İngiltere Gündemi
DAİŞ, Ortadoğu halkları kadar Britanya için de büyük bir tehdit teşkil etmeye devam ediyor. 'Cihatçı John' olarak bilinen 26 yaşındaki Muhammed Emwazi’nin DAİŞ’in elindeki Batılı rehineleri öldürürken çekilmiş videoları gündeme bomba gibi düştü. Sorun DAİŞ’in masum bireyleri öldürmesi değil, sorun 'Cihatçı John’un Londralı bir göçmen olması. Daha da büyük sorun ise, İngiliz iç istihbarat servisi MI5’in kayıtlarında Emwazi’nin yer alması. Yani göz göre göre MI5, Emwazi’yi elinden kaçırmış. İngiliz istihbarat servisi, 2013 yılında Suriye’ye gitmeden önce Emwazi ile tam 12 kez irtibata geçmiş ancak delil yetersizliğinden bir şey yapamamış. Hatta İngiliz istihbaratı, Emwazi’ye muhbirlik dahi önermiş, ancak nafile.
Emwazi haberinden önce de, geçen hafta, Londra’da Bethnal Green adlı bir okulda okuyan 15 ve 16 yaşlarında 3 kız öğrencinin Türk havayolları ile Londra’dan İstanbul’a uçup, oradan da Suriye’ye geçmesi Türkiye sınır kapıları ve Türk havayolları konusunda ciddi kuşkuların oluşmasına sebep oldu. Ya da aslında biz bu kuşkuların oluşmasını temenni ediyoruz. Öncelikle yanlarında ebeveynleri olmadan bu gençlerin Türk havayolları tarafından yolcu olarak kabul edilmesi ve üstüne bir de kızlardan birinin Atatürk Havaalanı'nda ablasının pasaportunu kullanıp gümrükten geçmesi ciddi bir ihmalkarlık olarak görülüyor.
İngiliz hükümetinin bu konuda aldığı önlem ise Londra Büyükelçisi ile Türk havayollarının genel müdürünü 10 Mart’ta gerçekleştirilmesi beklenen toplantı için İngiliz parlamentosuna davet edip, onları benzeri yolcular için bilgilendirmek.
İşin gerçeği, Türk havayollarını bu konuda suçlamak meseleyi yüzeysel çözmeye çalışmak demektir. Ola ki bir şekilde Türkiye’ye girebildi bu potansiyel cihatçılar, peki Antep’ten ellerini kollarını sallaya sallaya Suriye’ye geçmeleri nasıl olurda İngiliz yetkililerinin dikkatlerinden kaçıyor. İngiliz devleti, bilerek Türkiye’nin maskesini düşürmek istemiyor. Bundan öte bir açıklama olabilir mi?
Times gazetesinden Roger Boyes'in ‘Türkiye düşmanımız mı dostumuz mu karar vermeli’ başlıklı yazısında Türkiye'nin DAİŞ örgütüne karşı tutumunu sert bir dille eleştirmesi kanımca bu anlamda çok manidar. Boyes yazısında Türkiye’yi kuşkulu bir müttefik olarak tanımlıyor. Türkiye’nin gerek Esad’ı devirmek gerekse de Kürtlerin özerklik kazanmasının önüne geçmek için DAİŞ’i düşman olarak görmek yerine faydalı bir araç olarak ele aldığını söylüyor. DAİŞ ekonomisinin Türk aracılarına bağlı olduğunu ve Türkiye’nin, Musul’da alıkonan 40 diplomatik rehine için pazarlık etmesi örneğinde de olduğu gibi DAİŞ komutanları ile doğrudan iletişim kanallarına sahip olduğunu ifade ediyor.
Boyes yazısında az bile söylemiş. DAİŞ’e her türlü desteği sunan Türkiye gibi ülkeler engellenmedikçe, istenildiği kadar hava saldırıları düzenlenip Pêşmergeler eğitilsin, nafile. Boyes’in ve bizim Türkiye’nin iç yüzünü bildiğimiz kadar İngiliz devleti de bunları biliyor. Peki bildiğini gösterip ona göre neden tavır almıyor? Avrupa ülkelerinin işlerine geldiği zaman nasıl da üç maymunu oynadığını tarih defalarca gösterdi, DAİŞ sadece bu örneklerden en yenisi.