Enerji politikasına ilişkin son yazımızda bazı güncel belirlemelerde bulunduk. Bugün bir adım daha geri atarak konuya daha temelden bakmaya çalışacağız.
'Enerji' çok kapsamlı bir konu, terimi toplumda çok yönlü kullanılmakta ve fizikte yüzıllardır araştırılmaktadır. Fizik dersini görmüş olanların aklında olan, enerjiyi özetleyen ve Albert Einstein tarafından geliştirilen şu ünlü formüldür: E = m • c2. Ancak bu boyut bizim konumuz değildir.
Enerjiden bahsedince önce enerjiyi, elektriğe ve ısıya ayırmamız lazım. Elektrik enerjisi ve ısı enerjisi birbiriyle sıkı ilişkide olsa da (özellikle kullanılan enerji taşıyıcısı açısından) ayırmakta fayda var.
Isı amaçlı enerjiyi insan toplumları onbinlerce yıldır kullanırken, elektrik amaçlı enerjinin geçmişi ise 19. yüzyıla kadar gidiyor. Önce ısı enerjisiyle başlıyalım, diğer yazıda elektriği ele alacağız.
Isı yaratmak için insanlar tarih boyunca doğada değişik unsurları ('kaynak' terimi yerine burda bilinçli şekilde 'unsur' tercih edilmektedir!) kullandılar. Kullanılan unsurlar onlarca, milyonlarca yıl sonucu değişik süreçlerden geçerek oluşmuş; oluşurken özellikleri itibariyle yakılmaları sonucu yüksek miktarda ısı etrafına yayılırlar. Bu ısının insan tarafından kullanılması ile insanların gelişimi açısından çok kritik bir dönüşüm noktası yakalanmıştır. Çünkü ondan önce milyonlarca yıl bu anlamda ciddi adımlar atılamamıştır. Bugün yaşamımızı ısı olmadan düşünebilir miyiz?
İnsanlar tarafından en başta odun ev, mağara veya açık havada yakılmıştır ki insanlar ısınsın ve yemeklerini pişirsin (bu noktada aklımızda onbinlerce yıl yaşayan ilkel insanların nasıl ilk ateşi yaktıkları aklımıza gelebilir). Bu Türkiye ve Kürdistan'da  bugün epey gerilemiş olsa da halen dünyanın birçok ülkelesinde odun en temel ısı enerjilerinden biridir. Burda bir noktaya dikkat çekmek isteriz: Kürdistan'da 20. yüzyılda nüfusun hızlı artmasıyla beraber odunun ısınmak amaçlı kullanımı sonucu çok sayıda ormanın 80'li yıllara kadar yok edildiğini unutmayalım.
Yine son yüzyıllarda kömür de dünyanın birçok ülkesinde ısınmak amaçlı çok yaygınca kullanıldığı bilinir. Son onyıllarda kömür ülkemizde bugün birçok apartmanda kaloriferleri kışın çalıştırmak için kullanıldığını orda yaşayanlar iyi bilir. Sanayi ülkeleri ve TC gibi sanayileşen bazı devletlerde kömürün yerini, en başta neden olduğu hava kirliliğinden dolayı son on yıllarda doğal gaz almaya başladı. Bu sürecin devam etmesiyle yakında Kürdistan'ın bütün şehirlerinde doğalgaz kullanılmaya geçilir.
Bu iki unsurun dışında gübre de geleneksel ısı unsurları arasına girer. Fakat gübrenın sınırlı mevcutu, odun ve kömür kadar etkili olmaması ve tarımda kullanılmasından dolayı genelde fazla ciddi rol almamıştır.
Dünyanın bazı bölgelerinde odunun dışında başka bitkiler de ısınmak ve yemek pişirmek amaçlı kullanılmaktadır.
İnsan toplulukları binlerce yıl kullanılan unsurların seçiminde bulundukları coğrafyaya bağlılar. Önemli olan asgari zaman ve çaba harcayarak ısı enerjisini ortaya çıkaracak unsurlara erişmekti. Kürdistan'da kullanılan yukarıda bahsedilen unsurlardı en başta. Soğuğun az olduğu coğrafyalarda elbette ısı açısından insanlar soğuk bölgelere göre önemli avantajdaydı.
Sanayileşme ile 20. yüzyılda ısı için bazı yeni unsur ve üretim şekilleri eklendi. Bunlar arasında özellikle önce doğalgaz, sonra jeotermal enerji (yer içinden çekilen ısı) ve biyokütle (bioyakıt elde etmek amaçlı hayvansal, bitkisel ürün ile organik atıkların kullanılması) geliştirilip yaygınlaştırıldı. Doğalgaz 2. Dünya Savaşından sonra sanayi ülkelerde yaygınlaştı, diğer iki enerji daha çok son 20 yılda ortaya çıktı.
Bununla birlikte ulaşım araçları, sanayileşme ve tüketim geliştikçe, ekonomik durumu daha iyi olan kentler ve devletler gittikçe daha uzaklardan ısı amaçlı enerji getirmeye başladılar. Bu süreç kapitalizmin neoliberal aşamasında inanılmaz boyutlara ulaştı. Okurlarımızın çoğu enerjinin çokça ve ucuza herkese ulaşmasında sorun görmeyebilir. Bir taraftan haklılar da, fakat bu durum o kadar ilerlediki örneğin 10 bin kilometre uzaklıktaki bir yerde kömür yüzde 25 daha ucuz diye yereldeki kömür ocakları kapatıldı ve yerel enerji üretimleri durma noktasına geldi bir çok yerde. Bununla yerel ekonomik güç de aslında düştü, dışa bağımlılık arttı ve gereksiz tüketim de gelişti. Bugün dünya bir çok STK, hareket ve araştırmacılar enerjide bu kadar küresel iş bölümün yapılması stratejik hatalardan biri olduğunu belirtiyorlar.