Bizi farklı kılan; güneşimize ve gölgemize akraba olmayan sömürgecilerle ve sözcükleriyle değil, sömürgeleştirdikleri halklarla ve hatıralarıyla akrabalığımızdır. Resmi tarihte, dilde ve kitaplarda paketlenen bu sözcüklerin ilk ve son tahlildeki işlevi "uygarlık götürme", "ilkel-modern" gerekçesiyle sömürgeciliği gizlemektir. Dün de bu gün de kötü ve suçlu olan "sömürgecilik" ve "kaşif" gibi sözcüklerin ve onları oluşturan kötülüklerin "beraat etmesi" mümkün değildir. Bu sözcüklerin öznesi olan sömürgeci kaşifler orada ne yapmıştır? Bu ve benzeri sorular bizi "uygarlık", "din", "keşif" adına sömürgeleştirilen ülkelerde "kaşiflerin" işlediği suçlara kadar getirir.
Mevzunun dille ilişkisi anlamak ise bu sözcüklerin "bizim neyimiz olduğu" sorusunu cevaplamakla mümkündür. Benim cevabım, devrimcilerin sözcüklerinin de devrimci olmaları gerektiği, "karşı devrimci sözcüklerle" devrim yapılamayacağıdır. İster öfkelenin, ister gülün ister ağlayın isterse de beni "dil bilmez" bir sosyalist olarak damgalayın dilin de sözcüklerin de "devrimcisi", "karşı devrimcisi" olur. Egemenlerle aynı dille konuşup aynı dili konuşmamamız, sosyalist dilin "ulusal dil" içinde bir başka dil olduğu başka bir anlam dünyası oluşturduğudur. Egemen dil "içindeki" alternatif dilin dünyayı yorumlama ve değiştirmeye dahil olması bunun gereğidir.
Demem o ki, insan nasıl devrimci oluyorsa sözcükler de devrimci olurlar, barikatlarda dövüşürler ve dağlara çıkarlar. Her şeyin yenilgiyle açıklandığı günümüzde "yenilmenin bir haysiyeti var", diyerek tarihe şöyle not düşülebilir: Bu tür sözcüklerin ve sahiplerinin ömrünü uzatmak ve suçlarını affetmek için değil, alternatif bir toplum yaratarak o sözcükleri ve sahiplerini tarihin çöp sepetine atmak için sosyalistiz. "Şiir, devletlerin esir aldıkları dilleri, anlamları ve sözcükleri deliğinden çıkarıp delirterek özgürleşmesidir" diyorsam bundandır.
Bir hikayesi olan Devrim'in hikaye değil şiir olması bunun gereği, devrimci ajitasyonun sözcükleri evcilleştirme ve devletleştirme değil sözcüklerle yangın çıkarma ve devrimi yakına çağırması bu hevesin ürünüdür. Unutmamak gerekir ki, kapıdan kovduğumuz, su içtiği yere kadar kovaladığımız kötülükler, sözcüklerle ağzımızdan girerek bizi dilimden başlayarak teslim alabilir. Sözün burasında SuphiNejatParamazKızılbaş söze girip noktalasın: "Belki de bugün grameri hazır bir dile değil, kelimelere değil yeniden bir çığlığa ihtiyaç olabilir, kelimeleri reddeden ve kendi kelimelerini kuran bir haykırışa..."