misali; CHP’nin son dönemdeki en önemli ‘gizli ajandası’ HDP’den kurtulmak!