Kişi bir toplumda yaşadığı ve kendi biyografik tarihini kurduğu gibi o toplumdaki iletişime katılır, etkileşim kurar. Kişi sadece bellek biriktirmez, kendi belleği nasıl başkalarıyla yapılanmışsa, o da başkalarının belleğine dahil olur. Biz’lik, fikrine ve benliğine girer.
Ulus-devlet sürecinde yaratılan zor, yok sayma, korku, bireyin ve toplumun hafızasında sürekli kesintiler, kopmalar yaratarak bir unutuşu kodlar. Bu yüzyılda artık gündelik hayatın pratiğinde kaybolan toplumlar ve bireyler, tek tip ulus-devlet modellerine hapsolmuş, yaşamın bütün mekanlarında iktidar mekanizmaları ve kurumları inşa edilmiştir.
Bugünlerde, geçmişte insanların yaşamlarına, sürgünlere ve köylerinin yakılıp yıkılmasına bedel olmuş bir direnişi hatırlıyoruz: Koçgîrî Halk Hareketi'ni... Bugün tarihten günümüze doğru bakıldığında, Koçgîrî toplumu özelinde tüm halkların yaşadığı ve hissettikleriyle bir şekilde egemen ideolojinin yarattıkları net olarak şekillenecektir.
Büyük metropoller adeta toplum mühendisliğinin bir laboratuvarı haline gelmiş durumda. Egemen ulus-devlet paradigmasının üretim merkezleri ve insanlarda bu merkezlerin büyük denekleri...
Kentlerde yaşayan buralara zorla göç ettirilmiş topluluklar, çeşitli şekillerde ruhbilimsel araçsal iktidar mekanizmalarıyla yüklenir ve bu düzeneklerden geçirilir.
Koçgîrî toplumu için de benzer bir pratik uygulanır. Uzun süreçlerden sonra hadisenin (Koçgîrî İsyanı) ardından iktidar tarafından toplumsal bilincin, belleğin yitimi için uğraşılır. Hadiseden sonra devletin pratiği öncelikle toplumsal realiteyi büyük bir zulüm, işkence ve infaz sürecinden geçirerek, sonra toplumda korku ve iktidar hegemonyası kurmuştur.
Diğer halkların üzerinde uygulanan soykırım, katliam, tehcir vb. yöntemlerle bellek yitimi ve kolektif hafızanın yok edilmesi pratiğini yaratmıştır. Bireyler kendilerini bu durumda yalnız güçsüz, çaresiz olarak savrulmuş hisseder hale gelir, kendini küçültür, teslim olur.(1)
Varoluşsal kuşku ve soyutlanmışlıktan kurtulmaya çalışan birey, kendinden üstün gördüğü bir güce boyun eğer. Benliğini tehdit eden hayal kırıklığı ve tatminsizlik duygusu, otoriteye boyun eğme ve otorite olma arzusuyla dolmuş hale gelir.
Toplumun çeşitli biçimlerde pratiği, varolan sistemsel ilişkide yer arayarak, mevcut yerleştirilen kodlarla otorite olma arzusu, mevcut otoriteye de boyun eğmeyi getirmiştir.
Kemalist ideolojinin Koçgîrî'de uyguladığı ve sonrasında oluşan sonuçlarıyla meydana gelen durum, bu hali almıştır. Yaşanan coğrafik ve toplumsal kopukluk, Koçgîrî insanı özünde ve bir biçimde diğer halkların da yaşadığı şekilde asimilasyonu yaratmıştır.
Sömürü bu şekilde yaşanırken, sömüren bir şekliyle bölgeyi anavatan ve bölgede yapılanları da anayurt savunması olarak görür.
Egemen devlet hep faşist eğilim tohumunu bünyesinde taşır; her zaman kendisine karşı direnebilecekleri yok eder, geride kalanları yabancılaştırarak asimile eder. Bir şekilde izleri silerek hatırlamayı ve anımsamayı da engeller. Yaşanan kültürel istilayla toplumsallığını yitiren Koçgîrî toplumu, kentlerde bireylerin erimesine neden oldu.
Mevcut erkek egemen otoriter sistemli yapının yıllarca en başarılı yaptığı şey; toplumu kamplara ayırarak babaya, amire, askeri komutaya, öğretmene, polise ve devlete itaat etmeyi öğretmektir. Bu durumda artık ezilenler yabancılaşmanın etkisiyle, ne pahasına olursa olsun ezene benzemeye, onu taklit etmeye başlar. Egemen toplumun yarattığı asimilasyon politikalarından kaynaklanan kültürel terörizm, toplumda erime ve yabancılaşmayla kendini inkarı getirmiştir. Bu durum da toplumda bir kara deliğe neden olmuş ve kimlik konusunda bir boşluk yaratmıştır.(2)
Birçok toplumsal başkaldırı sürecinde Koçgîrî toplumu yer almışsa da genelde genç kuşak ve sistemin saldırılarından sıyrılabilmiş insanlar yer almıştır. Ama gene de bu tür süreçlerden geçerken çeşitli sol yapı ve hareketlerde gene yaşananlar ve özünde Koçgîrîlinin yaşadıkları ayrıca varolan Kürtlük kavramının hiçbir zaman derinlikli tartışılmadığı hep geriye atıl bırakılan bir hal alması benzer biçimde var olan kültürel ve sosyal hali bir kez daha önemsizleştirilerek bellek yitimine unutuşa hapsetmiştir. Böylelikle bu süreçlerde de çabucak bir sistemsel merkezden yapılan Türklük kavramına giderek daha çok yakınlaşma yaşanmıştır. Çünkü birey zaten post-travmatik bir haldeyken bir kez daha yaşanan toplumsal başkaldırılarda devletin ağır saldırısı geri çekilme ve yenilgilere neden olduğu için bir kez daha bu toplumlarda büyük yaralara neden olmuştur.
90’larla beraber kabaran süreçlerde devlet çeşitli yöntemlere gitmiştir. Dernekleşme modellerini öne sürmüştür. Bu memleketçilik sevdası ve toplumu gene hapishane modeliyle yalnızlığa mahkum etmiştir. Bu derneklerde özellikle var olan ulus-devlet paradigmasının kurumsal üretim merkezleri olmuş, birçok dernekte bayrak ve Mustafa Kemal büstü-fotoğrafı yer almıştır. Toplum kendini kemalist olarak tanımlar hale gelmiş, egemen ideolojinin temsilcileri doğrudan söylemlerini ve paradigmalarını topluma yedirmeyi katbekat hızlandırmıştır. Bu süreçlerde yaşanan erkek egemen anlayış ve iktidar olma kavramları patlama yapmıştır. Tüm bu süreçlerdeki dernekleşme faaliyetleri kültür ve dayanışma kelimelerinin altında vuku bulmuştur. Ne yazık ki üretilen kültürel form ve dayanışma hep seçim öncesi etkinlikler ve CHP özelinde diğer düzen partilerinin ego tatmini merkezleri olmuştur. Hiçbir süreçte bu halden kopma yaşanmamış, gittikçe yaşanan pratik var olan geçmişi inkara ve yeni bir geçmişi yorumlayarak toplum içerisinde indirgeyerek normalleştirdi.
Yapılan toplumsal pratikler hep bir Kürt halkının serhildan süreçleri sırasında yaratılan propaganda ve karalama politikaları yaşanan pratiklerin üzerine bir ayrıştırmaya neden olmuş özelinde Koçgîrî ve diğer Kızılbaş Alevi toplumunda bir kenarda durma durumu yaratmıştır. Her ne kadar bireysel pratiklerin çok büyük direnişleri yaşansa da toplumsal bir durma yaşanmıştır. Sistemsel kurumlara ve mekanizmalara o dönem açılan boşluklara giren bireyler gittikçe toplum içerinde artık dışarıdan kimsenin yapmasına ya da müdahalesine gerek bırakmadan işleyen bir durum yaratmıştır. Bugün ve geçmişte de bu durumda hareket eden birey hiçbir zaman özgürleşmeci ve eşitlikçi bir dünyanın perspektifiyle yaklaşmamıştır. Bu duruma artık yerleşen hegemonik ve itaatkar bilinç diğer insanları da çabucak etkilemiştir. Zaten devletin yarattığı eski Türklüğün kutsallaştırılması etiketi toplumda büyük hayranlık durumu yaratmıştır. Çeşitli Cemevlerinde dedelerin kurduğu çeşitli egemenlik ilişkileri yapılan ritüellere başlamadan devlet ve Kemalizm tabularını yaratıyor. Toplumun kültürü belleğinin çimentosu gibidir. Toplumu kendini okumasını ve bir kolektifliği yaratan süreçlerdir. Zamansal ve mekansal birliklerin pratiği vardır. Bu süreçlerde yukarıdaki süreçlerden geçen tüm bu toplum şimdi de çeşitli konjonktürel ve yeni aktörlerin yaratıldığı süreçleri yaşamaktadır. Gene egemen düzenin bir şekliyle taklidi ve itaat süreçinin inşasına devam edilmektedir.
Bir biçimde bütün bu yoğunlaşma ve kelimelerin toplamıyla geçmiş tam da kaldığı noktada o gün Alişer ve Zarife Xanım'ın yarattığı çizginin perspektifiyle ilerleyen pratiklerin de devam ettiği zamanlarda yaşıyor. Buradaki yazılanlar biraz olsun genel toplumsal algıda bir türlü kırılamayan duruma acaba Koçgîrî merkezli bir yaklaşım mı geliştirmeli sorusunu da akla getirir. Birçok yanıyla eksik ve değinilmeyen noktaları düşünerek gelecek yazılarda tartışmayı bu haliyle bir giriş taşımasını belki çeşitli sanat disiplinleriyle bu bellek konusunu işleyebiliriz.
Mart ayı bir kez daha isyanın ve özgürleşmenin ayı olarak geldi ve geçmişte Nuri Dersimi’nin pratikleri bugün Rojava’da yeşeriyor. Bir kez daha unutmadık, unutturmayacağız diyerek kendi belleklerimizde kolektif bir hafızanın sürdürücüleri olmaya...
***
Kaynakça:
* "Yakın Doğu'da Koçgîrî ve Dersim" Selahattin Ali Arik, Peri Yayınları / Tarih Dizisi (Kitap yer alan bellek-kişilik ve kimlik bölümü bu konuda çok katkıda bulundu.)
1) Aslı Daldal "Mustafa Kemal kültürünün toplumsal ve ruhbilimsel temelleri üzerine bir ön çalışma" makalesi. Birikim dergisi Ocak-Şubat 1998,
2) Paul Connerton "Toplumlar Nasıl Anımsar",
3) Paulo Freire "Ezilenlerin Pedogojisi".
ÇINAR KOÇGIRÎ: Öğretilmiş ve öğrenilmiş Koçgîrîlik