• Dikkat edilirse bütün iktidarlar toplumu en fazla din istismarı ile aldatmışlar, aldatmaktadırlar. Günümüzde en çok din istismarı camilerde yapılmaktadır.
  • Civaka İslama Kurdistan yaptığı son kongrede 18 yaştan küçük çocukların dini nikahlarının kıyılmaması kararı aldık, bunu hemen başlattık.
  • Karşımızda duran bin yıllık bir bidat, hurafe ve ırkçı bir İslami anlayış var. Devlet olarak kurumsallaşmaları yetmezmiş gibi, cemaat, parti ve tarikatlara da hakim durumdalar.

RAMAZAN MARANKOZ / GIESSEN

Uzun yıllar yaşanan savaş ve gerçekleşen sürgünler sonrasında Kürdistanlıların Avrupa’daki nüfusu hatırı sayılır bir rakama ulaştı. Toprağından ayrı olsa da inancını yaşatmak isteyen Kürt müslümanların örgütlülükleri ise 25 yıl öncesine dayanıyor. Civaka İslama Kurdistan/Kürdistan İslam Toplumu (CÎK)’in tüm Avrupa’da sayıları 70’i bulan cami, dernek ve temsilcilikleri var. Avrupa’daki Kürt Müslümanların nüfusuna göre sayısı oldukça düşük olsa da on bin dolayında üyesi bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında kongresini yapan CÎK, dinler arası konferanstan kız çocuklarının dini nikahlarının kıyılmamasına kadar biri dizi karar aldı ve hızla uygulamaya koydu. ”Asıl gayemiz resmi olarak bütün camileri bir çatı altında toplamak ve müslüman Kürtlerin temsil gücünü elde etmektir” diyen CÎK’in Genel Başkanı Hafız Ahmet Turhallı, ”Misyonumuzu oynayabilmek için camilerimizi klasik Kürdistan’ı köy camileri olmaktan çıkarmalıyız. Kadınlarımıza, gençlerimize, çocuklarımıza ve onların faaliyetlerine cevap olmalıyız” diyor. Turhallı ile CÎK’in çalışmalarını konuştuk.                      

Başta Türk devleti olmak üzere kendini müslüman olarak tanıtan ülkeler din istismarı üzerinden saldırı ve katliamlarının zeminini oluşturuyorlar. CÎK, bu politikalara karşı etkili bir çalışma yürütülebildi mi?

İnsanlık tarihi, dinler tarihi ile başlar. İnsanlık kendini insan olarak tanımaya başladığı günden itibaren, din ile tanışmış ve din ile yolunu bulmuştur. Din gerçeği, insanlığın ayrılmaz parçası durumundadır. Din insanın fıtratı, doğasıdır. Din insanın kendi fıtratı ile buluşma çağrısıdır. Bu çağrı insanın irade sahibi olma ve kendini bilme, tanıma çağrısı olarak ele alınmalıdır. Din insanı özgürlük, hikmet ve vicdana çağırır. Din her türlü istismarı red eder. Kuran en fazla din istismarından bahseder, bunu kebair bir suç ve günah olarak bizlere anlatır.

“İstismar” nedir? Bir dini, düşünceyi, ideolojiyi bir kimse ya da grubun iyi niyetini kötüye kullanmak, sömürmek anlamlarına gelir. “Din istismarı”, din sömürüsü yapmak, dine dair kavramları, biçim ve şekilleri gösterişli bir biçimde yapmak, değerler yoluyla insanları aldatarak maddî veya manevî çıkar elde etmek anlamındadır. Dini kendi menfaatleri için kullanarak, iktidar olmak, maddi kazançlar sağlamaktır. Dikkat edilirse bütün iktidarlar toplumu en fazla din istismarı ile aldatmışlar, aldatmaktadırlar.

Günümüzde en çok din istismarı camilerde yapılmaktadır. Dikkat edilirse, İslam aleminde bütün zalim katil Sultan, Padişah ve devlet reisleri süslü, ihtişamlı ve minareli camiler inşa ederek istismarlarını derinleştirmişlerdir. Erdoğan da İslam inanç ve ahlakının kabul edemeyeceği, her türlü İslam dışı davranış ve amellerini aleni yapmaktan imtina etmemektedir. Erdoğan, İslam istismarını derinleştirerek iktidarda kalmaktadır. Erdoğan ve Şurekası yaptırdıkları süslü ve masraflı camilerle istismarlarını canlı tutmaya çalışmaktadırlar. Bu camilerde Allahın kanunu Kur’an ve Peygamberimiz Hz Muhammed’in İslamı değil, devletlerin ve iktidarların istismar için oluşturdukları din anlatılmaktadır. Böylelikle Kur’an ve peygamber İslamı değil, iktidar ve maddi gücün temsili olarak ortaya çıkan bir dinle karşılaşmaktayız. Bu bakış açısı ve inanç, insanları bir maneviyatla buluşturmaktan ziyade, bir maddi pazara sürüklemektedir.

Bu pazarın alıcıları olduğu gibi satıcılarıda vardır. Yani iktidara bulaştırılan din bir metaya dönüştürülmüştür. En büyük satıcısı devletlerdir, ondan sonra bu işin simsarları, onlara bağlı çalışan hocası, imamı, profesörü, şeyhi bu pazardan pay kapmak için yarışmaktadır. Müslümanlar arasında bölücülüğe, fitneye, zulme yol açan bu olaylar, bu keşmekeşlik zeminini bu istismardan almaktadır. Kur’an’ın anlattığı Mescid’ul Dırar örneği ve Peygamberimizin bu mescidi inşaa edenlere karşı verdiği sert tepki, günümüzde din istismarına yeltenenlere karşı nasıl davranmamız gerektiği de bize göstermektedir.

Bizler Civaka îslamiya Kurdistan olarak bu istismarı engelleyecek, durduracak bir kapasiteye ulaşamadık. Bu karşıt İslamın durdurulması ve istismar alanlarının daraltılması ancak bir zihniyet mücadelesi ile gerçekleşebilir. Bizim cemaatimiz  neticede bu dini anlayış ve fikriyatının etkisinde büyütülmüştür. Bu alışkanlıklar ve yanlış fikriyatı ortadan kaldırmak çok ciddi bir mücadele ve çalışma gerektirmektedir. Çünkü bu din istismarcılarının maddi olanakları fazladır, yazılı ve görsel medyadan tutun, parayla tuttukları müftü, imam ve ilahiyatçılar da malumunuzdur. Bu maddi güçlerle yalan ve yanlış algılar oluşturup, milleti manipüle ediyorlar. Hakkı batıl, batılı da hak olarak gösteriyorlar. Bu hakikatlerin görünmesi için CÎK olarak mücadele ediyoruz. Bizler bir taraftan bu sapmalara karşı fikri mücadele ederken, diğer taraftan bunun cemaatleşmesi için çabalıyoruz.

AKP’nin din istismarından etkilenen ya da etkisine giren Kürtlerin özlerine dönmesi konusunda yeterince çalışma yürütüldü mü, ya da bundan sonra ne yapılmalı Bu konuda çalışmalar oldu fakat yetersizlikler var.

En temel yetersizliğimiz, kendimizi ilmi olarak donatıp, İslami camiaya cevap olamamaktır. Bizler Civaka İslamiya Kurdistan ê olarak, üstlendiğimiz misyonun cemaatleşmiş boyutunu tamamlayamıyoruz. Haklıyız, samimiyiz, ilkeli bir cemaatiz, ama bu cemaatin eğitim ve kendini ilmi olarak donatmada sorunları var. Karşımızda duran bin yıllık bir bidat, hurafe ve ırkçı bir İslami anlayış var. Devlet olarak kurumsallaşmaları yetmezmiş gibi, bütün cemaat, parti ve tarikatlara da hakim durumdalar. Bunun mekansal tarafı olan, cami ve dernekleri hesapladığımızda onbinleri bulan sayılardan söz etmek gerek. Diyaneti, Milli Görüşü, Süleymancısı, Fethullahçısı, Menzilcisi ve daha niceleri mekan üzerine mekan açmaktalar. Bu organizasyonlar da onbinlerce paralı kadro çalışmaktadır. Bizim çalışmalarımızın engellenmesi ya da perdelenmesi için, devlet bütün gücünü sarf etmektedir. Bir örnek verelim: Onların cemaatlerinden koparak bizimle Hacca gelmek isteyen sade bir vatandaşı, bizden koparıp caydırmak için, bizzat Başkonsolos evine gelerek camide yapılanlar adına özür dileyip, Diyanetle Hacca gitmesini sağlamaya çalışmaktadır. AKP ve serçetesi Erdoğan bütün gücüyle bu sahada çalışmalara yüklenmektedir. Bizlerin ise donanımlı ve inançlı kadrolara ihtiyaç var. Rolümüzü ve misyonumuzu oynama gayretimiz sürmektedir.

CÎK’in Avrupa’daki örgütlenme modeli ve düzeyine ilişkin bilgi verir misiniz? Nerelerde kaç caminiz, cemaatiniz var?

Bizler Civaka İslamiya Kurdistan olarak, camiler, dernekler, komiteler ve temsilcilikler biçiminde cemaatleşiyoruz. Avrupa’da camilerimiz, derneklerimiz ve temsilciliklerimiz var. Avrupa’daki cami ve derneklerimiz resmidir, yasaldır ve biz yasal olarak içinde yaşadığımız ülkelerin kanunlarını esas alarak cemaatleşmekteyiz. Her gün yeni sahalara açılım yapmaktayız. İhtiyaç olan yerlerde camiler ve dernekler açmakta, her alanda idari yönetimler ve temsilcilikler kurmaktayız. Merkezimiz Köln’dedir ve çalışmalar bu merkezin delegeleri tarafından seçilmiş Şura rehberliğinde sürdürülmektedir. On bin dolayında üyemiz mevcuttur. Allah’ın izni ile bu sayı çok kısa bir zamanda yüzbini bulacaktır. Şimdiki durumumuz bizlerin eksik çalışmalarından kaynaklanmaktadır. Bizler Kürt müslümanları olarak, sadece İslam’a, müslümanlara ve bütün insanlığa hizmet etme çabası içerisindeyiz. Bu çalışmalarımızla İslamı sömürenleri ve müslümanları aldatanları ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Yine İslamın hak etmediği bu durumdan çıkarılması ve dünya insanlığı içerisinde hak ettiği yere getirmek istiyoruz. Çünkü biz devlet ve iktidar İslamı değil, toplumsal İslamı inşa etmek istiyoruz.

­

Kürdistan özgürlük mücadelesi etrafında örgütlenen kitlenin dışında açılım yapabildiniz mi? Yeni kitlelere ulaşmak için neler yapmak gerekiyor?

Temel cemaatimiz Kürdistani mağdur ve muhacirlerden müteşekkildir. Bu cemaatimiz fedakardır. Ulusal mücadelenin yükü bu cemaatin sırtındadır. Bu konuda çalışmalar yetersizdir. Uğraşlarımız var ama açılımı istediğimiz manada yapabilmiş değiliz. Bize gelenler var, ilişkilerimiz var fakat çok dar bir alanla sınırlı kalmaktayız. Bizlere gönül vermiş İslama ve milletimizin haklarına inananların, kapı kapı dolaşmaları elzemdir. Evde, dükkanda, işyerinde, okulda, caddede, sokakta herkesle irtibata geçmek ve bu çekingenliği ortadan kaldırmalıyız. Namaz, oruç nasıl farz ise, insanlara hakikati anlatmak ve onları hakikatle buluşturmakta farzdır. Yani Civaka Îslamiya Kurdistan’ın gönüldaşları birer murşid olarak yaşamlarını sürdürmelidirler. Dolayısıyla bizler bir murşidler hareketi olmalıyız. Bizler herkese gideceğiz ve kardeşlerimizi İslamın hakikati ile tanıştıracağız.

Serhat, Urfa, Semsur gibi bölgelerden Avrupa’ya gelen Kürtlerin önemli bir kesimi cemaat yapılanmalarına dahil olmuşlar. Bunun nedenlerine ilişkin tespitleriniz neler?

Bu yörelerden gelen milletimiz, biraz daha muhafazakar, örf ve adetlerine bağlıdır. Avrupa’da kapitalizmin merkezinde kendilerini maneviyatla korumak istemi ve refleksi, onları bu cemaatlerin içine sürüklüyor. Maneviyatın dinde olduğunu köylerinde şehirlerinde yaşamışlar. Bunun ancak cami ve cemaatlerde yaşanabileceklerinden hareketle, bahsi olan cemaatlere dahil olmuşlardır. İktisadi sorunları ciddi olan, milletimizin Avrupa’ya hicretini fırsat bilen düzenbaz devlet, kendi zehirli ideolojisi ile kemalizmin yeşili olan, namaz kılanı ve abdestlisi olanla, milletimizi aldatmış, hem gerçek dine, hem de kendi kökenine düşman hale getirmiştir. Onlar Avrupa’ya gelir gelmez, onlara kendi cemaatlerini ve tarikatlarını mussallat etmiş ve yanına çekmiştir. Söylevde kemalist devlete karşı olduklarını söyleyen bu cemaatler devlet projesidir. Kombasan, Yimpaş, Jetpa gibi gibi sahte şirketlerle hem akıllarını ve imanlarını çalmıştır. Devletin kurmuş olduğu tuzağı, Sayın Abdullah Öcalan fark etmiştir. Dindar ve müteddeyin milletimizin kemalist ve islam istismarcılarının saflarında bulunmasına ise 25 yıldır kurulmuş olan, (Hereketa Îslamiya Kurdistan) Civaka Îslamiya Kurdistan yöneticilerinin de ciddi sorumluluğu ve günahkarlığı vardır. Bu kesimler hem müslüman hem Kürt; eğer biz bunları ikna edip, zalim ve münafık olan kemalist devletin, yine onun için çalışan cemaatlerden koparamamışsak kuşkusuz en büyük eksiklik bizlerindir. Yani biz işlerimizi yapamadığımız için kardeşlerimiz bu devletin ve ona bağlı cemaatlerinin yanında durmaya devam etmekteler.

Kasım ayında kongrenizi gerçekleştirdiniz. Kongrede hangi kararlar alındı? Hangileri uygulandı?

Kongremizi yaptık, yeni bir şura seçildi. Denetleme ve disiplin kurullarımız seçildi. Kongre de aldığımız kararlar 2 yıl içindir. Bunlardan biri İslamofobinin Avrupa’da etkisini azaltmak için, birçok dini temsilcinin bir araya getirileceği dinler arası konferans düzenlemesi. Bunun altyapısını hazırlama çalışmalarımız başlamıştır. Civaka Îslamiya Kurdistan merkezi mekanının inşası için, gerekli resmi işlerin bitirilerek, inşaata başlanılmasını da kararlaştırdık. Çalışmalarını başlattık. 18 yaştan küçük çocukların dini nikahlarının kıyılmaması kararı almıştık, bunu hemen başlattık. İslamı kullanıp, zulme alet edenlere ve İslamı iktidarları için şiddete buluşturanlara karşı mücadele planlaması çerçevesinde seminer ve toplantılarımızı başlatmış ve birçok bölgede uygulamış durumdayız. Diğer bütün kararlarımız planlamalarımız Şura toplantımızdan sonra detaylandırılmış ve uygulamaları yerine getirmek için çalışmalarımız sürmektedir. Beklenen rol ve misyonu yerine getirmek için camilerimizi klasik Kürdistan’ın köy camileri olmaktan çıkarmalıyız. Kadınlarımıza, gençlerimize, çocuklarımıza ve onların faaliyetlerine cevap olmak zorundayız. Avrupaya ve 21. asra göre ahlak, iman ve maneviyat yuvaları olmak zorundadır.

Hac ve Umre organizasyonları, Kürtlerin sesinin İslam alemine ulaşmasında nasıl bir rol oynuyor?

Devletlerin ve iktidarların talan ettiği islamdan hac ibadeti de nasibini almıştır. Hac farizası da devletlerin rant kazanma ve üstünlük sağlama alanı haline getirilmiştir. Şüphe yok ki, Müslüman Kürt milleti bu konuda da üvey evlat veya yetim muamelesi ile karşılaşmaktadır. Devletlerin kendi aralarındaki ilişkileri hacca da yansımaktadır. Bizler mazlum bir millet olarak, hac ve umre farizalarında da kendi kimliğimizle ciddi anlamda bir çalışma yaptığımızı söyleyemeyiz. Bize zulm eden devletlerden kaynaklı tarafları olsa da, kendi eksikliklerimiz de vardır. Avrupa’da şimdiye kadar bu konuda, Kürt müslümanları olarak ciddi ve kapsamlı bir organizasyon olabilmiş değiliz. Çalışmalar mevcut durumda var ama yetersizdir.

Almanya ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde İslam konusunda var olan gündemlere ne kadar dahil olabildiniz ve Kürtlerin yaklaşımını yansıtabildiniz?

Bu konulara ilişkin ciddi anlamda yetersizliklerimiz var. Bu gündemleri takip etsek de fazla müdahil olamıyoruz. Nedenine gelince, buradaki cemaatlerin çoğu devletlerle işbirliği içindeler. Avrupalı devletler de daha çok bu kesimlerle, onların geldikleri devletler üzerinden ilişki geliştirmektedirler. Diyanetin kemalist devlet ve radikal olan cemaatlerin deşifre olması ile yanlış yaptıklarının farkına vardılar. Şimdi yeni yeni, bizlerle kısmen ilişkilenmek istemektedirler. Bizlerin de bu konuda çalışmaları vardır. Az da olsa bazı tabuları kırmaktayız.

CİK’in Avrupa’daki Müslüman Kürtlerin temsilcisi olarak resmen tanınması konusunda girişimleriniz oldu mu? Engeller neler?

Biz Avrupa’da resmi olarak tanınma çalışmaları yürütmekteyiz. Zaten çatı örgütü olarak Alman yasalarına göre, kurumlaşmış bir cemaatiz. Şimdiye kadar, bizlerin Müslüman Kürtlerin ve onların İslami cemaatlerinin resmi olarak temsil edilmemesinde, kendi eksiklik ve ilgisizliğimizin payı büyüktür. Bu hizmeti gerçekleştiren dava arkadaşlarımız, daha çok Kürt toplumuna ilişkin çalışmalar sürdürmüşlerdir. Biz hizmeti devir aldıktan sonra, ilk işlerimizden biri de içinde yaşadığımız ülkelerin yasalarına göre, o ülkelerin vatandaşları olarak, yasal sivil toplum örgütü olmak için başvurularımızı yapmaktı. Bu başvuruların çoğu kabul edilmiştir. Almanya’da bir çatı örgütü olarak kabul edildik. Artık bizim Avrupa’daki bütün cami ve derneklerimiz de resmidir. Şimdi hepsini bu çatı altında resmi olarak toplama çabası içerisindeyiz. Asıl gayemiz önce resmi olarak bütün camileri bu çatı altında toplamak ve ondan sonrada bütün Müslüman Kürtlerin temsil gücünü elde etmektir.

Resmiyetimizin engellenmesi için bizi zorlayan İslami cemaatler ise Türk-İslam sentezine bulaşmış ve devlet ırkçılığını din diye bellemiş DİTİB ve Türk devletine bağlı cemaatlerdir. Tabi sözü edilen cemaatler yaklaşık, 50 yıldır Avrupa’da çalışmalarını devlet destekli sürdürmektedirler. Birçok Avrupa ülkesinde devlet dairelerine, yerel meclislere, belediyelere girmiş bulunmaktadırlar. Bu kesimler bizlerin resmi olarak muhatap alınmaması için yoğun çabaları var. Allah’ın izni ile yakın zamanda bu sorunlarımızı da çözmüş olacağız.

Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit devam ediyor. Zulme karşı bir insanın bedeniyle direnmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit, çok ağır bir insanlık suçudur ve savaşın derinleşmesini beraberinde getirmektedir. Müslüman ve inançlı insan savaştan taraf olamaz. O halde herkes Kürt milletine karşı bu zalim ve haksız savaşın son bulması için çaba sarf etmelidir. Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecritin kalkması demek, müzakerelerin başlaması demek ve savaşın son bulmasının yolunu aralamaktır. İslam zulme ve zorbalığa karşı mücadeleyi öngörür ve bunu müminlere emreder. Bu barbarlık ve zulüm karşısında mücadele etmek farzdır. Bu insanlar bir milletin hak ve hukukunu elde etmeleri için canlarını ölüme yatırmaktadırlar. Bununla savaşı durdurmak istemektedirler. Adaletin ve eşitliğin uygulanmasını savunmaktalar. İslama göre de bu zulme karşı verilen mücadele haklıdır, meşrudur ve kutsaldır. Her mümin kişi bu ağır tecrite ve haksız savaşa karşı sesini yükseltmelidir. Eğer dürüst mümin kardeşlerimiz, Kur’an sayfalarında bulunan ayetlerin emirlerini yerine getirmiş olabilselerdi, hem bu tecrit ortadan kalkardı, hem de mazlum Kürt milleti hak ve hukukuna kavuşurdu. Bedenlerini zulme karşı eriten bu insanların mücadelesine destek vermeli ve bu haksızlığı gidermeliyiz. Bu Allah’ın emridir. Dileğimiz bu ceberrut devletin Firavun yöneticilerinin, bu çığlığı duymaları ve hemen bu tecrite son vermeleridir. Herkesin hak ve hukuku ile adaletin hakim olduğu bir dünyada yaşamak temennisi ile.