Ele aldığımız bu konunun özüne değinecek olursak; tarihi süreç içerisinde dilin değişimi ile birlikte, yan yana gelen çift harften ilki ya da yan yana gelen benzer sesli harflerin ilki konuşma dilinde atılıyor. Bu şekilde neden büyük üstad Mîr Celadet Bedirxan’ın böyle söylediğinin yanıtını bulduk. Ancak neden böyle yapmış sorusunun yanıtını cevapsız kalıyor.
Ancak şimdi sorabiliriz; acaba Mîr Celadet sadece öyle söylemiş mi, yoksa öyle yapmış mı diye bakabiliriz. Eğer öyle yapılmasında da benim düşünceme göre -anısı önünde saygıyla eğilerek müsaadesini istedikten sonra- üstadımız bu konuda çabuk karar vermiş. Bu kuralın tarihi süreç içerisinde konuşma dilinde meydana gelen değişiklik olarak ifade edilmeliydi. Yazılı dil için ve özellikle de sonradan oluşturulan sözcükler için bu kuralını uygulanmaması gerekir. Düşünceme göre tarihi süreç göz önünde bulundurulmalı, ancak karar farklı şekilde alınmalı ki böylesi durumlarda çift harfler ve benzer sesli harfler korunmalı ve sözcük içinde kalmalıdır.
Neden acaba?
Dilimiz yeni sözcük türetme ve oluşturmada canlı, dinamik ve yaratıcı bir dildir. Ek, ön’ek, son’ek, kelimelerin birleştirmesi yöntemiyle yeni ad, zamir, fiil, edat, sayı, sıfat ve zarf oluşturulabilinir, türetilebilinir. Dil bu şekilde daha canlı ve zengin oluyor. Dünyadaki tüm modern diller gibi bizim dilimiz için de yazılı dil esas alınmalı ve artık konuşma dilini de etkilemeli. Eğer böyle yapılmazsa ve her yöre kendi bölgesel konuşma dilini esas alırsa, asla yeni bir dil ve dilde bir standartı yakalayamayız.
Bu konuda teorik bir tartışma ve düşüncede kalmamak için yine örneklere başvurmamız gerekiyor.
Örnek 1: “serok” kelimesi + “komar” kelimesi “serokkomar”ı oluşturuyor. Eğer çift harflerden ilkini oluşturulan birleşik sözcükten atsak, o zaman “serokomar” oluyor. O zaman bakalım, çift harf ya da benzer harfin ilkini atma kuralımız burda işe yarıyor mu? Bu sözcükte amaç serokê Komarêyi ifade etmek olduğu için “serokomar” biraz daha anlaşılıyor. O zaman başka örneklere bakalım.
Örnek 2: “yek” kelimesi + “kîte” kelimesi “yekkîte”yi oluşturuyor. Eğer çift harfin ilkini oluşturulan birleşik sözcükten atsak “yekîte” kalıyor. Acaba “yekîte”nin ne olduğunu kim anlıyor?
Örnek 3: “nîv” ve “vekirî” kelimesi “nîvvekirî” (tam açık olmayan kapı anlamında kullanılıyor, “yankêşe” de deniliyor). Çift harfin ilki atıldığında “nîvekirî” gibi bir sözcük çıkıyor. Bunun ne ifade ettiğinin anlaşıldığını sanmıyorum. Büyük bir ihtimalle bundan ikiye ayrılan, yarı yarıya paylaşılan/ayrılan “nîvkirin” gibi anlaşılacaktır.
Örnek 4: “teng” + “kirin” sözcümleri “tengkirin” birleşik sözcüğünü oluşturuyor. Eğer benzer harfin ilkinin atılması kuralına göre hareket edersek, “tenkirin” olarak yazarız. Bunun ne ifade ettiği nasıl anlaşılacak? Herkes “tenkirin” nedir diye soracaktır.
Örnek 5: “hişk” + “kirin”ın birleşmesiyle “hişkkirin” sözcüğü oluşuyor. Eğer bunu da “hişkirin” diye yazarsak, herkes bu sözcüğün “hiş” ile bağı olduğunu varsayacak.
Örnek 6: “kasêt” + “tomarkirin” sözcüklerinden “kasettomarkirin” meydana geliyor. Cümle olarak: ”Zozan ji bo kasêttomarkirinê çû bajêr” yazılır. Eğer bunu “Zozan ji bo kasêtomarkirinê çû bajêr” diye yazarsak kimse ne demek istediğimizi anlamayacaktır.
Bu şekilde onlarca, yüzlerce örnek verebiliriz. Ancak bu tartışma ile çift harf ya da benzer harflerden ilkini kelimeden atma kuralı dilimizin dinamizmi ile uyuşmuyor.
Verimsiz, randımansız bu kural yüzünden dar düşünen kimi yazarlar dışında yazarlarımızın çoğu bu kuraldan vazgeçmiş bulunuyor. Bu da bence çok yerinde ve doğru bir adım.
Bu tarihi adımı da geçtikten sonra dilimizde yeni sözcükler türetilirken-birleşik sözcükler oluşturulurken hiç bir harf atılmamılı ve dilimizde “şedde” tarzı çift harfli kelimelerin olmadığını söyleyelim ve buna inanalım.
Bir süre öncesine kadar ben de bu mevziyi savunanlardan biriydim ve “gule”, “gerîla” gibi sözcüklerin yazılımının “gulle” ve “gerîlla” şeklinde yazılmasını yanlış görüyordum, dilimizin gramerine göre halen bunu yanlış buluyorum.
Tartışmamız devam edecek…