Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçılarından Zelal Gökçe’nin ilk solo albümü ‘Solîn’ KOM Müzik etiketi ile müzikseverlerle buluştu. 15 yıldır MKM bünyesinde çeşitli gruplarda yer alan Zelal Gökçe yeni albümü ‘Solîn’le Anadolu ve Mezopotamya’da ‘öteki’leştirilen halkların şarkılarına yer veriyor. Ağırlıklı olarak Kürtçe’nin farklı lehçe ve ağızlarının bulunduğu albümün ismi çiçek bahçesi anlamına geliyor. Çiçek bahçesiyle bu topraklardaki zengin kültürel yapıyı göstermek istediğini ifade eden Gökçe, Solîn isminin aynı zamanda son dönemde yaşanan güncel gelişmelere de dikkat çeken hüzünlü bir yanının da olduğunu söylüyor. Gökçe, albüme Cizre’de karşılaştığı Solîn adlı küçük bir kız çocuğunun ismini verdiğini belirtiyor. Solîn’in annesinin ‘KCK’ adı verilen operasyonlar çerçevesinde 10 aydır cezaevinde olduğunu kaydeden Gökçe, Solîn’in de bu koşullardan kaynaklı kan kanserine yakalandığını ifade ediyor.

Kapakta, ‘her çiçeğin kokusu ayrı olur, çiçekler birbirine karışmadan büyürler’ derken bu coğrafyadaki kültürel zenginliğe vurgu yapmışsın. Bu anlamıyla albüm nasıl bir konsepte sahip ve neden Solîn ismi?

Albüm çalışması 3 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Tabii konsept çok öncesinden belirlenmişti. Çiçek bahçesi metaforuyla özelde Kürt dilinin zenginliğini vurgulamak istedim. İran’da konuşulan Kürtçe’nin Kelhurice Lehçesi’nin Luri ağzında söylenen ‘Sewzale’ şarkısı ilk kez bu albümde yer alıyor. Bunun dışında Soranice şarkı var. Botan, Mêrdîn, Dêrsim ezgileri hepsi bir arada. Ermenice, Türkçe şarkılar da okudum. Mezopotamya ve Anadolu’nun dil çeşitliliğini yansıtmak istedim. Albümün bütün aşmaları bittikten sonra isim aradım. Bu konsepte uygun düşen ne olabilir diye. Cizre Festivali’nde bir çocukla karşılaşmıştım adı Solîn’di. İsminin anlamını sordum çiçek bahçesi dediler. O zaman işte albümün ismi dedim. Albümün ismini veren Solîn’in annesi Hanım Onur, soykırım operasyonları kapsamında 10 aydır tutuklu. Solîn ise bu koşullardan kaynaklı kan kanserine yakalanmış. Albümün ismi bir yandan da böyle bir hüznü içinde barındırıyor.

Albümün geneli itibariyle hangi temalar öne çıkıyor?

Geleneksel ezgileri yorumladığım için şarkılar o dönemde yaşanan duyguların ifadesi olarak karşımıza çıkıyor. Aşk, özlem, sevgi, acı, trajedi, doğa ile insanın birlikte yaşamı vb. konular yer alıyor. İfade edilen sözler tarihte geçen bir olayı anlatsa da, insanlar bir şekilde şarkıda kendini görüyor. Zaman, mekan, koşul değişime uğrasa da kişiler, yaşanan şeyler kalıcı oluyor.

Kürtlerin yaşadığı farklı coğrafyalarda yer alan şarkılar bulunuyor. Bunu Kürtlerin birbirini daha iyi tanımasının yanında ortak bir kültürün oluşturulmasının ön adımlarından biri olarak da görebilir miyiz?
Günümüzde iletişim olanaklarının kolaylaşması ile birlikte birbirine yakın olmasa da farkı coğrafyalarda yaşayan insanlar birbirini daha iyi tanımaya başladı. Bu iletişimi sağlamada sanatın da çok önemli bir yeri var. Sinema ve müzik gibi geniş halk topluluklarına hitap eden sanat dalları da bu yakınlaşma durumunu en çok sağlayan mekanizmalardan. Mardin’de Kürtçe konuşan biriyle İran’da Kelhurice konuşanların birbirini anlamaması normal. Albümde de farklı diller ve lehçelerden kaynaklı ilk başta anlamama durumu yaşanıyor. Bu kaygılardan uzak bir çalışma oluşturmaya çalıştım. Kültürel çalışmalar insanları birbirine daha çok yakınlaştırıyor. Sonuçta bunların bir şekilde ortaklaştırılması lazım. Bir albüm yapıyorsan ve Kürtçe müzikle ilgileniyorsan, böyle olmalı.

Aynı zamanda albümde birçok dilden şarkının yer alması bu coğrafyada ezilen halkların birbirini anlaması açısından önemli mesajlar taşıyor olsa gerek...
Evet, Ermenice ve Türkçe şarkılar var. Mesela sahnede Lazca da okuyorum. Ama devamında Süryanice de söylemek istiyorum. Aslında Anadolu ve Mezopotamya’da yaşamış halkların ezgilerini, birçok dile ait ezgiyi söylemek istiyorum. Söylerken çok da yabancılaşmıyorum. Çünkü ortak acılar var. Mesela Mahmur Ağçiğ’ı söylerken, kendimi yabancı hissetmiyorum. İçine girip, o duyguyu verebiliyorum. Çoğu zaman keşke daha fazla dile yer verebilseydim diye düşünüyorum.

Evet farklı lehçe ve dillerden şarkıları ustalıkla yorumlamış ve o duyguyu da katmışsın...

Çocukluğum Erivan Radyosu’nu dinleyerek geçti. Ailemde annem ve babam da kilam söylerdi. Küçüklüğümden beri müziğe olan aşinalığım önemli bir kazanım. İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuvarı’nda aldığım eğitimde ses ve gırtlağı kullanma konusunda yardımcı oldu. Okulda yöresel şarkıları, gırtlak şekilleri ve tavırlarına göre yorumluyoruz. Albüm için özel çalışmalarım da oldu. Öncelikli olarak lehçeyi bilen kişilere ulaştım. Onlardan yazılı kaynaklar aldım. Tavırlarına çalıştım. Sürekli telaffuzlar konusunda da kontrol ettirdim. Diğer dillerde de aynı kaygıyı güttüm.

Albümde sana ait bir beste de var. Sanırım bu bir başlangıç, devamı gelecek mi?

Evet ilk bestem. Şimdiye kadar geleneksel ezgileri yorumladım. Ama bundan sonraki çalışmalarda kendi bestelerime ağırlık vermek istiyorum. Bu tarzda projelerim var. Yani geleneksel çalışmalar ve araştırmaların yanında kendi bestelerimin de olduğu eserler olacak. Yaptığım beste albümün bitiş şarkısı, bu bilinçli bir tercihti. Bundan sonra gerçekleştireceğim bestelerin işaretçisi olma özelliğini taşıyor.

Albümün geneli söz ve müzik olarak doğu formunda. Ama Baba Zula’nın şarkısı ayrı yerde duruyor. Sözlerde modern zamanların kavramlarıyla dile getiriliyor. Bu konuda neler söylemek istersin?

Baba Zula’nın şarkısını tercih etmemin nedeni, sözler itibariyle beni cezbetmesi. Sözleri bütün dönemlere denk düşüyor. Mesela ‘Kerr û Kulik’ şarkısında Ömer Ağa’dan bahsediliyor. Yani bin yıl öncesinde de iktidar var, günümüzde de var. Sadece biçim farklılığı gösteriyor. İktidar, her dönemde başka bir şekle bürünüyor. Şu an meta, para, elle tutulur şeyler ama geçmişte de bunları karşılayan başka şeyler vardı. Baba Zula şarkısının müzikal altyapısı da tamamen sözleri destekliyor. Yani bütün iktidarların yaptıklarını müzikal anlamda da eleştirisi diyebilirim. Düzenleme mantığı böyle.
Botan yöresine ait ‘Debû Dereve’ şarkısında Karadeniz Bölgesi’nden bildiğimiz tulumu kullanma fikri nasıl ortaya çıktı?
Botan ezgilerinin yaşamda çok ayrı bir yeri var. Çünkü karakteristik olarak birçok bölgeden çok daha farklı, inişli çıkışlı. Coğrafyasıyla alakalı bir durum. Doğalında bu sese de yansıyor. Botan ezgilerinin, Karadeniz ezgileriyle çok benzer yanları var. Coğrafik olarak benzer yerler olduğundan, bu sese de yansımış. Bu benzerliğe dikkat çekmek istedim. Başka diller ama benzer nağmeler, acılar ve hikayeler var. Tulum da, o gırtlak şekline uygun bir enstrümandı. Bu yüzden tulumu tercih ettik.

Uzun süre MKM’de gruplarda çalıştın. 90’lardan bugüne gelen gruplar yerini yavaş yavaş solo çalışmalarına bırakıyor. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsun?
Kürt müziğinin gelişim aşamalarına bakmak lazım. Dengbejlik geleneği ile başlayan ozanlık geleneği ile devam eden, 90’larda artık kurumlarla bünyesindeki gruplarla birlikte yürüyen süreci yaşadık. Şimdi solo albümlerle devam ediyor. Ama bu süreç düz bir çizgi değil. Solo albümlerin yanı sıra kolektif çalışmalar da sürüyor. Benim de içinde yer aldığım „Dîvana Dûbeyt“, Dengbêjler Divanı ve Şahiya Stranan çalışmaları kolektif çalışmaların önemli örnekleri. Grup geleneği ortak, solo çalışma ise bir kişi üzerinden yürüyor. Grupta kişi kendi yetilerini bütünüyle ifade edemiyor. Bunun yanında kolektif çalışma kendini daha farklı bir noktaya taşıma anlamında da önemli. Kolektif çalışma bana çok şey kattı, kolektif ruhu değişik biçimlerde sürdürmeliyiz.

Geleneksel şarkılarda edebi bütünlük var

Son dönemde Kürt müzisyenlerde köklerine dönme eğilimi gözlemleniyor. Alan araştırmalarıyla eski kilamlar gün yüzüne çıkarılıyor. Albüm bu anlamıyla nerede duruyor?
Müzikle ilgilenmeye başladıktan sonra teorik araştırmalar da yaptım. Dengbêj bir kilamı söylerken, bu kilamda ne demek istedi, derdi nedir diye düşünmeye başladım. Sözlerde edebi bütünlük var. O kadar orijinal kelimelerle karşılaşıyorsun ki, çoğu bugün kullanılmıyor. Bu çok araştırılmış bir konu değil. Sözlü geleneğe sahip bir halk olarak bu alanda daha çok araştırma yapıp aynı zamanda kilamların içinde bulunan saklı tarihi ortaya çıkarmalıyız. Geleneksel ezgilerde, geçmişteki yaşama dair anlatılar var. Albümde şarkıların çoğunu kendim seçtim. Şarkıları seçerken de önemli araştırmalarım oldu, oluyor.

Zelal Gökçe kimdir?

Müzikle çocuk yaşlarda annesi ve babasının söylediği kilamlarla tanışan Gökçe, Pera güzel sanatlar da, opera sanatçısı Marsel Adamadze‛den şan eğitimi aldı. İ.T.Ü Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Türk Halk Müziği bölümünü bitirdi. Koma Azad grubunun 2. albümü olan ‘Buhiştamin’ albümünde yer aldı. Şahîya Stranan 1 ve 2 albümleriyle, kadınların bir araya gelerek oluşturduğu Koma Asmin grubunda şarkılarını seslendirdi. MKM bünyesinde yürütülen kolektif çalışmalardan olan Baba Tahir-ê Uryan’ın şiirlerinin bestelendiği Dîwan-a Dûbeyt projesinde besteci ve yorumcu olarak yer alıyor. İtalya da Carovana Festivali’ne kadın ağıtları projesiyle katıldı. Gökçe, çalışmalarını MKM bünyesinde sürdürüyor. 


ÖNDER ELALDI