• Türkiye’nin, önümüzdeki dönemde Suriye, İran ve Rusya eksenindeki gelişmeler nedeniyle daha yoğun bölgesel ve uluslararası baskılarla karşı karşıya kalacağı değerlendiriliyor.

MİHRAC URAL

NATO Ankara Zirvesi, Türkiye açısından yalnızca uluslararası bir toplantı değil, aynı zamanda ülkenin iç ve dış politikadaki temel sorunlarının görünür hâle geldiği bir süreç oldu. Zirve için seferber edilen geniş olanaklar ve özellikle ABD Başkanı Donald Trump’a gösterilen ilgi, Erdoğan yönetiminin uluslararası alandaki konumunu güçlendirme çabasının önemli bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Zirve öncesinde ve sırasında NATO karşıtı gösterilere yönelik müdahaleler, gözaltılar ve tutuklamalar demokratik hak ve özgürlükler konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Toplum, farklı düşünceleri ve siyasal eğilimleriyle bir bütündür. Baskı yöntemleri, var olan sorunları ortadan kaldırmamakta; aksine daha da derinleştirmektedir. Kürt meselesi, Hatay tartışmaları, ekonomik kriz ve demokratik yapıya ilişkin gerilimler, Türkiye’nin çözüm bekleyen temel sorunları olmayı sürdürmektedir.

Ankara Zirvesi, yalnızca Türkiye açısından değil, NATO’nun yeni stratejik döneminin ilanı bakımından da önem taşımaktadır. Bu süreç, “NATO 3.0” olarak adlandırılan büyük güç rekabetinin belirlediği yeni uluslararası sistemi ifade etmektedir. Bu dönemde Rusya temel askeri tehdit, Çin ise uzun vadeli stratejik rakip olarak tanımlanmaktadır. Yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri, insansız sistemler ve savunma sanayisi, NATO’nun öncelikli çalışma alanları hâline geldi. Aynı zamanda NATO, Türkiye’den Rusya ile askeri ilişkilerini sınırlandırmasını ve S-400 sistemleri konusunda adım atmasını bekliyor. Böylece NATO, yalnızca askeri bir ittifak olmaktan çıkarak teknoloji, üretim ve savunma sanayisini bütünleştiren yeni bir yapılanmaya yöneliyor.

Ankara Zirvesi kararları

Zirve bildirgesi, NATO’nun önümüzdeki dönemde izleyeceği stratejik yönelimi ortaya koydu. Bildirgede kolektif savunma ilkesinin sürdürülmesi, Rusya’nın temel tehdit olarak tanımlanması, terörle mücadele, savunma yatırımlarının artırılması, Ukrayna’ya desteğin devamı, İran kaynaklı bölgesel güvenlik sorunları ve teknolojik dönüşüm öne çıkan başlıklardı. Washington Antlaşması’nın 5. maddesine bağlılık yeniden vurgulanırken, siber saldırılar ve hibrit tehditler de öncelikli mücadele alanları arasında sayıldı. Savunma harcamalarının artırılması, ortak üretim kapasitesinin geliştirilmesi ve yapay zekâ destekli askeri sistemlere yatırım yapılması, yeni dönemin temel hedefleri arasında yer aldı.

Ukrayna’ya askeri ve ekonomik desteğin sürdürülmesi de zirvenin önemli kararlarından biri oldu. NATO, Rusya karşısındaki mevcut stratejik çizgisini koruyacağını ilan etti; bu yaklaşım, ittifakın barıştan çok askeri caydırıcılığı önceleyen bir politika izlediği yönündeki eleştirileri de beraberinde getirdi.

Zirvenin önemli tartışma başlıklarından biri ise mali yük paylaşımıydı. ABD, NATO’nun askeri ve ekonomik yükünün büyük bölümünü taşıdığını savunurken, Trump yönetimi Avrupalı müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesini istemektedir. Bu durum, NATO 3.0 döneminde ekonomik ve örgütsel sorunların da belirleyici olacağını göstermektedir.

Türkiye ve İran

Türkiye açısından zirvenin en önemli beklentilerinden biri, F-35 programına yeniden dönüş ve ABD ile ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasıydı. Olumlu mesajlara rağmen F-35 konusunda somut bir ilerleme sağlanamadı. Bunun sonucunda Türkiye’nin Eurofighter Typhoon savaş uçakları konusunda İngiltere ile yürüttüğü temaslar daha fazla önem kazandı.

İran başlığı da zirvenin temel güvenlik gündemlerinden biriydi. NATO, İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımının kesintisiz sürdürülmesini stratejik öncelik olarak değerlendirdi. Buna karşın İran’a yönelik doğrudan askeri müdahale kararı açıklanmadı.

Bununla birlikte, bölgesel gelişmeler doğrultusunda Türkiye’nin yeni askeri ve diplomatik görevlerle karşı karşıya kalabileceği; Hürmüz Boğazı’nda görev üstlenmesinin gündeme geldiği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Suriye, İran ve Rusya eksenindeki gelişmeler nedeniyle daha yoğun bölgesel ve uluslararası baskılarla karşı karşıya kalacağı değerlendirilmektedir.

NATO’nun yeni döneminde ortak askeri bulut sistemleri, yapay zekâ destekli komuta-kontrol mekanizmaları, insansız sistemler ve savunma sanayisinde ortak üretim modeli öne çıkmaktadır. Böylece geleceğin savaş anlayışı, yalnızca askeri güçle değil, teknoloji, üretim kapasitesi ve ekonomik üstünlükle tanımlanmaktadır.

Trump ve Suriye

Zirvenin dikkat çeken başlıklarından biri de Trump’ın Suriye yönetimiyle gerçekleştirdiği temaslar oldu. Trump’ın Ahmed eş-Şara (Colani) ile görüşmesi, ABD’nin Suriye politikasında yeni bir yaklaşım arayışı olarak yorumlandı. Trump, Şara’nın terör örgütleriyle bağlantılı bir geçmişe sahip olduğunu düşündüğünü, ancak zaman içinde farklı bir konuma geldiğini ifade etmişti. ABD yönetiminin Suriye’ye yönelik bazı yaptırımları hafifletme ve yeni yönetimle ilişki kurma yönündeki adımları da bu çerçevede değerlendirilmektedir. Bu gelişmeler, ABD dış politikasının çıkarları doğrultusunda geçmişte karşı çıktığı aktörlerle daha sonra ilişki kurabildiğini gösteren örneklerden biri olarak yorumlanmaktadır. Trump’ın açıklamaları da Suriye’de yeni dengeler oluşturma ve ABD’nin bölgesel etkisini sürdürme çabasının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.