• Çocukları ana dillerinden koparmak, var oluş ve yaşam nedenlerini ortadan kaldırmak demektir. Soykırımcıların bir elleri kanlı, diğer elleri beyaz soykırımla kirlidir.

NUBAR OZANYAN

Türk romancı, siyasetçi akademisyen ve kurtuluş savaşında görev yapıp “Halide Onbaşı” olarak anılan, bir dönem Demokrat Parti’den milletvekilliği ve profesörlük yapan Halide Edip Adıvar’ın kimliği ve yaptıkları sadece bu kadar mı?

Çağdaş, cumhuriyetçi, laik, modern Türk eğitimcisi, yazar olarak tanınan, herkes tarafından ‘kadın hakları savunucusu’ olarak bilinen Halide Edip Adıvar ve Sıdıka Avar gerçekten  tanıtıldıkları gibi çağdaş, modern eğitimci midir? Yoksa binlerce yetim Ermeni, Kürt Kızılbaş-Alevi ve Arap çocuğu 5 Nolu Zindan işkence yöntemlerine benzer bir vahşet uygulamasıyla “Modern Türk Eğitim” sistemine mi kazandırdılar? Bu çocukların zorla Türkleştirilmesi, Sünni İslama geçmeleri için her türlü utanç verici zulmün yapılmasına ortak olmuş birer beyaz soykırımcı mıydılar?

Elbette tarihte azılı bir çok soykırımcı katil gibi soykırımcı hafıza katilleri de kendilerini suçlu görmeyip, hiçbir kalemin kendilerini siyah yazmasına müsaade etmemiştir. Ta ki soykırım mağduru tanıklar ortaya çıkıp yaşadıkları zulmü anlatıncaya kadar... Bilinir ki, yalanlar ortaya çıkmadıkça yalancılar ‘dürüst’ olarak tanınmaya devam eder. Vicdan ve ahlak damarları kopartılmış Türk resmi tarih yazıcı ve anlatıcıları, kendi tarihlerinin vahşetle dolu olduğunu gizlemeye çalışıp herkesin kendilerine inanmasını bekleseler de bilinir ki “kan lekeleri silinmez.” Tanıklar, soykırımdan ve utanç verici işkence kamplarından sağ kurtulup yaşadıklarını anlatmaya çalışsa da egemenler, “TC düşmanlarının iftiraları” diyerek suçlarını inkar eder. Türk resmi tarih yazıcı ve siyasetçileri, o büyük suçlarını her ne kadar inkar etseler de diri diri toprağa gömülen, katledilerek uçurumların diplerine atılan çocukların haykırışları ve iniltileri altında kalan yetim çocukların tanıklığı ve anlatıları buza yazılı resmi yalanları parçalayacaktır.

Ayn-Tura ölüm kampından şans eseri sağ kurtulan sayısız yetim çocuğun anlatıları üzerinden tarih yeniden kurulur. Halide Edip Adıvar’ın, çağdaş cumhuriyetçi yazar olarak kendini tanıtması onun Cermag (beyaz) soykırımcı olduğu gerçeğini karartamaz. Ermeni, Pontus, Kürt, Alevi halkların tarihi, sayısız Türk generalin onur ve şereften yoksun sahte sözlerine; sayısız beyaz yakalı tarih ve dil profesörünün, yazar ve aydının düzmece tezlerine ve yalan iddialarına tanıklık etmiştir.     

1915-18 yılları arasında Beyrut’un 20 km ilerisinde kurulan Ayn-Tura, Ermeni Soykırımı sürecinde topraklarından kopartılan annesiz babasız bırakılan çocuklara şiddeti, acıyı, işkenceyi, asimilasyon sürecini yaşatan zulüm kampı olur. Çoğunluğu Ermeni olmak üzere Arap-Kürt çocukların isimleri zorla değiştirilir. Kendi aralarında Ermenice-Kürtçe-Arapça konuşmalarına müsaade edilmez. Gerçek isimlerini kullanan, Ermenice konuşan Hristiyanlık ritüellerini sürdürmeye çalışan çocuklar, disiplin adı altında açlık, falaka, güneş altında bekletilme dahil birçok sayısız cezaya çarptırılır. Hristiyan geçmişlerine dair her türlü bağ, sistematik şiddet eğitimiyle koparılmaya ve Müslümanlaştırılmaya çalışılır.

Cemal Paşa’nın İttihatçı eğitmeni Halide Edip Adıvar, anılarında Ayn-Tura yetimhanesini çağdaş modern eğitim yuvasına çevirmek için çabaladığını, Ermeni çocukların kendi rızalarıyla Türkçe isimler aldıklarını iddia eder. O çocukların şiddetle cezalandırmalarından hiç bahsetmez. Karnig Palyan isimli yetim çocuk, bu iddiayı yalanlayacak anlatılarda bulunur. Halide Edip Adıvar’ın gözleri önünde 300’er sopa darbesi ile ağır cezalandırılan Manuel ve Mıgırdiç’in yarı ölü bedenlerinin sürüklenerek hastaneye götürüldüğünü anlatır. “Bine yakın yetim, korku içinde yaşlı gözlerle falaka törenini izler. Orada bulunan Halide Edip adlı o güzel kadının ve öğretmenlerin yüz ifadelerinde ve bakışlarında en ufak bir değişikliğin olmadığını” söyler Karnig Panyan. 

İttihat-Terakki’nin troykasından biri olan, Arap halkına çektirmediği zulüm bırakmayan Cemal Paşa, yetim Ermeni çocuklar başta olmak üzere Kürt-Arap çocukların yabancı misyonerlere kaptırılmaması için “Osmanlılaştırma” amacıyla toplatıldığını ve korunmaya çalışıldığını iddia eder. 

Aynı şekilde “Mor Salkımlı Ev” kitabında Halide Edip yetimhanede “Ermeni çocuklarını Müslüman yapmak gibi bir gaye yoktu… Esasen din dersi verilmiyordu” derken, yine çocuk tanık Karnig Panyan, yetimlere İslami din ve tarih dersi verildiğinde “uzun boylu iri yapılı saçı sakalı ağarmış Molla Necmedin”den bahseder. Molla Necmedin’in dört yıllık dil dökmesi sonucunda bir çocuğun İslamiyet’i kabul ettiğini, çocuğun sünnet olduğunu, saat kulesinde ezan okuduğunu, günlerce bir odada inzivaya çekildiğini, birbirinden lezzetli yemekler yediğinden de bahseder.

Açlık ve işkencenin hüküm sürdüğü Ayn-Tura yetimhanesinde “kahkaha” seslerinin yükseldiğini “Memoires” adlı hatıra kitabında anlatan Halide Edip’in iddiasına karşın gerçeğin böyle olmadığını yetimhanede kalan Karnig Panyan’ın anlatımlarında görülebilir. Ermeni isminin yerine kendisine konulan Türk ismini reddederek gerçek ismini haykıran çocuk, bundan dolayı dövüldüğünü, aç bırakıldığı söyler. Öğretmenine “Arkadaşlarım aç! Açlık çok şey yaptırır insana. Sinek de yedirir. Mürekkep de. Anlayın halimizi” diye haykıran Karnig Panoyan işkenceye maruz kalır. Keza “disiplin suçu” işlediği iddiasıyla öğretmenler tarafından atılan dayak ve aldığı ağır darbeler sonucu Apraham adlı çocuğun kör kaldığını anlatır.

Açlığın, yoksunluğun, zulmün kol gezdiği yetimhanede mutlu olan tek insan Halide Edip olur. İşkence sonucu gözlerinden ve ayak tabanlarından dökülen kan damlalarıyla sulanmış Suriye çölleri üzerinden düğüne gider gibi süslü, neşeli ve gururlu beyaz şefkatli Türk kadını geride kalır.      

Radikal bir İttihatçı olan Halide Edip Adıvar, her ne kadar eğitimci, yazar, çağdaş ve modern bir kadın olarak anlatılıp tanıtılmaya çalışılsa da beyaz bir soykırımcı, güzel yüzlü beyaz bir asimilasyoncudur.

Bugün bu topraklar akademisyen, eğitmen, profesör, doktor, siyasetçi kimliklerinin arkasında gizlenen sayısız Cermag Çart’ın (beyaz soykırımın) acımasız hafıza ve bilinç katilleriyle doludur.

Bugün en utanç verici beyaz soykırım zulmü, Kürt halkı üzerinde uygulanmaya devam ediyor. Onlar çok iyi biliyorlar ki; ana dil, tarihtir, kültürdür, hafızadır. Var olma ve yaşam nedenleridir. Hangi neden ve biçimde olursa olsun çocukları ana dillerinden koparmak, var oluş ve yaşam nedenlerini ortadan kaldırmak demektir. Çocukları kurtulamayanların, geleceği olmaz. Açlığı ve zulmü silemeyenler, yeryüzüne çocuk gülüşlü güneşi getiremez. Soykırımcıların bir elleri kanlı, diğer elleri beyaz soykırımla (Cermag Çart) lekeli ve kirlidir.