Çağlayan Adliyesi'nde kanlı biten rehine krizinde üç kişi yaşamını yitirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu operasyonu başarılı buldu. Başbakan Davutoğlu ise avukatlardan gazetecilere kadar geniş bir kesimi tehdit etti. İç güvenlik paketinin önemine dikkat çekti ve "Bundan sonra hiç kimsenin izinsiz dışarı çıkmasına müsamaha göstermeyeceğiz" dedi.

Oysa işin püf noktasını da bu oluşturuyor aslında. Yani yasakçı zihniyet. Sadece devlet gücünü iktidarların bekası için kullanan zihniyet. Her seferinde ısrarla altını çizmeye çalışıyorum. 90 yıllık devlet geleneğinin inkarcı, imhacı ve yasakçı zihniyetinin biriktirdiği sorunların bedelini bu toplum ödüyor. En iddialı olan partiler kendi iktidarını pekiştirecek sorunlara kısmi olarak çözümler üretmiştir. Ama asla sorunların köklü çözümüne yanaşmamıştır. Oysa önce Türkiye'nin büyük resmine bakmak lazım. Neredeyse cinnet geçiren bir toplum var karşımızda. Her gün bir şiddet veya ölüm olayı ile başlıyor. Kadın cinayetleri, işçi cinayetleri, çocuklara yönelik cinsel istismar olayları, ekolojik kıyım, ekonomik eşitsizlik, palalı-satırlı insan manzaraları, linç görüntüleri, üniversitelerde birbirini boğazlayan öğrenciler, mahalle baskısı...

Belli ki bir huzursuzluk, mutsuzluk, ve rahatsızlık var.   

Öte yandan bu tabloyu daha da kutuplaştıran, azdıran, ayrıştıran, bölen hükümet ve partiler... Yangına körükle gidiliyor. Yedi yaşındaki çocuğa 'taş ve molotof attı' diye soruşturma açılıyor. 13-14 yaşındaki çocuklara Cumhurbaşkanı'na hakaretten cezalar veriliyor. Gazeteciler, avukatlar, işçiler, Kürtler, Aleviler, inançlar, Türkiye halklarına muhalefet hakkı bile tanınmıyor. Kadınlar her gün sokaklarda katlediliyor. Biri kalkıp '6 yaşındaki çocukla evlenilebilir' diyor, öteki kadının eteğine, öteki karnındaki bebeye, kimi işine, kimi eşine velhasıl aslında saçından tırnağına her şeyine karışılıyor ve sonuç; her gün kadın cinayeti. Kültür, doğa yok ediliyor. Ekonomik büyüme diye topluma dayatılan ise daha vahim. Ekonomik eşitsizlik dibe vurmuş. Kısacası cinnet için ne ararsan var. Ama ilgili ve yetkili kurumların umurunda değil. 

Diğer taraftan, onbinlerce faili 'meçhul' cinayetin mağduru halen çocuklarının kemiklerinin peşinde, Kürdistan'da 90'larda yaşanmış katliamların davaları zaman aşımı ile kapatılmak isteniyor. 12 yaşındaki çocuğa 13 kurşun sıkılıyor, çıt yok. 6-7 Ekim Kobanê eylemlerinde 50'ye yakın insan katledildi, sadece birkaç kişinin failleri peşine düşülmüş, diğerleri gündeme bile gelmiyor. Gezi'de, Lice'de, Cizîra Botan’da katledilen gençlerin, çocukların failleri korunuyor. En genel haliyle Türkiye tablosu bu. Sınırların ötesi ise daha vahim. 

Oysa şeffaf, adil, demokratik, eşit, katılımcı ve özgür bir sistem olsa bunlar olmayacak. Belki yine sorunlar olacak ama insan yaşamı bu denli anlamsızlaşmayacak. Toplum bu denli yabancılaşmayacak, kutuplaşmayacak. Hukuk ve adalet hiçbir partinin elinde olmayacak. Ordu ve polis önce toplumun güvenliğini esas alacak, ayrım yapmayacak, 'vur' emri veren yasalar çıksa bile aldığı eğitim ve kültür buna izin vermeyecek. Kadın öteki olmayacak, sömürülmeyecek, katledilmeyecek, kimse bedenine, düşüncesine, emeğine karışmayacak mesela. Tıpkı Van'da ki gibi önce erkekler buna karşı çıkacak. Çocuklar öldürülmeyecek, cezalandırılmayacak, gelecek için yetiştirilecek, hiç kimsenin din adına 'altı yaşındaki çocukla evlenilebilir' deme cesareti olmayacak. Halklar ve inançların kimlikleri inkar edilemeyecek. Ekonomik eşitsizlik ve ekolojik kıyım olmayacak mesela. Kimse adaleti kendi aramaya kalkmayacak. Yaşam kalitesi yükselecek mesela. Ama AKP, CHP ve MHP gibi partilerde bu ortamda yaşayamayacak. Toplum bu tür partilerin politikalarını kabul etmeyecek, izin vermeyecek. Kısacası toplum ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal gibi yaşamın her alanının hem mimarı hem katılımcısı olacak. 

Çok mu ütopik oldu? Bence değil. Türkiye toplumunda ciddi bir arayış var. Kimi kaygı ve korkularına rağmen, 7 Haziran genel seçimlerine normal bir seçim gibi de yaklaşmıyor. Bu seçim gerçekten yeni bir başlangıç yaratabilir. Bunun ipuçlarını görüyor. Eğilim yoklamalarında her gün HDP'nin oy oranının artış göstermesi bununla bağlantılı. Toplum yeni yaşam perspektifi ile yola çıkan HDP'ye daha sıcak bakıyor. Bu cinnet ikliminde nefes alacağı bir parti olduğunu görüyor. Yine devleti ve iktidarı değil, toplumsal barışı ve ortaklığı esas aldığının farkında. Türkiye halklarının da zaten buna ihtiyacı var.