Ülkede devlet terörü gemi azıya almış, derinleştirilerek ve yaygınlaştırılarak sürdürülüyor. Devleti ve toplumu yeniden düzenleyebilmek için Parlamento ve yargı bütünüyle devre dışı bırakıldı. Bakanlar Kurulu tarafından gerçekleştirilebilen Kanun Hükmünde Kararnameler giderek mevcut 12 Eylül faşist Anayasasının diktatoryal hükümlerini bile aşan niteliğe ulaştı. Anayasa ve yasalarda yer almayan yetkiler bu sistem sayesinde diktatörün elinde toplanması sürecini bütünüyle tamamlamış oldu. 

Elbette düzenlemeler bununla sınırlı değil. Toplumun azınlık da olsa düşünebilen ve muhalif olmayı sürdüren kesimlerini bütünüyle yok edebilmek için devrimci-demokrat çevrelere, özgürlükçü eşitlikçi akademisyen, sanatçı ya da aydınlara, sosyalist örgütlere ve muhalif basına yönelik polis operasyonlarına olağanüstü bir hız kazandı. 

Sırada Osmanlı Ocakları, Alperenler gibi paramiliter güçlerden oluşturulacak olan Tayyip’in özel ordusunun hazırlığı var. SADAT’ın kurucusu ve yöneticisinin Tayyip’e başdanışman olması bu hazırlığın çok somut adımıdır. 

Tayyip iktidarı, gücünün zirvesinde gibi görünse de, bütün hukuksal meşruiyetini kaybederek gerçekte dibe batmış durumdadır. Devlet zoru özgürlükçü muhalefeti bütünüyle bastırmaya yetmediği içindir ki iktidar, bütün gerçeği tersine çevirmeye çalışan köklü bir kampanya sürdürmektedir. İktidar denetimindeki havuz medya ve devlet sansürünün yarattığı propaganda gücüyle toplum bir yandan bütünüyle sindirilmeye çalışılırken, öte yandan sürdürülen büyük yalan kampanyası ile insan beyni kökten teslim alınmaya çalışılmaktadır. Böylece toplumun neredeyse dibe vuran düşünme yeteneği bütünüyle ortadan kaldırılmak istenmektedir. 

Meğerse Tayyip kandırılmış. Hrant Dink olayı da, Marmara Gemisi de, Roboskî katliamı da, Rus uçağının düşürülmesi de, Cizre’de bodrumlara sığınmış insanların yakılması da, unuttuğumuz diğer bütün kanlı kansız aşağılık işleri de organize suç örgütü Fethullah düzenlemiş.

Demirtaş, “Cemaat kartviziti olmayanı sınıf başkanı bile yapmıyordunuz” diyerek ne güzel söylemiş. 

***

Bütün bunlara bakarak sadece Tayyip ve AKP’ye yoğunlaşmak yanlıştır. Biliyoruz ki devletin ve egemen sınıfların iktidarının bekası için CHP ve MHP’nin rolü de en az AKP’ninki kadar gerçek ve önemlidir. Kılıçdaroğlu'nun birkaç gün önce gazetelere verdiği demeç CHP'nin doksan küsur yıldır sürdürdüğü “Kutsal Savaşının” somut ifadesidir:  

"Teröre karşı ortak birlikteliğimizi hep sürdüreceğiz. Hükümete çağrı yapıyorum; terörü bitirmek için muhalefetten ne istiyorsanız vermeye hazırız. Bugüne kadar her şeyi verdik ama biz hükümetten bir şey bekliyoruz; ne istediyseniz biz size verdik, siz de lütfen terörü bitirin. Yasa dediniz, her türlü imkanı sağladık. Dolayısıyla terörle mücadele konusunda elimiz zayıf, elimiz güçsüz gibi bir sorun olmamalı. Eliniz güçlü. Bu mücadeleyi yapın ve Türkiye'yi bu beladan kurtarın. Biz elimizden gelen her türlü katkıyı yapmayı sürdüreceğiz. Terörü lanetlemek yetmiyor, terörü bitirmek, terörü sonlandırmak gerekiyor. Buna uygun politikalar yapın."

Doksan yıllık Türk sömürgeciliğinin hamisi CHP, Kürt sorununun çözümünü devlet terörünün artırılarak devamında görmekte ve daha şiddetli katliamlar istemektedir. Faşizme yürüyüşün her aşamasında sömürgeciliğin devamı için istenen her şeyi vermiştir. İşte Kemalizm budur. Sömürgeci Türk devletinin Anadolu-Mezopotamya halkları üzerinde sürdürdüğü Kutsal Savaş’ın programına yeminli, Kutsal Savaş İttifakı budur.

***

Bütün bu karamsar tabloya rağmen, bu devletin sömürgeciliği devam ettirebilmesi, Kürt Özgürlük Hareketi ve mevcut ittifaklarının varlığı koşullarında artık mümkün değildir. Ekonomik ve toplumsal olarak dibe vurmuş, moral değerlerini tüketmiş bu ülkede, ezilen halkları kucaklamayı başarmış olan Kürt Özgürlük Hareketi’nin varlığı, her şeye rağmen gelecek yıllara umutla bakabilmemizin nedenlerinden biri olmuştur. Sürecin Batı ayağının da bu mücadelede yerini almasıyla artık tarihi ezilenlerin yazacağını biliyoruz. İktidarın da en büyük korkusu, Kürt savaşının Batı kentlerinin varoşlarına akmasıdır. 

Ama biliyoruz ki korkunun ecele faydası yoktur. Tarih onlara ilişkin hükmünü yazmıştır: Halkların önünde diz çökecekler ve hesap vereceklerdir.