Zozan SİMA
Geleceği öngörmek kadim bir gelenek. Tarihi ve stratejik adımlar atılmadan önce bilgelerin kehanetlerine başvurulur. Bilgi ve bilim çağında yaşıyor olsak da hala geleceği bilme arzusu taşıyor bir yanımız. Bu nedenle çok inanmasak, ciddiye almasak da rüyamıza dair yapılmış bir yorum, falımızda çıkmış şeyler kafamızın bir yerine not edilir ne de olsa gelecekten izler taşır diye düşünürüz. Geleceği bilebilseydik ya da olacakları tahmin edebilseydik yine de doğru kararlar verebilir miydik acaba?
Dünyanın en eski kehanet merkezlerinden olan Delphoi Tapınağı imparatorlardan dilencilere kadar herkesin gidip akıl danıştığı bir mekandı. Ana tanrıça Gaia’dan geldikleri düşünülen Pythia ya da Kibele kültüründen geldiği düşünülen Sybil veya Sybilla olarak bilinen kadın rahibeler insanların sorularına yanıt verirlerdi. Bilgeliği simgeleyen pyton yılanını öldürerek bu tapınağı ve kehanet bilgisini ele geçiren Apollon, muhtemelen kadın bilgeliğine el koyan tanrılara benzer biçimde bilginin ve kehaneti çalmıştı kadınlardan. Kahinlerin tanrısı haline gelmişti.
Kehaneti dile getiren pythiaların dilinin çatallı olduğu söylenir. Yani her kehanetin iki anlamı vardır ve doğru yorumlanmazsa bu bilgiye rağmen yanlış karar verilebilirdi. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Perslerle savaşma kararını tapınağa danışan Lydia kralı Croesus’a dairdir. Kral tam da böyle bir yanlış yorumun kurbanı olmuştur. Perslere savaş açıp açmama konusunda kahinin Croesus’a verdiği yanıt ‘Perslere savaş açarsan, büyük bir imparatorluğu yok edeceksin’ biçimindedir. Kral bu bilgiyi Perslerin yok edileceğine yorarak savaşa girer ve kendi imparatorluğunun sonunu getirir. Kehanet, bilgi ve yaşam tecrübesinin toplamından oluşan bir öngörü olarak ele alındığında kadim çağların sosyolojik, siyasal analistliği olarak değerlendirilebilir. Bu sosyolojik ve siyasal analizi toplum yararına değerlendirenler olduğu kadar egemenlerin kullanacağı bilgilere dönüştürenler de olmuştu.
Covid-19 (Koronavirüs) pandemisini kapitalist sistemin yarattığı bir sonuçtan ziyade komplo teorileriyle veya medyumların öngörüleri ile açıklama çabaları içine girildi. Dini çevreler ise kutsal kitaplardaki yorumlarla bu durumun öngörüldüğünü göstermeye çabaladılar. Oysa ki yaşadıklarımızı öngörmek için gizli güçlere, insan üstü yeteneklere sahip olmak gerekmiyordu. İki dünya savaşına tanık olmuş bir doktor olan Albert Schweitzer “İnsanlar geleceği görme ve önlem alma yeteneklerini kaybettiler. Dünyayı yok ederek kendi sonlarını da hazırlıyorlar” derken yaşananlara bakarak olacakları dile getirmişti. Aslında geleceği öngörmek için tarih bilincine, sosyolojik bakış açısına ve doğru bir yaşam felsefesine sahip olmak yeterliydi.
Halklar Önderi Öcalan, savunmalarında ve görüşmelerinde ifade ettiği on yılları kapsayan öngörülü düşüncelerin kaynağında derinlikli sistem analizi ve paradigmasal bakış açısı yatar. Yaşadığı tecrit ve işkence de bundan kaynaklıdır. Tıpkı Prometheus’un kayalıklara çivilenmesine yol açan en önemli nedenin, Zeus’un tahtından nasıl düşeceğinin bilgisine sahip olması ve bundan duyduğu korku olduğu gibi önderliğimiz de bu sistemin maskesini düşürerek halklara seçenekler sunmuştur. Egemenlerin öfkesi bunadır.
Sistem tahlili yapmakla yetinmeden buna karşı mücadeleyi geliştiren sistem karşıtı sol, sosyalist, feminist, anarşist ve kültürel hareketler olarak Koronavirüsü bize mücadeleyi daha etkili hale getirme uyarısı oldu. Her dönem krizlerden yeni iktidar yöntemleri geliştirerek çıkan liberal sisteme daha sarsıcı darbeler vurmak gerekiyor. Kadınlara karşı daha düşmanca bir ataerkillik inşası, yoksulluğu, ırkçılığı derinleştiren politikalar, toplumu nefessiz bırakan denetim sistemleri bu krizin faturası haline getirilmek isteniliyor.
Pervasız endüstriyalizm canavarı elinde son nefesini vermek üzere olan doğa ısrarla daha bu canavarı durdurma çağrısı yapıyor. Bu virüsün nedeni ve iktidar güçlerinin bunu nasıl kullanmak istediğine ve bizi neyin beklediğine dair çok açık bir tablo ile karşı karşıyayız. Ekolojik yaklaşım artık sadece önemli, gerekli olmaktan çıktı ve ekolojik ilkeler dışında bir yaşamın mümkün olmadığını gördük. Erkek egemenliğinin virüsten daha öldürücü olduğunu evlerin kadınlara karşı savaş mekanlarına dönüşmesi ile gördük. Kadın özgürlüğü sadece duyarlı olunması gereken durum olmaktan çıkıp varoluşsal hale geldi. Devlet karşısında demokratik toplum inşası, kendi sağlığı, eğitimi ve savunmasını komünlere dayalı geliştirmenin ölüm-kalım meselesine dönüştüğüne tanık olduk. Yani olanlar olacakların tablosunu sunar karakterde.
Bilgisine ve öngörüsüne sahip olduğumuz bu gerçeklikle doğru tercihler yapma, eyleme geçme ve bunu kurumlaştırabilme temelinde KJK’nin ‘Küresel salgına karşı küresel direniş’ çağrısı kadınların yol haritasını belirledi.
Delphoi tapınağının Pythiaları çift anlamlı kehanetlerinden birini bildiriyor: ‘Bu virüs bir çöküş alameti!’. Çökecek olanın kapitalist erkek egemenlikli sistem mi, yoksa topyekün insanlık ve doğa mı olacağını DİRENİŞ belirleyecek. Kadın direnişi birincisi için iddia sahibi…