Savaşın başından beri yazıyoruz, çiziyoruz, gösteriyoruz.
KCK "çift taraflı ateşkes" ilan etmeye hazırdır. AKP "sonuna kadar savaş" laflarıyla Türkiye’yi kaosa sürüklemektedir.
Geçtiğimiz gün Med Nûçe televizyonunda Mustafa Karasu, bir kere daha "çift taraflı ateşkese ve müzakereye hazırız" dedi.
Bu ateşkesin "tahkim edilmiş ateşkes" olması gerektiğini söyledi.
"Tahkim edilmiş ateşkes" ne demektir?
Taraflardan birinin keyfine göre istendiği zaman bozulamayacak, kolayca ihlal edilemeyecek bir ateşkes demektir.
Bugüne kadar ilan edilen ateşkesler "resmen" tek taraflıydı. Ama "fiilen" çift taraflıydı. Yani hükümetler, özellikle PKK Önderi’ne gidip, "Siz ateşkes ilan edin, biz de buna uyarız" dedikleri için başlatılan ateşkeslerdi.
Ama "tahkim" edilmiş ateşkesler değildi.
"Üçüncü bir gözün" denetimi yoktu. Çözüm sadece laftaydı. Oyalamaydı.
Denetimsiz ateşkes "tahkim edilmemiş" ateşkestir. O nedenle taraflardan biri bu ateşkesi canı ne zaman isterse bozabilir. Öyle de olmuştur. Bizim iddiamıza göre ateşkesleri Hükümetler bozmuştur. Son ateşkesi de AKP havaya uçurmuştur.
Hükümetlerin medyası ve şu sırada AKP’nin "havuzu" ise "ateşkesi" PKK’nin bozduğunu iddia etmektedir.
Biz savaşı AKP başlattı derken, AKP savaşı PKK başlattı iddiasındadır.
Demek ki, "tahkim edilmemiş ateşkes"ten her iki taraf da şikayetçidir. Her iki taraf da "ateşkesin bozulmasını" diğerinin suçu olarak görmektedir. Yani her iki taraf da, "eğer sen ateşkesi bozmasaydın, savaş olmazdı" demektedir.
Madem herkes bu durumdan şikayetçidir, madem taraflar birbirini savaşı başlatmakla suçlamaktadır, o halde tarafların "çift taraflı tahkim edilmiş ateşkes" konusunda zımni bir mutabakatı var demektir.
KCK bu durumu açıkça kabul ediyor, AKP ise hem PKK’yi "ateşkesi bozmakla ve savaşı başlatmakla" suçluyor, hem de hala PKK’nin "bozduğu ateşkesi, başlattığı savaşı sona erdirme" konusunda yapıcı herhangi bir adıma yanaşmıyor.
Şu anda, Karasu’nun da açıkladığı gibi, uluslararası kamuoyu, AB ülkeleri ve ABD, tarafları "çift taraflı ateşkes" konumuna geçmeye ve "müzakerelere" yeniden başlamaya çağırıyor.
Neden bu çağrılar uluslararası çaptadır?
Çünkü Kürt sorunu çoktan beri "milli" bir sorun olmaktan çıkmış, bölgesel bir sorun olmayı bile aşmış, dünya çapında bir sorun haline gelmiştir.
Tek başına Cizre halkının destansı direnişi, Türkiye sınırlarını aşmış, Kobanê direnişi gibi insanlık ailesinin dayanışma duygularını ayağa kaldırmıştır.
Çünkü şu anda Türkiye’de süren savaş, Ortadoğu’da DAİŞ’e karşı sürdürülen savaşı olumsuz yönde etkiliyor.
O nedenle artık "çift taraflı ateşkesin", "tahkim edilmiş ateşkes" olabilmesi, uluslararası kamu oyunun denetimini gerektirmektedir.
"Üçüncü göz", benim görüşüme göre, artık "milli bir göz" olamaz. "Üçüncü göz" mutlaka uluslar arası bir göz olmak zorundadır.
Hiçbir devlet artık AKP’ye güvenmiyor. Onun kredisi bitti.
O nedenle, yalnız PKK, HDP ve demokrat Türkiyeli güçler değil, uluslar arası tüm güçler, kaderi Türk tarafına bağlı bir "tahkim edilmemiş", "zayıf, dayanıksız, kırılgan" bir ateşkesin anlamsız olduğunu biliyor.
Artık "üçüncü göz" zorunludur.
Ateşkesi "kimin" bozduğu, sadece "ateşkes" ilan edenlerin "iddialarına" terk edilemez. Ve Karasu’nun da dediği gibi, "ateşkes" sadece "ateşkes" olsun "torba dolsun" diye de yapılmaz.
Savaş Türk tarafı açısından "Kürt isyanını" bastırmak, Kürt tarafı açısından da "isyanı" zafere ulaştırmak için yapılıyor.
Orta yol nedir? Yani "hem isyanı bastırma", hem de "isyanı zafere ulaştırma" amaçları hangi ortak noktada buluşabilir?
Artık, "eski tarz merkeziyetçi monolitik Türkiye" olmayacaksa ve artık "isyan Türk devletini Kürdistan'dan kovarak zafere ulaşmayacaksa" orta yol şudur:
Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını garanti eden "demokratik özerklik."
Yani tahkim edilmiş ateşkes, hem silahların susması, hem de "masada tarafların, üçüncü gözün önünde çözümü konuşması"
demektir…